Pınar Eytemiş  Sosyolog / Aile Danışmanı
Köşe Yazarı
Pınar Eytemiş Sosyolog / Aile Danışmanı
 

AİLEDE DUYGUSAL MİRAS: ÇOCUKLAR HANGİ DUYGUSAL KODLARI BİZDEN DEVRALIYOR?

​Aile, sosyolojide “birincil toplumsallaşma alanı” olarak tanımlanırken psikolojide bireyin ilk duygusal düzenleme deneyimlerinin şekillendiği temel sistem olarak ele alınır.  Her iki disiplin de ortak bir noktada buluşur: Çocuk, duygusal dünyasının temellerini ebeveynlerinin duygusal örüntülerini gözlemleyerek inşa eder. Bu nedenle aile içerisinde aktarılan duygusal miras, biyolojik bir devralmadan ziyade öğrenilmiş, tekrar eden ve kuşaklar boyunca sürdürülebilen bir duygusal repertuar niteliğindedir. ​ Duygusal Mirasın Teorik Zemini ​Duygusal miras, Bowlby’nin Bağlanma Kuramı, Bandura’nın Sosyal Öğrenme Modeli ve Bowen’ın Aile Sistemleri Teorisi çerçevesinde kavramsallaştırılabilir. Çocuk; bakım vereninin duygusunu yalnızca gözlemlemez, aynı zamanda onun duygu düzenleme tarzını içselleştirir. Bu içselleştirme süreci, hem nörobiyolojik hem de sosyal bir öğrenme mekanizmasıdır. ​Bağlanma kuramı, çocuğun duygusal güvenliğini belirleyen ana unsurun bakım verenin tutarlılığı ve duygu düzenleme kapasitesi olduğunu vurgular. Sosyal öğrenme yaklaşımı ise çocuğun, ebeveyninin davranış ve duygusal tepkilerini modelleyerek bir “duygusal repertuar” geliştirdiğini belirtir. Bowen’ın aile sistemi yaklaşımında ise duygusal örüntülerin kuşaklar arası aktarımı, aile sisteminin sürekliliğini belirleyen temel dinamiklerden biri olarak tanımlanır. ​Dolayısıyla duygusal miras, “hissedilen ama ifade edilmeyen”, yani çoğu zaman sözel olmayan bir aktarım biçimidir. ​ Aile İçi Duygusal Atmosfer: Çocuğun Dünyayı Algılama Biçimi ​Ailedeki duygusal atmosfer çocuğun dış dünyayı yorumlayışının ilk filtresidir. Güvenli, istikrarlı ve öngörülebilir bir duygusal iklim, çocuğun benlik gelişimine katkı sağlarken; kaygılı, öfkeli ya da duygusal olarak dağınık bir atmosfer, çocuğun temel güven duygusunda çeşitli kırılmalara yol açabilir. ​Araştırmalar, çocuğun özellikle erken çocukluk döneminde bakım vereninin yüz ifadelerini, beden dilini ve ses tonunu bir **“duygusal veri tabanı”**na dönüştürdüğünü göstermektedir. Bu süreçte aktif rol oynayan ayna nöronlar, ebeveynin verdiği duygusal tepkinin çocuğun sinir sistemi tarafından taklit edilmesine zemin hazırlar. Böylece bir anne sürekli gergin bir ruh hâline sahipse, çocuk yalnızca bu gerginliği fark etmekle kalmaz; aynı zamanda benzer bir sinir sistemi örgütlenmesine sahip olma eğilimi gösterir. ​Sonuç olarak çocuk, ebeveynin duygusal tonunu kendi içsel çalışma modeline dahil eder. ​ Kuşaklar Arası Duygusal Aktarım: Görünmeyen Döngüler ​Kuşaklar arası aktarım, bireyin kendi aile öyküsünde farkında olmadan taşıdığı duygusal örüntülerin bir sonraki kuşağa geçmesiyle oluşur. Bowen, bu süreci “duygusal füzyon” ve “ayrışma düzeyi” kavramlarıyla açıklar. Ayrışma düzeyi düşük olan bireyler, ebeveynlerinden devraldıkları kaygıyı, öfkeyi veya duygusal kaçınmayı kendi çocuklarına daha yüksek olasılıkla aktarırlar. ​Aile danışmanlığı pratiğinde sık karşılaşılan ifade şudur: ​“Annemin duygusal tepkilerini eleştirirdim ama bugün aynı kalıpları ben de sergiliyorum.”   ​Bu fark ediş, duygusal mirasın bilinçdışı işleyişine dair güçlü bir göstergedir. ​Kuşaklar arası duygusal aktarım üç temel mekanizma ile gerçekleşir: ​Modelleme: Çocuğun ebeveynin duygusal tepkilerini taklit etmesi. ​Tepkisel düzenleme: Çocuğun ebeveyne karşı aşırı zıt ya da aşırı benzer tepki geliştirmesi. ​Duygusal kaçınma: Çocuğun, aile içinde doğrudan işlemleyemediği duyguları bastırarak yetişkinlikte de benzer kaçınma stratejileri kullanması. ​Bu üç mekanizma, aile sisteminin devamlılığında kritik rol oynar. ​Duygusal Mirasın Çocuğun Gelişimindeki Sonuçları ​Devralınan duygusal miras çocuğun: ​duygu düzenleme kapasitesini, ​ilişki kurma biçimini, ​benlik saygısını, ​stres karşısındaki dayanıklılığını, ​çözüm üretme stratejilerini ​doğrudan etkiler. ​Örneğin kaygı ağırlıklı bir aile ikliminde yetişen çocuk, belirsizliğe düşük tolerans gösterirken; aşırı eleştirel bir aile ortamında büyüyen çocuk, yetişkinlikte içselleştirilmiş değersizlik duygusuyla mücadele edebilir. Buna karşın duygusal olarak düzenlenmiş ve esnek bir aile sistemi, çocuğa psikolojik dayanıklılık açısından güçlü bir temel sağlar. ​ Duygusal Mirasın Dönüştürülebilirliği ​Duygusal miras kader değildir. Birey, farkındalık ve duygu düzenleme becerilerini güçlendirerek bu döngüyü dönüştürebilir. Aile danışmanlığında uygulanan duygu odaklı yaklaşımlar, bilişsel davranışçı modeller ve şema terapisi teknikleri, bireyin ebeveyninden devraldığı duygusal kalıpları yeniden yapılandırmasına yardımcı olur. ​Ebeveynlerin kendi duygu düzenleme kapasitesini artırması, çocuğun duygusal mirasını doğrudan değiştirir. Bu nedenle ebeveynlikte en güçlü koruyucu faktör, “mükemmel olmak” değil, **“farkındalık sahibi olmak”**tır. ​Sonuç Olarak..  ​Ailede aktarılan duygusal miras; bireyin kimlik yapılanmasından ilişki örüntülerine, karar alma biçiminden stres toleransına kadar geniş bir yelpazede etkisini sürdürür. Çocuğun hangi duygusal kodları devraldığı, çoğu zaman evde baskın olan duygusal ton tarafından belirlenir. Bu nedenle ebeveynlerin kendi duygusal repertuarlarına yönelik farkındalık geliştirmesi, yalnızca bireysel bir iyileşme değil; aynı zamanda toplumun geleceği açısından da kritik bir kazanımdır. ​PINAR EYTEMİŞ SOSYOLOG / AİLE DANIŞMANI ​
Ekleme Tarihi: 05 Aralık 2025 -Cuma

