Ayşe Yaren Yılmaz- Psikolog
Köşe Yazarı
Ayşe Yaren Yılmaz- Psikolog
 

Ayrışarak Değil, Birleşerek Bir Olmalıyız

İnsan zihni, hayatta kalmak için sınırlar çizer. “Ben” ve “öteki” ayrımı, psikolojimizin en eski savunma mekanizmalarından biridir. Kimi zaman bu ayrım bizi korur; kim olduğumuzu bilmemizi sağlar. Fakat aynı sınırlar kalınlaştığında, görünmez duvarlara dönüşür. Duvarlar yükseldikçe güven azalır, empati körelir ve yalnızlık büyür. Oysa insan, doğası gereği tek başına tamamlanabilen bir varlık değildir. Biz, ancak birbirimize değdiğimiz yerde anlam kazanırız. Ayrışma çoğu zaman korkudan beslenir. Anlaşılmamaktan, reddedilmekten, incinmekten korkarız. Bu korku, bizi kabuğumuza çeker. Farklı olanı tehdit gibi algılarız. Psikolojide buna “aidiyet ihtiyacı” denir; insan ait olmak ister ama aynı anda kendini korumak için uzaklaşır. Bu çelişki, modern hayatın en görünmez yalnızlığını üretir: kalabalıklar içinde tek başınalık. Oysa ruh sağlığının en güçlü dayanağı ilişkidir. Bir insanın yükünü hafifleten şey, sorunlarının çözülmesi değil; o sorunları biriyle paylaşabilmesidir. Çünkü paylaşmak, zihne “yalnız değilsin” mesajını verir. Beynimiz bile sosyal bağ kurduğumuzda daha az tehdit algılar, daha az stres hormonu salgılar. Yani birleşmek sadece duygusal değil, biyolojik bir ihtiyaçtır. Toplumlar da bireyler gibidir. Ayrıştıkça kırılganlaşır, birleştikçe güçlenir. Sürekli “ben haklıyım” demek, aslında içsel bir güvensizliğin yansımasıdır. Sağlıklı bir benlik ise “seninle birlikte var olabilirim” diyebilir. Çünkü gerçek güç, üstünlük kurmakta değil; birlikte durabilmektedir. Birleşmek, aynı olmak demek değildir. Tam tersine, farklılıkları kabul edebilme cesaretidir. Tıpkı bir orkestrada olduğu gibi… Her enstrüman ayrı bir ses çıkarır ama uyum yakalandığında müzik oluşur. Eğer herkes tek bir notaya saplansaydı, ortaya sadece gürültü çıkardı. İnsan ilişkileri de böyledir; uyum, tek tipleşmeyle değil, çeşitlilikle doğar. Belki de en büyük yanılgımız, güçlü olmanın yalnız olmakla eşdeğer olduğunu sanmamızdır. Oysa psikolojik dayanıklılık, bağ kurabilme becerisinden gelir. El uzatabilmek, özür dileyebilmek, dinleyebilmek… Bunlar zayıflık değil, ruhsal olgunluğun göstergesidir. Sonuçta insan, ancak başkasının gözünde kendini görerek kimliğini tamamlar. Birbirimizden uzaklaştıkça küçülür, yaklaştıkça çoğalırız. Bu yüzden ayrışarak değil, birleşerek bir olmalıyız. Çünkü “biz” olmadan “ben” eksik kalır.
Ekleme Tarihi: 11 Şubat 2026 -Çarşamba

Ayrışarak Değil, Birleşerek Bir Olmalıyız

İnsan zihni, hayatta kalmak için sınırlar çizer. “Ben” ve “öteki” ayrımı, psikolojimizin en eski savunma mekanizmalarından biridir. Kimi zaman bu ayrım bizi korur; kim olduğumuzu bilmemizi sağlar. Fakat aynı sınırlar kalınlaştığında, görünmez duvarlara dönüşür. Duvarlar yükseldikçe güven azalır, empati körelir ve yalnızlık büyür. Oysa insan, doğası gereği tek başına tamamlanabilen bir varlık değildir. Biz, ancak birbirimize değdiğimiz yerde anlam kazanırız.

Ayrışma çoğu zaman korkudan beslenir. Anlaşılmamaktan, reddedilmekten, incinmekten korkarız. Bu korku, bizi kabuğumuza çeker. Farklı olanı tehdit gibi algılarız. Psikolojide buna “aidiyet ihtiyacı” denir; insan ait olmak ister ama aynı anda kendini korumak için uzaklaşır. Bu çelişki, modern hayatın en görünmez yalnızlığını üretir: kalabalıklar içinde tek başınalık.

Oysa ruh sağlığının en güçlü dayanağı ilişkidir. Bir insanın yükünü hafifleten şey, sorunlarının çözülmesi değil; o sorunları biriyle paylaşabilmesidir. Çünkü paylaşmak, zihne “yalnız değilsin” mesajını verir. Beynimiz bile sosyal bağ kurduğumuzda daha az tehdit algılar, daha az stres hormonu salgılar. Yani birleşmek sadece duygusal değil, biyolojik bir ihtiyaçtır.

Toplumlar da bireyler gibidir. Ayrıştıkça kırılganlaşır, birleştikçe güçlenir. Sürekli “ben haklıyım” demek, aslında içsel bir güvensizliğin yansımasıdır. Sağlıklı bir benlik ise “seninle birlikte var olabilirim” diyebilir. Çünkü gerçek güç, üstünlük kurmakta değil; birlikte durabilmektedir.

Birleşmek, aynı olmak demek değildir. Tam tersine, farklılıkları kabul edebilme cesaretidir. Tıpkı bir orkestrada olduğu gibi… Her enstrüman ayrı bir ses çıkarır ama uyum yakalandığında müzik oluşur. Eğer herkes tek bir notaya saplansaydı, ortaya sadece gürültü çıkardı. İnsan ilişkileri de böyledir; uyum, tek tipleşmeyle değil, çeşitlilikle doğar.

Belki de en büyük yanılgımız, güçlü olmanın yalnız olmakla eşdeğer olduğunu sanmamızdır. Oysa psikolojik dayanıklılık, bağ kurabilme becerisinden gelir. El uzatabilmek, özür dileyebilmek, dinleyebilmek… Bunlar zayıflık değil, ruhsal olgunluğun göstergesidir.

Sonuçta insan, ancak başkasının gözünde kendini görerek kimliğini tamamlar. Birbirimizden uzaklaştıkça küçülür, yaklaştıkça çoğalırız. Bu yüzden ayrışarak değil, birleşerek bir olmalıyız. Çünkü “biz” olmadan “ben” eksik kalır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396