SESSİZ İNFAZ: SOSYAL DIŞLANMA VE ZORBALIĞIN DERİN İZLERİ!

PSİKOLOJİ
 

SESSİZ İNFAZ: SOSYAL DIŞLANMA VE ZORBALIĞIN DERİN İZLERİ!

Uzman Psikolog Yeliz Şenyuva, "yok sayılmanın" fiziksel saldırıdan daha yıkıcı olabileceği konusunda uyardı: "Dışlanmak bir yalnızlık hali değil, varoluşa yönelmiş bir tehdittir!"
    Görünmeyen Yara: Sosyal Dışlanma ve Zorbalığın Psikolojik İzleri İnsan, doğası gereği ilişki kurmaya, ait olmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu nedenle sosyal dışlanma, yalnızca bir “yalnız bırakılma” durumu değil; aynı zamanda derin bir duygusal yaralanma deneyimidir. Kimi zaman bir grubun dışında bırakılmak, kimi zaman görmezden gelinmek ya da sistematik biçimde yok sayılmak… Tüm bu deneyimler bireyin psikolojik dünyasında kalıcı izler bırakabilir. Sosyal dışlanma çoğu zaman zorbalıkla iç içe ilerler. Zorbalık; fiziksel, sözel ya da ilişkisel biçimde ortaya çıkabilirken, dışlanma bu sürecin en sessiz ama en yıkıcı türlerinden biridir. Çünkü burada açık bir saldırıdan çok, kişinin “yok sayılması” söz konusudur. Ve bu yok sayılma hali, bireyin varoluşuna yönelmiş derin bir tehdit gibi algılanır.   Dışlanmaya maruz kalan bireylerde tehdit algısı artar. Kişi, çevresini daha güvensiz bir yer olarak deneyimlerken, özsaygısı giderek zedelenir ve güven duygusu sarsılır.   Bu durum zamanla bir dizi psikolojik etkiyi beraberinde getirir: Yetersizlik ve değersizlik duyguları belirginleşir. Kaygı düzeyi artar, kişi içe kapanma eğilimi gösterir. Aşırı onay arayışı gelişebilir; kabul görmek bir ihtiyaçtan çok zorunluluğa dönüşür. Başkalarının söz ve davranışlarına karşı aşırı hassasiyet oluşur. İlişkilerde geri çekilme ve kaçınma davranışları görülebilir. Performans kaygısı artar, hata yapma korkusu belirginleşir. Duygular ya yoğun öfke patlamalarıyla dışa vurulur ya da tamamen donuklaşarak bastırılır. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan sosyal dışlanma ve zorbalık deneyimleri, bireyin benlik algısını şekillendiren kritik süreçleri olumsuz etkiler. Bu dönemlerde gelişen “yeterli değilim”, “sevilmeye layık değilim” gibi temel inançlar, yetişkinlikte kurulan ilişkilerde güvensizlik, yakınlıktan kaçınma ya da aşırı bağımlılık gibi örüntülere dönüşebilir. Zorbalık ve dışlanma, yalnızca o an yaşanan bir problem değildir; bireyin kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden yapılandıran bir deneyimdir. Bu nedenle etkileri çoğu zaman uzun vadede ortaya çıkar. Unutulmaması gereken en önemli nokta ise şudur: Dışlanmak, kişinin değersiz olduğunun bir kanıtı değildir. Ve hiçbir dışlanma deneyimi, bir insanın değerini belirleyemez
Uzman Psikolog Yeliz Şenyuva, "yok sayılmanın" fiziksel saldırıdan daha yıkıcı olabileceği konusunda uyardı: "Dışlanmak bir yalnızlık hali değil, varoluşa yönelmiş bir tehdittir!"
 
 
 Yeliz ŞENYUVA -Uzm.Psikolog

Görünmeyen Yara: Sosyal Dışlanma ve Zorbalığın Psikolojik İzleri

İnsan, doğası gereği ilişki kurmaya, ait olmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu nedenle sosyal dışlanma, yalnızca bir “yalnız bırakılma” durumu değil; aynı zamanda derin bir duygusal yaralanma deneyimidir.

Kimi zaman bir grubun dışında bırakılmak, kimi zaman görmezden gelinmek ya da sistematik biçimde yok sayılmak… Tüm bu deneyimler bireyin psikolojik dünyasında kalıcı izler bırakabilir.

Sosyal dışlanma çoğu zaman zorbalıkla iç içe ilerler. Zorbalık; fiziksel, sözel ya da ilişkisel biçimde ortaya çıkabilirken, dışlanma bu sürecin en sessiz ama en yıkıcı türlerinden biridir.

Çünkü burada açık bir saldırıdan çok, kişinin “yok sayılması” söz konusudur. Ve bu yok sayılma hali, bireyin varoluşuna yönelmiş derin bir tehdit gibi algılanır.

 


Dışlanmaya maruz kalan bireylerde tehdit algısı artar. Kişi, çevresini daha güvensiz bir yer olarak deneyimlerken, özsaygısı giderek zedelenir ve güven duygusu sarsılır.

 

Bu durum zamanla bir dizi psikolojik etkiyi beraberinde getirir:
Yetersizlik ve değersizlik duyguları belirginleşir.
Kaygı düzeyi artar, kişi içe kapanma eğilimi gösterir.


Aşırı onay arayışı gelişebilir; kabul görmek bir ihtiyaçtan çok zorunluluğa dönüşür.
Başkalarının söz ve davranışlarına karşı aşırı hassasiyet oluşur.


İlişkilerde geri çekilme ve kaçınma davranışları görülebilir.


Performans kaygısı artar, hata yapma korkusu belirginleşir.


Duygular ya yoğun öfke patlamalarıyla dışa vurulur ya da tamamen donuklaşarak bastırılır.
Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan sosyal dışlanma ve zorbalık deneyimleri, bireyin benlik algısını şekillendiren kritik süreçleri olumsuz etkiler.

Bu dönemlerde gelişen “yeterli değilim”, “sevilmeye layık değilim” gibi temel inançlar, yetişkinlikte kurulan ilişkilerde güvensizlik, yakınlıktan kaçınma ya da aşırı bağımlılık gibi örüntülere dönüşebilir.


Zorbalık ve dışlanma, yalnızca o an yaşanan bir problem değildir; bireyin kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden yapılandıran bir deneyimdir. Bu nedenle etkileri çoğu zaman uzun vadede ortaya çıkar.


Unutulmaması gereken en önemli nokta ise şudur:
Dışlanmak, kişinin değersiz olduğunun bir kanıtı değildir.

Ve hiçbir dışlanma deneyimi, bir insanın değerini belirleyemez

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.