Bir hakaretle değil; çoğu zaman sıradan, hatta iyi niyetli bir ifadeyle… Bu yüzden fark edilmezler ama ilişkilerin içine sessizce yerleşirler.
“Abartıyorsun.”
“Bunda bu kadar büyütecek ne var?”
“Sen zaten hep böylesin.”
Bu cümleler söylendiği anda tartışma çıkmayabilir. Hatta konuşma hızla kapanabilir. Ancak cümlenin muhatabı için içeride bir şey yerinden oynar. Kişi yalnızca üzülmez; hissettiği duygunun geçersiz olduğu mesajını alır. Zamanla bu durum, “Ben yanlış hissediyorum” inancına dönüşür.
Bu yaraların çoğu ilk kez yetişkinlikte açılmaz. Çocuklukta duyulan cümleler, bireyin kendisiyle kurduğu iç konuşmanın temelini oluşturur. “Hassassın” denilen çocuk, büyüdüğünde duygularını bastırmayı öğrenir. “Daha iyisini yapabilirdin” sesiyle büyüyen birey, yetişkin ilişkilerinde sürekli kendini ispat etmeye çalışır.
Ve sonra bu iç ses, çift ilişkisine taşınır.
Yetişkin çift ilişkilerinde çatışmaların büyük bölümü, bugünkü olaylardan çok geçmişten taşınan yaralara temas ettiği için büyür. Eşlerden biri “Beni hiç anlamıyorsun” dediğinde, diğerinin içinde çocukluktan tanıdık bir cümle yankılanır: “Zaten sen böylesin.” Tartışma, o anki konu olmaktan çıkar; kimlik düzeyinde bir savunmaya dönüşür.
Çiftler arasında sıkça duyulan bazı cümleler, fark edilmeden derin izler bırakır:
“Ben senden bunu beklemezdim.”
“Yine hayal kırıklığına uğrattın.”
“Her şeyi ben mi düşüneceğim?”
Bu ifadeler davranışı değil, kişiliği hedef alır. Kişi yaptığı şeyi değil, kendisini savunmaya başlar. Çünkü mesaj nettir: “Sorun davranışın değil, sensin.” İşte duygusal kopuş çoğu zaman burada başlar. Sessizlik artar, yakınlık azalır ve ilişki yüzeyde sürmeye başlar.
Danışmanlık odasında çiftlerle çalışırken sıkça şuna tanık oluruz: Taraflar birbirini suçladığını sanırken, aslında kendi eski yaralarını korumaya çalışmaktadır. Bir eşin geri çekilmesi, ilgisizlikten çok reddedilme korkusudur. Diğerinin kontrolcü tavrı, sevilmeme kaygısının kılıfıdır.
Toplumsal olarak da bu yaralar beslenir. Güçlü olmanın, duygusuz kalmakla karıştırıldığı bir kültürde yetişiriz. “Takma kafana”, “Büyütüyorsun” gibi cümleler destek gibi sunulur. Oysa bu ifadeler, ilişkilerde duygusal teması zayıflatır. Çiftler sorun çözmeyi değil, duygudan kaçmayı öğrenir.
Bir noktadan sonra çiftler aynı evde yaşar ama aynı yerde durmaz. Konuşurlar ama temas etmezler. Kırgınlıklar dile gelmez; çünkü geçmişte duygular dile geldiğinde karşılık bulmamıştır. Sessizlik, ilişkinin yeni dili olur.
İyileşme ise çoğu zaman fark etmekle başlar. Kişi, eşine verdiği tepkilerin yalnızca bugüne ait olmadığını gördüğünde, ilişki yeniden nefes almaya başlar. “Ben şu an sana değil, geçmişte duyduğum bir cümleye tepki veriyorum” diyebilmek büyük bir farkındalıktır.
Ve elbette cümleler yalnızca yaralamaz; onarır da.
“Seni anlıyorum.”
“Bu senin değerinle ilgili değil.”
“Hissettiklerin benim için önemli.”
“Buradayım.”
Bazen bir cümleyle başlayan yara, yine bir cümleyle iyileşir.
Yeter ki o cümle savunmayı değil, teması hedef alsın.