Psk. Dan. Aslı Solak Yazdı: "Başarılarınız Şans Değil, Yeteneğinizin Eseri: İmposter Sendromuyla Yüzleşin"
Psk. Dan. Aslı Solak Yazdı: "Başarılarınız Şans Değil, Yeteneğinizin Eseri: İmposter Sendromuyla Yüzleşin"
Psikolojik Danışman Aslı Solak, modern dünyanın en yaygın psikolojik bariyerlerinden biri olan İmposter (Sahtekarlık) Sendromu’nu mercek altına aldı. Solak’a göre; başarılarını şansa bağlayan ve "bir gün yetersiz olduğum anlaşılacak" korkusu yaşayan kişiler aslında yeteneksiz değil, aksine öz farkındalığı yüksek ve başarılı bireyler.
Bir şey başardığınızda, içinizden gelen “Aslında o kadar da harika değilsin” diyen sesi hiç duydunuz mu? Sınavı geçtiğinizde, bir şey elde ettiğinizde ya da övgü aldığınızda…
Dışarıdan her şey yolunda görünse de, içten içe sanki birinin sizi yakalamayı beklediğini hissettiğiniz oldu mu hiç?
Bu duygu, birçok insanın farkında olmadan yaşadığı bir durumu, yani İmposter sendromunu yansıtmaktadır.
Bu tür insanlar, başarılarını kendi yeteneklerine değil, şansa, zamanlamaya ya da başkalarının hatalarına bağlama eğilimindedir. Ne kadar gelişseler de içlerinde “bir gün herkes gerçeği fark edecek” korkusunu taşırlar.
İlginç olan nokta, bu duygunun aslında yeteneksiz kişilerde nadiren görülmesidir. Aksine, sorumluluk duygusu güçlü, kendini geliştirmeye açık ve bir dereceye kadar başarıya ulaşmış kişilerde daha sık gözlemlenir.
Bunun nedeni, bu kişilerin kendi eksikliklerinin farkına varacak kadar yeterli öz farkındalığa sahip olmalarıdır.
Ancak bu öz farkındalık, zamanla kendine karşı acımasız bir eleştiriye dönüşebilir.
İmposter sendromu günlük yaşamda oldukça sık görülür. Yeni bir işe başlayan kişi şöyle düşünebilir: “Yanlışlıkla seçildim.” İyi not alan bir öğrenci “Sınav kolaydı” diyebilir.
Hatta övgü aldığında, o övgüyü kalbine kazımak yerine hemen görmezden gelen insanlar da vardır. Bütün bunlar, o kişinin kendi değerini dış etkenlere bırakmasından kaynaklanmaktadır.
Bu durumda en yorucu olan şey, tam da bu durumun tekrarlanmasıdır. Ne kadar büyük bir başarı elde ederseniz edin, içsel şüpheler ortadan kalkmaz, sadece şekli değişir.
Her yeni hedef belirlediğinizde, yeni endişeler de peşinizi bırakmaz. Zamanla bu durum, başarıya karşı bir yorgunluk ve kaygıya dönüşebilir.
Bu kısır döngüyü kırmak mümkün mü? Öncelikle, başarı kavramını yeniden tanımlamalıyız. Başarı sadece mükemmel sonuçlarda değil, süreçte gösterilen çaba ve öğrenme yeteneğinde de yatmaktadır.
Bu noktada, kendi çabalarınızı somutlaştırmak önemlidir. “Şanslıydım” demek yerine, “Bu sonucu elde etmek için ne yaptım?” diye kendinize sorarsanız, bakış açınız değişecektir.
Bir diğer önemli adım ise içimizdeki eleştirel sesi fark etmektir. İçimizdeki o sesi bastırmaya çalışmak yerine, ondan uzaklaşmak daha etkilidir. Düşündüğümüz her şeyin mutlak doğru olmadığını kabul edersek, özgüvenimizi daha sağlıklı bir düzeye çekebiliriz.
Ayrıca, ne kadar küçük olursa olsun başarılarımızı kaydetmek ve ara sıra geriye dönüp bakmak, kendimizi gerçekçi bir şekilde değerlendirmemize yardımcı olur. Çünkü zihin, başarıları küçümseme eğilimindedir.
İmposter sendromu, kendimizi olduğumuzdan daha küçük gösteren iç sesimizdir. Ancak bu sesi fark etmek bile onun gücünü zayıflatır. Belki de önemli olan, gerçekten yetenekli bir insan olduğumuzu kanıtlamak değil, zaten yeterince uzun bir yol katettiğimizi fark etmektir.
Peki ya sen?
Son zamanlarda elde ettiğin başarılar arasında, kendine hak ettiğin övgüyü esirgemeye devam edecek misin?
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.