Ayşe Yaren Yılmaz- Psikolog
Köşe Yazarı
Ayşe Yaren Yılmaz- Psikolog
 

Sessiz Yaralar: Akran Zorbalığının Psikolojik Yankıları

Akran zorbalığı çoğu zaman yüksek sesli bir çatışma olarak hayal edilir: bağırışlar, itişmeler, alaycı kahkahalar. Oysa psikolojik açıdan en derin yaralar genellikle sessizlikte açılır. Görmezden gelinen bakışlarda, söylenmeyen ama hissettirilen dışlamalarda ve kişinin kendi değeri hakkında yavaş yavaş şekillenen olumsuz iç konuşmalarda gizlidir. Akran zorbalığı, yalnızca bireyler arası bir sorun değil; bireyin benlik algısını, duygusal dayanıklılığını ve dünyayla kurduğu ilişkiyi derinden etkileyen bir psikolojik süreçtir. İnsan, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde, kim olduğunu büyük ölçüde çevresinin ona tuttuğu aynadan öğrenir. Akranlar bu aynanın en güçlü yüzeyidir. Sürekli küçümsenen, alaya alınan ya da dışlanan bir birey, zamanla bu davranışları geçici bir durum olarak değil, kendi kimliğinin bir parçası olarak algılamaya başlayabilir. “Bana böyle davranılıyor” düşüncesi yerini sessizce “Ben böyleyim” yargısına bırakır. İşte zorbalığın en tehlikeli psikolojik etkisi burada ortaya çıkar: dışsal bir saldırı, içsel bir inanca dönüşür. Zorbalığa maruz kalan bireylerde sıkça görülen bir diğer durum, öğrenilmiş çaresizliktir. Kişi ne yaparsa yapsın durumun değişmeyeceğine inanmaya başladığında, savunma mekanizmaları geri çekilmeye dönüşür. Bu geri çekilme yalnızca sosyal ortamlardan uzaklaşma şeklinde değil, duyguların bastırılması ve ihtiyaçların görünmez kılınması biçiminde de kendini gösterir. Birey, acı çektiğini ifade etmenin bile yeni bir hedef haline gelmek anlamına gelebileceğini öğrenir. Böylece susmak, hayatta kalma stratejisine dönüşür. Zorbalık uygulayan tarafın psikolojisi de tek boyutlu değildir. Güç gösterisi olarak görünen davranışların arkasında çoğu zaman kontrol ihtiyacı, değersizlik duygusu ya da başkasının acısı üzerinden kendi varlığını hissetme çabası yatar. Bu durum zorbalığı mazur göstermez; ancak sorunun yalnızca “kötü bireyler” üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyar. Zorbalık, çoğu zaman rekabetçi, empatiyi zayıflatan ve başarıyı insanî değerlerin önüne koyan sosyal iklimlerde daha kolay kök salar. Akran zorbalığının etkileri zamanla silinip gitmez; yalnızca şekil değiştirir. Çocuklukta yaşanan dışlanmalar, yetişkinlikte sosyal kaygı, değersizlik hissi ya da ilişkilerde aşırı onay arayışı olarak yeniden ortaya çıkabilir. Geçmişte söylenen tek bir aşağılayıcı cümle, yıllar sonra bile bireyin iç sesinde yankılanabilir. Bu nedenle zorbalık, “o yaşlarda olur, geçer” denilerek küçümsenecek bir deneyim değildir; ruhsal hafızaya kazınan bir izdir. Psikolojik iyileşme ise çoğu zaman görülmekle başlar. Zorbalığa maruz kalan bireyin yaşadıklarının adının konması, sorunun kendisinden kaynaklanmadığını fark etmesi ve duygularının geçerli olduğunun kabul edilmesi, onarıcı bir etki yaratır. Empati temelli yaklaşımlar, güvenli sosyal alanlar ve yargısız dinlenme, bu sessiz yaraların iyileşmesinde önemli rol oynar. Sonuç olarak akran zorbalığı, yalnızca bireyler arasında yaşanan geçici bir çatışma değil; benlik algısını şekillendiren, duygusal gelişimi etkileyen ve uzun vadeli psikolojik sonuçlar doğurabilen bir olgudur. Onunla mücadele etmek, yalnızca zorbalığı durdurmak değil; sessiz kalanları duymayı, görünmeyeni fark etmeyi ve insanın insan üzerindeki etkisinin ne kadar derin olabileceğini kabul etmeyi gerektirir. Çünkü bazen en büyük cesaret, başkasının acısını ciddiye almakla başlar.
Ekleme Tarihi: 22 Ocak 2026 -Perşembe

