GÖRÜNMEZ ÇOCUKLUKTAN YALNIZ TOPLUMA: KURBAN DURAN’DAN "BOŞLUK" UYARISI!
FELSEFE
15.04.2026 - 07:58, Güncelleme:
15.04.2026 - 16:16 109 kez okundu.
GÖRÜNMEZ ÇOCUKLUKTAN YALNIZ TOPLUMA: KURBAN DURAN’DAN "BOŞLUK" UYARISI!
Felsefe ve Çocuk Gelişimi Uzmanı Kurban Duran, toplumsal tükenişin kökenine indi: "Sadece karnı doyurularak büyütülen çocuk, yetişkinlikte 'hiçlik' boşluğuna düşüyor!"
İnsanın gelişimine baktığımızda bazı çocuklar ağladığında susturulur, bazıları ise hiç fark edilmez. Aradaki fark ince gibi görünür ama hayat boyu taşınan bir boşluk yaratır.
Jonice Webb çocuklukta ihmalin izi adlı yapıtında anne baba tutumunu on iki başlıkta ele almıştır. Ona göre çocuklukta ihmal her zaman sert değildir; bazen fazlasıyla serbest, bazen de fazlasıyla meşgul ebeveynlerin gölgesinde büyür.
Örneğin izin verici ebeveyn, çocuğa sınır koymaz ama aynı zamanda yön de vermez. İşkolik ebeveyn ise çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılar, fakat duygusal dünyasına uğramaz. Her iki durumda da çocuk bir şeyi öğrenemez: “Ben önemliyim” duygusunu.
İşte boşluk tam burada başlar. Bu boşluk, bir eksiklik hissinden çok daha fazlasıdır. Çocuk, neyin eksik olduğunu adlandıramaz; ama bir şeyin yerinde olmadığını derinden hisseder.
Bu yüzden bazı çocuklar erken büyür. Oyun oynayacakları yaşta hayata karşı “dayanıklı” olmayı öğrenirler. Dayanıklılık ise çoğu zaman bastırılmış bir kırılganlıktır.
Freud ve Erikson’a göre zaman geçer, çocuk büyür; fakat o boşluk büyümeyi reddeder. Sadece şekil değiştirir. Yetişkinlikte kendini yalnızlık olarak gösterir. Kalabalıklar içinde hissedilen bir kopukluk…
Sevilse bile buna inanmakta zorlanmak… Sürekli yarım kalacakmış hissi... güvensizlik duygusu...
Jonice webb’in savunduğu sadece bireysel bir mesele değildir.
Duygusal olarak ihmal edilmiş bireylerden oluşan bir toplum, bağ kurmakta zorlanır. Empati yüzeyselleşir. İnsanlar birbirini dinlemek yerine geçiştirir.
Çünkü kendisi hiç gerçekten dinlenmemiştir. Sevgi vardır belki ama ifade yoktur. İlgi vardır ama süreklilik yoktur.
Böyle toplumlarda ilişkiler hızlı başlar, çabuk biter.
Güven kırılgan, bağlılık zayıftır. İnsanlar ya aşırı bağımlı olur ya da kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi görünür. Oysa her iki uç da aynı boşluğun farklı yansımalarıdır.
Belki de bugün artan yalnızlık hissi, yüzeysel ilişkiler, boşanmalar, tükenmişlik ve anlam arayışı… Bunların bir kısmı çocuklukta adı konmamış o boşluğun yetişkin hayata sızmış halidir.
Çünkü insan sadece karnı doyurularak büyümez. Duyguları da görülmek ister. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey sadece oyuncak değil, anlaşılmaktır.
Sevgidir. İlgidir. Belki de en önemlisi onun göz hizasına eğilerek onun gözlerinin içine bakarak dinlemektir.
Belki de en büyük toplumsal dönüşüm, çocuklara ne verdiğimizle değil, onları ne kadar gerçekten gördüğümüzle başlayacak.
Felsefe ve Çocuk Gelişimi Uzmanı Kurban Duran, toplumsal tükenişin kökenine indi: "Sadece karnı doyurularak büyütülen çocuk, yetişkinlikte 'hiçlik' boşluğuna düşüyor!"
İnsanın gelişimine baktığımızda bazı çocuklar ağladığında susturulur, bazıları ise hiç fark edilmez. Aradaki fark ince gibi görünür ama hayat boyu taşınan bir boşluk yaratır.
Jonice Webb çocuklukta ihmalin izi adlı yapıtında anne baba tutumunu on iki başlıkta ele almıştır. Ona göre çocuklukta ihmal her zaman sert değildir; bazen fazlasıyla serbest, bazen de fazlasıyla meşgul ebeveynlerin gölgesinde büyür.
Örneğin izin verici ebeveyn, çocuğa sınır koymaz ama aynı zamanda yön de vermez. İşkolik ebeveyn ise çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılar, fakat duygusal dünyasına uğramaz. Her iki durumda da çocuk bir şeyi öğrenemez: “Ben önemliyim” duygusunu.
İşte boşluk tam burada başlar. Bu boşluk, bir eksiklik hissinden çok daha fazlasıdır. Çocuk, neyin eksik olduğunu adlandıramaz; ama bir şeyin yerinde olmadığını derinden hisseder.
Bu yüzden bazı çocuklar erken büyür. Oyun oynayacakları yaşta hayata karşı “dayanıklı” olmayı öğrenirler. Dayanıklılık ise çoğu zaman bastırılmış bir kırılganlıktır.
Freud ve Erikson’a göre zaman geçer, çocuk büyür; fakat o boşluk büyümeyi reddeder. Sadece şekil değiştirir. Yetişkinlikte kendini yalnızlık olarak gösterir. Kalabalıklar içinde hissedilen bir kopukluk…
Sevilse bile buna inanmakta zorlanmak… Sürekli yarım kalacakmış hissi... güvensizlik duygusu...
Jonice webb’in savunduğu sadece bireysel bir mesele değildir.
Jonice webb’in savunduğu sadece bireysel bir mesele değildir.
Duygusal olarak ihmal edilmiş bireylerden oluşan bir toplum, bağ kurmakta zorlanır. Empati yüzeyselleşir. İnsanlar birbirini dinlemek yerine geçiştirir.
Çünkü kendisi hiç gerçekten dinlenmemiştir. Sevgi vardır belki ama ifade yoktur. İlgi vardır ama süreklilik yoktur.
Böyle toplumlarda ilişkiler hızlı başlar, çabuk biter.
Böyle toplumlarda ilişkiler hızlı başlar, çabuk biter.
Güven kırılgan, bağlılık zayıftır. İnsanlar ya aşırı bağımlı olur ya da kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi görünür. Oysa her iki uç da aynı boşluğun farklı yansımalarıdır.
Belki de bugün artan yalnızlık hissi, yüzeysel ilişkiler, boşanmalar, tükenmişlik ve anlam arayışı… Bunların bir kısmı çocuklukta adı konmamış o boşluğun yetişkin hayata sızmış halidir.
Çünkü insan sadece karnı doyurularak büyümez. Duyguları da görülmek ister. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey sadece oyuncak değil, anlaşılmaktır.
Sevgidir. İlgidir. Belki de en önemlisi onun göz hizasına eğilerek onun gözlerinin içine bakarak dinlemektir.
Belki de en büyük toplumsal dönüşüm, çocuklara ne verdiğimizle değil, onları ne kadar gerçekten gördüğümüzle başlayacak.
Ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.