Türkiye’nin ruh sağlığı tablosu, aslında hepimizin içinden geçtiği ama çoğunlukla görmezden geldiği rakamlarla dolu. 1998 tarihli profil raporuna göre toplumun %18’i hayatı boyunca en az bir kez ruhsal hastalıkla tanışıyor. Ancak asıl mesele bu hastalıkların varlığı değil, onlara nasıl yaklaştığımız. Yıllardır süregelen "hastaneye yatır, ilaç ver, taburcu et" döngüsü, bugün artık tıkanmış durumda.
Medikal boyutun (farmakolojinin) devleştiği, ancak psikososyal desteğin cılız kaldığı bu model, bizi çok kritik bir kavramla tanıştırdı: "Döner Kapı Olgusu."
Döner Kapıdan Çıkamayan Hayatlar
Nedir bu döner kapı? Hastanede tedavi edilen bireyin, taburcu olduktan sonra sosyal takip ve destek sistemlerinin yokluğunda ilaçlarını bırakması, sosyal izolasyona sürüklenmesi ve kaçınılmaz olarak yeniden bir "atak" dönemiyle yataklı tedaviye dönmesidir. Bu sadece bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda bir sosyal trajedidir.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Bize Ne Anlattı?
Yakın zamanda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta tanık olduğumuz okul saldırıları, bu meselenin sadece hastayı ve ailesini değil, tüm toplumu nasıl etkilediğini en sarsıcı şekilde yüzümüze vurdu. Bu saldırılar birer "cinnet" anı değil, aslında sistemdeki takip boşluklarının birer sonucudur. Eğer bu bireyler, hastane çıkışında birer "vaka" olarak kaderlerine terk edilmeseydi; mahallelerindeki bir Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) tarafından izlenseydi, bugün başka şeyler konuşuyor olabilirdik.
Çözümün Adı: TRSM
Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri, ruh sağlığı hizmetini hastane odalarından çıkarıp hayatın içine, mahalleye taşıyan bir köprüdür. TRSM’lerin üç aşamalı kalkanı tam da bu noktada devreye girer:
1. Öncele: Hastalık kapıyı çalmadan risk faktörlerini belirle.
2. Müdahale Et: Erken teşhisle hastalığın toplumdaki yaygınlığını azalt.
3. Bütünleştir: Hastalık sonrası bireyi ergoterapi, sosyal hizmet ve psikolojik destekle yeniden topluma kazandır; yeti kayıplarını en aza indir.
Güvenli Bir Toplum İçin Sosyal Takip Şart
Psikiyatristten sosyal hizmet uzmanına, hemşireden ergoterapiste kadar uzanan o çok yönlü ekip, sadece birer sağlık çalışanı değil; aynı zamanda toplumun huzur sigortasıdır. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki gibi acı olayların bir daha yaşanmaması için TRSM’lerin her ilçede, her mahallede yaygınlaşması bir tercih değil, zorunluluktur.
Ruh sağlığını sadece "tıbbi bir arıza" olarak görmeyi bırakıp, onu sosyal bir bütünlük olarak ele aldığımızda; hem hastalarımızı o döner kapıdan kurtaracağız hem de sokaklarımızı, okullarımızı daha güvenli hale getireceğiz.