MODERN ÇAĞIN RUHSAL REHBERİ:
MODERN ÇAĞIN RUHSAL REHBERİ:
Psikolog Sabina Ismayilova ile gerçekleştirdiğimiz bu ufuk açıcı söyleşide, modern dünyanın zihnimize yüklediği ağırlıkları, dijital bağımlılığı ve ruhsal yorgunluğun şifrelerini konuştuk.
Psikolog Sabina Ismayilova ile Kaygı, Tükenmişlik ve Dijital Dünya Üzerine
1. Son zamanlarda herkes kaygılı… Bu kaygının sebebi ne olabilir?
Günümüzde insanlar bilgiye her zamankinden daha kolay ulaşıyor ancak bu bilgi yükü çoğu zaman zihinsel bir durağanlığa dönüşüyor. Pandemiler, ekonomik dalgalanmalar, savaşlar, iklim değişikliği ve sosyal medyanın bitmek bilmeyen haber akışı, insanı sürekli bir "tehlike" illüzyonu içinde yaşatıyor.
İşin püf noktası şurada: Bu tehlikeler artık fiziksel değil; psikolojik ve semboliktir. Beynimiz hâlâ kadim "savaş ya da kaç" içgüdüsüyle çalışıyor. Ancak bugünkü düşman görünmez; "beklentiler", "kıyaslamalar" ve "belirsizlikler" şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu durum sinir sistemimizi sürekli alarmda tutuyor. İlk adım, bu halin normal bir insan reaksiyonu olduğunu fark etmektir. Kaygı, vücudun verdiği bir sinyaldir; onu susturmak yerine ne demek istediğini duymak gerekir.
2. Ekran bağımlılığı çocuklarda ne tür sorunlara yol açıyor?
Teknoloji hayatı kolaylaştırsa da çocukların gelişimine gizli zararlar veriyor. Ekran başında fazla zaman geçiren çocuk; dokunma, gerçek sosyal temas ve oyun gibi zengin deneyimlerden mahrum kalıyor.
Bu çocuklarda en sık dikkat dağınıqlığı, konsantrasyon problemleri ve duygu yönetiminde zorluklar görüyoruz. En tehlikelisi ise dopamin sisteminin yapay uyaranlarla aşırı uyarılmasıdır. Bu durum, çocuğun doğadaki bir oyun veya basit bir yaratıcılık gibi doğal süreçlerden zevk alma yetisini köreltiyor. Bu bir terbiye sorunu değil, nörobiyolojik bir meseledir. Çocuğa teknolojiyi bir "amaç" değil, sınırlı bir "araç" olarak tanıtmalıyız.
3. Sürekli yorgun hissetmek psikolojik bir sorun olabilir mi?
Bazen kendimizi yorgun sanırız ama bu fiziksel değil, duygusal yükün maskelenmiş halidir. Özellikle yüksek beklentiler altında "otopilot" modunda yaşayanlarda bu durum sık görülür.
Psikolojik yorgunluğun belirtileri şunlardır:
- Sabahları yataktan enerjisiz kalkmak.
- En küçük işlerin bile devasa bir yük gibi görünmesi.
- Sosyal temastan kaçınma ve içsel bir "boşluk" hissi.
Böyle bir durumda sadece uyumak yetmez; çünkü kök sebep duygusal tükenmişliktir. Ruhunuzu dinlemek için zaman ayırmalı ve kendinizi sadece dinlenmeye değil, duygularınızı işlemeye yöneltmelisiniz.
4. Motivasyonumu kaybettim… Yeniden nasıl toparlanabilirim?
Motivasyon sabit bir duygu değil, dalgalanan bir süreçtir. Eğer motivasyonunuz bittiyse bu bir başarısızlık değil, ruhun mola verme ihtiyacıdır. Yeniden toparlanmak için:
- Hedefleri parçalara bölün; "anlık başarılar" yaratın.
- Kendinize şefkatle yaklaşın: "Nefes al ve yeniden başla."
- "Neden?" sorusunu sorun: Bu yola neden çıkmıştınız? Motivasyonun kaynağı bu sorunun cevabında gizlidir.
