Sosyolog Gökçen Ece Balaban’dan Dijitalleşme Uyarısı: "Herkes Bağlantıda Ama Kimse Birbirine Bağlı Değil"
Sosyolog Gökçen Ece Balaban’dan Dijitalleşme Uyarısı: "Herkes Bağlantıda Ama Kimse Birbirine Bağlı Değil"
Dijitalleşmenin Türk toplum yapısındaki derin etkilerini analiz eden Sosyolog Gökçen Ece Balaban, akıllı telefonların ve sosyal ağların aile, komşuluk ve güven bağlarını nasıl "yüzeysel" bir hale getirdiğini mercek altına aldı.
DİJİTALLEŞME SÜRECİNDE TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL BAĞLARIN ZAYIFLAMASI
Batı toplumlarında yaşanan endüstriyel gelişmeler, enformasyon gücünün ve bilgiyi kullanma becerilerinin önemli bir bölümünü oluşturur. Modern çağın en büyük devrimlerinden biri olan ‘‘kitle iletişim araçları’’ bireylerin hayatını kolaylaştırmanın yanı sıra insan ilişkilerini zayıflatan bir tehdit haline mi dönüşüyor?
Dijitalleşme; Bilgi, iletişim ve toplumsal süreçlerin dijital teknolojiler aracılığı ile yürütülerek yeniden yapılandırılmasıdır. Günlük hayatın, kurumsal ilişkilerin, internet, akıllı telefon ve bilgisayar gibi kitle iletişim araçlar ile yürütülmeye başlanması olarak nitelendirilebilir.
Türkiye’nin toplumsal yapısına bakılacak olursa aile, akrabalık ve komşuluk ilişkileri ile öne çıktığı söylenebilir. Öyle ki geçmişte yaşanan birlik ve beraberlik günümüzde de anlatılarak yad edilir ancak aradaki ince çizgi; geçmişe hissedilen özlem ve bugüne hissettirilen yabancılaşmadır.
Dijitalleşme ile bireyler arasında yüz yüze etkileşimin azalması, arkadaşlıkların yerini sanal ağların alması, faillerde ‘‘bireysellik’’ kavramını tezahür eder. Geleneksel aile ve komşuluk bağlarının yerini, dijital platformlar üzerinden kurulan yüzeysel ve anlık ilişkiler almaktadır. Bu olgular uzun vadede, bireylerin aidiyet hislerini ve ortak değerler etrafında birleşmeyi zayıflatan aynı zamanda sosyal yapıda kırılganlıklara sebep olabilecek unsurlar barındırır.
Dijital araçların modern hayata etkisi arttıkça, bireylerde empati kurma ve güven bağının oluşması negatif yönde gerçekleşir. Toplumun en küçük birimini oluşturan ‘‘aile’’ toplumuzda, sosyal çözülmenin en yaygın görüldüğü kurumdur.
Gelenekler, örfler ve adetler nesillere aile vasıtası ile aktarılır, yetiştirilen bireylerin toplumdaki davranış kalıplarını şekillendirmekle görevlidir.
Günümüzde aile içi iletişimlere ve davranış kalıplarına bakıldığında, bireysellik ve tabiri caizse özgürlük kavramının çarpıtıldığı bir yapının oluştuğu gözler önüne serilir.
Bunun sonucu olarak yemeklerde bir araya gelmeme durumu, sohbetin ve yüz yüze ilişkilerin kısıtlı olduğu bir düzenden bahsedilebilir.
Ekranlara maruz kalarak büyütülen çocuklar, yeter ki ağlamasın diye küçük yaşta dijital araçlar ile susturulmaya çalışılan çocuklardan gelecekte etkili bir iletişim ve kalabalık çevre beklenilmekte.
Toplum bir bütündür ve bireyler toplumsal olaylara yön verebilecek potansiyeli oluşturur. Toplumda kişilerin birbirine güveni zayıflamışsa, suç ve sapma davranışlarında artış gözlemleniyorsa toplumsal çözülmeden söz edilebilir.
Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan; Teknolojinin kötüye kullanılması ve paylaşılan bilgilerin güvenilir olup olmadığının sorgulanmaması bu durumlara örnek olarak gösterilebilir.
Toplumsal çözülmenin dijital tezahürleri karşısında asıl soru şudur: Bağlantılı bir dünyada gerçekten birbirimize ne kadar bağlıyız?
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.