Yeme Sadece Mekanik Bir Eylem Değildir
Birçok kişi için yemek yemek otomatiğe bağlanmış bir aktivitedir. Oysa bir yeme bozukluğu (Anoreksiya, Bulimia veya Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu) ile mücadele eden birey için bu süreç; mutfağa girmekten tabağı hazırlamaya, doku hassasiyetinden yemek sonrası gelişen suçluluk duygusuna kadar devasa bir oküpasyonel (uğraşısal) engeldir.
Ergoterapistler olarak bizler, beslenmeyi sadece biyolojik bir zorunluluk değil, kişinin bağımsızlığını ilan ettiği bir "günlük yaşam aktivitesi" olarak ele alırız.
Ergoterapi Bu Sürecin Neresinde?
Yeme bozuklukları rehabilitasyonunda ergoterapinin odaklandığı üç temel sütun vardır:
- Duyusal Bütünleme ve Farkındalık: Birçok danışan, açlık ve tokluk sinyallerini (interosepsiyon) doğru yorumlayamaz. Ergoterapi, vücut farkındalığı çalışmalarıyla kişinin bedensel sinyallerle yeniden barışmasını sağlar. Ayrıca gıdaların kokusu, dokusu veya görünümüne karşı gelişen duyusal hassasiyetleri yönetmeyi öğretir.
- Günlük Yaşam Rutinlerini Yeniden İnşa Etmek: Yeme bozukluğu, kişinin zaman yönetimini ele geçirir. Terapi sürecinde, yemek hazırlama, alışveriş yapma ve sosyal yemek ortamlarına katılım gibi aktiviteler parçalara bölünerek, kaygı seviyesi kontrol altında tutularak yeniden deneyimlenir.
- Benlik Algısı ve Rol Değişimi: Kişi kendini sadece "hasta" veya "zayıf/şişman" olarak tanımlamaya başladığında, diğer yaşam rolleri (öğrenci, arkadaş, çalışan) solar. Ergoterapi, bireyin ilgi alanlarını keşfetmesine ve kimliğini yeme bozukluğunun ötesinde yeniden inşa etmesine yardımcı olur.
Tedavide Multidisipliner Köprü
Beslenme terapisi, diyetisyen ve psikolog ile kurulan güçlü bir üçgendir. Diyetisyen "ne" yeneceğini planlar, psikolog "neden" yendiğini sorgular; ergoterapist ise "nasıl" yenileceğini ve bu eylemin günlük hayata nasıl entegre edileceğini çözümler.
Sonuç
Yeme bozukluklarından kurtulmak, sadece tabağı bitirmek değil, hayatın tadını yeniden alabilmektir. Ergoterapi, bireye sadece sağlıklı beslenmeyi değil, o yemeği hazırlayacak özgüveni ve o sofrada oturacak sosyal beceriyi de geri kazandırır. Unutmayın; iyileşme, ellerimizin hayatın içine yeniden karışmasıyla başlar.