Sessiz Yaralar: Akran Zorbalığının Psikolojik Yankıları

Akran zorbalığı çoğu zaman yüksek sesli bir çatışma olarak hayal edilir: bağırışlar, itişmeler, alaycı kahkahalar. Oysa psikolojik açıdan en derin yaralar genellikle sessizlikte açılır. Görmezden gelinen bakışlarda, söylenmeyen ama hissettirilen dışlamalarda ve kişinin kendi değeri hakkında yavaş yavaş şekillenen olumsuz iç konuşmalarda gizlidir. Akran zorbalığı, yalnızca bireyler arası bir sorun değil; bireyin benlik algısını, duygusal dayanıklılığını ve dünyayla kurduğu ilişkiyi derinden etkileyen bir psikolojik süreçtir.

İnsan, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde, kim olduğunu büyük ölçüde çevresinin ona tuttuğu aynadan öğrenir. Akranlar bu aynanın en güçlü yüzeyidir. Sürekli küçümsenen, alaya alınan ya da dışlanan bir birey, zamanla bu davranışları geçici bir durum olarak değil, kendi kimliğinin bir parçası olarak algılamaya başlayabilir. “Bana böyle davranılıyor” düşüncesi yerini sessizce “Ben böyleyim” yargısına bırakır. İşte zorbalığın en tehlikeli psikolojik etkisi burada ortaya çıkar: dışsal bir saldırı, içsel bir inanca dönüşür.

Zorbalığa maruz kalan bireylerde sıkça görülen bir diğer durum, öğrenilmiş çaresizliktir. Kişi ne yaparsa yapsın durumun değişmeyeceğine inanmaya başladığında, savunma mekanizmaları geri çekilmeye dönüşür. Bu geri çekilme yalnızca sosyal ortamlardan uzaklaşma şeklinde değil, duyguların bastırılması ve ihtiyaçların görünmez kılınması biçiminde de kendini gösterir. Birey, acı çektiğini ifade etmenin bile yeni bir hedef haline gelmek anlamına gelebileceğini öğrenir. Böylece susmak, hayatta kalma stratejisine dönüşür.

Zorbalık uygulayan tarafın psikolojisi de tek boyutlu değildir. Güç gösterisi olarak görünen davranışların arkasında çoğu zaman kontrol ihtiyacı, değersizlik duygusu ya da başkasının acısı üzerinden kendi varlığını hissetme çabası yatar. Bu durum zorbalığı mazur göstermez; ancak sorunun yalnızca “kötü bireyler” üzerinden açıklanamayacağını ortaya koyar. Zorbalık, çoğu zaman rekabetçi, empatiyi zayıflatan ve başarıyı insanî değerlerin önüne koyan sosyal iklimlerde daha kolay kök salar.

Akran zorbalığının etkileri zamanla silinip gitmez; yalnızca şekil değiştirir. Çocuklukta yaşanan dışlanmalar, yetişkinlikte sosyal kaygı, değersizlik hissi ya da ilişkilerde aşırı onay arayışı olarak yeniden ortaya çıkabilir. Geçmişte söylenen tek bir aşağılayıcı cümle, yıllar sonra bile bireyin iç sesinde yankılanabilir. Bu nedenle zorbalık, “o yaşlarda olur, geçer” denilerek küçümsenecek bir deneyim değildir; ruhsal hafızaya kazınan bir izdir.

Psikolojik iyileşme ise çoğu zaman görülmekle başlar. Zorbalığa maruz kalan bireyin yaşadıklarının adının konması, sorunun kendisinden kaynaklanmadığını fark etmesi ve duygularının geçerli olduğunun kabul edilmesi, onarıcı bir etki yaratır. Empati temelli yaklaşımlar, güvenli sosyal alanlar ve yargısız dinlenme, bu sessiz yaraların iyileşmesinde önemli rol oynar.

Sonuç olarak akran zorbalığı, yalnızca bireyler arasında yaşanan geçici bir çatışma değil; benlik algısını şekillendiren, duygusal gelişimi etkileyen ve uzun vadeli psikolojik sonuçlar doğurabilen bir olgudur. Onunla mücadele etmek, yalnızca zorbalığı durdurmak değil; sessiz kalanları duymayı, görünmeyeni fark etmeyi ve insanın insan üzerindeki etkisinin ne kadar derin olabileceğini kabul etmeyi gerektirir. Çünkü bazen en büyük cesaret, başkasının acısını ciddiye almakla başlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396