"Mükemmel Anne" Mi, "Biyo-İktidar" Mı?
Son yıllarda modern toplumun en büyük takıntılarından biriyle karşı karşıyayız: "Doğallık fetişizmi." Beslenmeden çocuk büyütmeye, yogadan kariyere kadar her alanda "en doğal olanı" yapma baskısı, şimdi doğum masasına bir yargıç gibi kuruldu. Sezaryeni bir "doğum şekli" değil de bir "ameliyat" olarak etiketleyen o keskin dille hesaplaşma vaktimiz geldi.
Bir aile danışmanı ve sosyolog olarak sormak zorundayım: Biz kadını mı kurtarmaya çalışıyoruz, yoksa idealleştirilmiş bir "doğa ana" imajını mı?
Michel Foucault’nun "Biyo-iktidar" kavramı tam da burada devreye giriyor. Modern toplum, kadın bedenini bir "üretim alanı" olarak kodladığında, doğumun yöntemi de bir politika haline gelir. Doğumu sadece "vajinal" ve "cerrahi" olarak ikiye ayırmak, kadının bedenini bir savaş alanına çevirmektir. "Doğal olan iyidir" önermesi, bilimsel bir gerçeğin ötesine geçip sosyolojik bir normatif baskıya dönüştüğünde, kadın kendi bedeni üzerindeki otoritesini kaybeder.
"Sezaryen Anneliği" Diye Bir Etiket Mi Var?
Klinik gözlemlerimde sıkça rastladığım bir sendrom var: "Eksik Doğum Travması." Tıbbi zorunlulukla sezaryen olan bir anneye, "Sen aslında tam doğurmadın, ameliyat oldun" dediğiniz an, o kadının annelik serüvenine bir utanç tohumu ekmiş oluyorsunuz. Bu durum, anneliğin biyolojik bir süreçten ziyade bir "performans sanatına" dönüştürülmesidir.
Eğer bebek sağlıklıysa, anne ruhen bütünse, o an yaşanan şey bir "ameliyat" değil, bir mucizedir. Neşterle kesilen deri, annelik bağını kesmeye yetmez.
Toplum olarak sezaryen oranlarını tartışırken, neden kadınların sancı çekmekten dehşet düzeyinde korktuğunu (Tokofobi) konuşmuyoruz?
Şehirleşmenin getirdiği yalnızlık,
Mahremiyetin olmadığı doğumhaneler,
"Köyün" desteğinden mahrum kalan çekirdek aile...
Kadın, bu güvensiz ortamda cerrahinin "öngörülebilirliğine" sığınıyorsa, suçlu kadın veya doktor değil; kadına o güveni veremeyen toplumsal yapıdır.
Bugün "doğal doğum" çoğu zaman özel ebeler, pahalı hazırlık kursları ve butik hastanelerle sunulan bir lükse dönüştü. Sosyolojik bir sınıfsal ayrım doğuyor: Zenginler "doğal" doğururken, sistemin çarkları arasındaki kadınlar "müdahale" ediliyor. Bu uçurumu görmezden gelip sadece "sezaryen bir sorundur" demek, sınıfsal bir körlüktür.
Ameliyat Olan Beden, Doğan Annedir
Doğumun şekli, kadının annelik derecesini ölçen bir termometre değildir. Bir aile danışmanı olarak diyorum ki; travmatik ve zorlanmış bir "normal" doğum, sevgiyle ve bilinçle karşılanan bir sezaryenden daha sağlıklı değildir.
Toplumun görevi, kadını bir yönteme zorlamak değil; yöntemi ne olursa olsun o kadının kucağına bebeğini "suçluluk duygusuyla" değil, "gururla" bırakmaktır