- Fiziksel harekete geçin; beden hareket ettikçe zihin de canlanır.
5. Günlük hayatta anksiyete krizini ne tetikler?
Anksiyete krizleri aniden gelmiş gibi görünse de aslında küçük detayların birikerek sinir sistemini patlama noktasına getirmesidir. Uykusuzluk, aşırı sorumluluk, mükemmeliyetçilik ve hatta fazla kafein tüketimi sinir sistemini "aşırı açık" konumda tutar.
Kriz anında zihin bulanır, kalp hızlanır. Bu bir zayıflık değil, aşırı yüklenmiş bir sinir sisteminin tepkisidir. Bu anlarda 5-4-3-2-1 tekniği (5 nesne gör, 4 ses duy, 3 dokun, 2 kokla, 1 tat al) gibi yöntemlerle bedene geri dönmek en etkili ilk müdahaledir.
"Kaygı, vücudun verdiği bir sinyaldir; onu susturmak yerine anlamını duymak gerekir."
6. Modern ilişkilerde iletişim neden bu kadar zorlaştı?
Eskiden ilişkiler paylaşılan anlar ve samimi sohbetlerdi. Şimdi ise partnerlerimizi "profiller", "hedefler" ve "idealize edilmiş standartlar" üzerinden değerlendiriyoruz. Modern insan duygusal enerjisini iş ve sosyal medyada o kadar çok tüketiyor ki, partnerine ayıracak sabrı ve empati gücü kalmıyor. Sosyal medyadaki "mükemmel hayat" yanılsaması, gerçek ilişkilerin kusurlarını kabul etmemizi zorlaştırıyor. Gerçek bağ kurmak için daha fazla dürüstlük ve gerçekliği olduğu gibi kabul etme cesareti gerekiyor.
7. Sosyal medya ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?
Sosyal medya bizi yaşayan bir varlıktan, "paylaşılan ve onay bekleyen" bir profile dönüştürdü. Başkalarının en iyi anlarını kendi gerçekliğimizle kıyaslamak öz değerimizi zayıflatıyor. Yapay dopamin dalgaları (beğeniler ve bildirimler) beynimizi gerçek sosyal bağlardan daha fazla doyurmaya başlıyor. Sosyal medyayı tamamen bırakmak değil, ama "şuurlu kullanım" ve gerçek hayatla bağımızı koparmamak hayati önem taşıyor.
8. Stresle baş edemediğimde ilk yapmam gereken şey ne olmalı?
Stres anında yapılacak ilk şey analitik düşünmeye çalışmak değil, bedeni sakinleştirmektir. Panik halindeyken sağlıklı düşünemezsiniz. Soğuk suyla yüzünüzü yıkamak, derin nefes almak veya ayaklarınızın yere bastığını hissetmek sinir sistemine "güvendeyiz" mesajı gönderir. Zihin ancak beden sakinleştiğinde çözüm üretebilir.
9. Kendimi hiçbir şeye yetemiyor gibi hissetmem normal mi?
Bu his genellikle yetersizliğimizden değil, üzerimize aldığımız yükün ağırlığından kaynaklanır. Özellikle geçmiş travmaları olan veya toplumsal baskı hissedenlerde "her şeye yetişme" zorunluluğu kendimize karşı bir düşmanlığa dönüşür. Bu duygu aslında bir durma işaretidir. "Belki de kendine çok yükleniyorsun ve şefkate ihtiyacın var" diyen içsel bir çağrıdır.
10. Tükenmişlik mi yaşıyorum yoksa geçici bir yorgunluk mu?
Aradaki fark derinliktedir.
- Geçici Yorgunluk: Birkaç gün iyi uyumak ve dinlenmekle geçer. Enerji ve motivasyon geri döner.
- Tükenmişlik: Dinlenmekle geçmeyen bir ruhsal bitkinliktir. Sinir sistemi "artık devam edemem" der.
Tükenmişlik bir son değil, hayat tempomuzu, değerlerimizi ve önceliklerimizi yeniden gözden geçirmemiz için bir dönüm noktasıdır. Bazen en derin durgunluklardan en anlamlı başlangıçlar doğar.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
