Algı Gözlüğünüzü Değiştirmek:
Bir Evliliğin Kaderi İki Bilinç Arasında Nasıl Çizilir?
Seans odamın kapısı kapandığında ve çiftler karşımdaki koltuğa oturduğunda, genellikle ellerinde uzun bir “suçlamalar listesi” olur. Haftalarca, aylarca belki de yıllarca biriktirilmiş kırgınlıklar, öfkeler ve hayal kırıklıkları masaya dökülür.
Dinlediğim hikayeler ne kadar farklı görünürse görünsün, köklerine indiğimde neredeyse her zaman aynı görünmez mekanizmayla karşılaşırım: Algının hayatı, ilişkileri ve yuvayı şekillendirme gücü.
Bir evliliğin cenneti de cehennemi de eşlerin birbirlerine hangi bilinç düzeyinden ve hangi algı gözlüğüyle baktıklarında saklıdır. Gelin, ilişkilerimizin kimyasını belirleyen o kritik döngüyü ve iki farklı bakış açısını birlikte inceleyelim.
Görünmez Döngü: Düşünce Duygu + Enerji
İlişkilerde hiçbir tepki durup dururken ortaya çıkmaz. Her şey zihnimizde sessizce dönen bir düşünceyle başlar. Sosyal psikolojide ve terapide sıkça kullandığımız bu formül, evimizin içindeki iklimi belirler.
Diyelim ki eşiniz akşam eve her zamankinden bir saat geç geldi. Bu somut bir olaydır. Ancak bu olayın ilişkinizde bir krize mi yoksa şefkatli bir kavuşmaya mı dönüşeceği, tamamen sizin algınızla ilgilidir.
Eğer zihninizdeki ilk düşünce “Beni artık önemsemiyor, önceliği ben değilim” olursa, bu düşünce anında değersizlik ve öfke duygusunu tetikler. Bu duygu ise vücudunuzdan dışarıya negatif bir enerji ve eylem olarak yansır: Surat asılır, kapılar sert kapatılır, “Hoş geldin” bile denmez.
Karşı taraf eve girdiğinde bu buz gibi enerjiyi hissettiği an savunmaya geçer ve odasına çekilir. Günün sonunda kendi kendinize “Bak, haklıymışım, beni gerçekten önemsemiyor” dersiniz. Oysa bu korku filminin yönetmeni, kendi algınızdır. Eşinizin geç kalması bir olaydır; sizi mutsuz eden ise o olaya yüklediğiniz anlamdır.
Peki, bu algıyı yöneten şey nedir? İşte burada devreye Yokluk Bilinci ve Varlık Bilinci girer.
1. Yokluk Bilinci
İlişkide yokluk bilinci, kronik bir “duygusal açlık” durumudur. Bu bilince sahip eşlerin odağı her zaman olmayandadır. Eşinin yaptığı doksan dokuz iyi şeyi görmez, yapılmayan o tek şeye odaklanır.
“Bana hiç çiçek almıyor.”
“Zaten beni asla dinlemez.”
“Hep ben çabalıyorum.”
Bu cümleler yokluk bilincinin ayak sesleridir. Bu zihniyetteki bir insanı tatmin etmek imkansıza yakındır; çünkü ne kadar sevgi, onay veya ilgi alırsa alsın, içindeki “yetersizlik ve eksiklik” filtresi yüzünden gelen her şeyi tüketir ve yine boş kalır.
2. Varlık Bilinci
Varlık bilinci ise eşinizin hatasız veya kusursuz olduğu illüzyonuna kapılmak demek değildir. Aksine, onun insani eksikliklerini kabul edip, ilişkideki “olana” ve çabaya odaklanmayı seçmektir.
“Evet, bazen beni anlamakta zorlanıyor ama zor zamanımda ilk onun elini uzatacağını biliyorum.”
“Bugün benim için yaptığı şu küçük jest çok kıymetliydi.”
Varlık bilincindeki eşler, sevgi sermayesini büyütürler. Karşı tarafı sürekli borçlu çıkartmaya çalışmazlar. Bu evlerde güven, şükür ve takdir hissi hakimdir.
Algımızın ve yaydığımız enerjinin etkisi sadece eşimizle sınırlı kalmaz. Evin içinde büyüyen çocuklar, anne ve babanın birbirine söylediği kelimelerden ziyade, evde soludukları o görünmez enerjiyi kopyalarlar.
Yokluk bilinciyle, sürekli bir alacaklı-verecekli ilişkisiyle yönetilen bir evde büyüyen çocuklar, yetişkinliklerinde kaygılı, güvensiz ve dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılayan bireylere dönüşürler. Varlık bilincinin, şefkatin ve takdirin olduğu bir ev ise bir çocuğa hayatta verilebilecek enbüyük mirastır: Özgüven ve iç huzuru.
Gözlüğü Değiştirmek Sizin Elinizde
Bugün eşinize, sevgilinize ya da çocuklarınıza bakarken gözlüğünüzü değiştirin. Zihninizdeki o “eksikleri bulma” komutunu kapatın ve evinizdeki var olan güzellikleri, çabaları cımbızla çekip çıkarın.
Unutmayın; dışarıdaki hava durumunu değiştiremezsiniz ama evin içindeki iklimi hangi bilinçle ısıtacağınız tamamen sizin elinizde.