AİLEDE DUYGUSAL MİRAS: ÇOCUKLAR HANGİ DUYGUSAL KODLARI BİZDEN DEVRALIYOR?

​Aile, sosyolojide “birincil toplumsallaşma alanı” olarak tanımlanırken psikolojide bireyin ilk duygusal düzenleme deneyimlerinin şekillendiği temel sistem olarak ele alınır. 

Her iki disiplin de ortak bir noktada buluşur: Çocuk, duygusal dünyasının temellerini ebeveynlerinin duygusal örüntülerini gözlemleyerek inşa eder. Bu nedenle aile içerisinde aktarılan duygusal miras, biyolojik bir devralmadan ziyade öğrenilmiş, tekrar eden ve kuşaklar boyunca sürdürülebilen bir duygusal repertuar niteliğindedir.

​ Duygusal Mirasın Teorik Zemini

​Duygusal miras, Bowlby’nin Bağlanma Kuramı, Bandura’nın Sosyal Öğrenme Modeli ve Bowen’ın Aile Sistemleri Teorisi çerçevesinde kavramsallaştırılabilir. Çocuk; bakım vereninin duygusunu yalnızca gözlemlemez, aynı zamanda onun duygu düzenleme tarzını içselleştirir. Bu içselleştirme süreci, hem nörobiyolojik hem de sosyal bir öğrenme mekanizmasıdır.

​Bağlanma kuramı, çocuğun duygusal güvenliğini belirleyen ana unsurun bakım verenin tutarlılığı ve duygu düzenleme kapasitesi olduğunu vurgular. Sosyal öğrenme yaklaşımı ise çocuğun, ebeveyninin davranış ve duygusal tepkilerini modelleyerek bir “duygusal repertuar” geliştirdiğini belirtir. Bowen’ın aile sistemi yaklaşımında ise duygusal örüntülerin kuşaklar arası aktarımı, aile sisteminin sürekliliğini belirleyen temel dinamiklerden biri olarak tanımlanır.

​Dolayısıyla duygusal miras, “hissedilen ama ifade edilmeyen”, yani çoğu zaman sözel olmayan bir aktarım biçimidir.

​ Aile İçi Duygusal Atmosfer: Çocuğun Dünyayı Algılama Biçimi

​Ailedeki duygusal atmosfer çocuğun dış dünyayı yorumlayışının ilk filtresidir. Güvenli, istikrarlı ve öngörülebilir bir duygusal iklim, çocuğun benlik gelişimine katkı sağlarken; kaygılı, öfkeli ya da duygusal olarak dağınık bir atmosfer, çocuğun temel güven duygusunda çeşitli kırılmalara yol açabilir.

​Araştırmalar, çocuğun özellikle erken çocukluk döneminde bakım vereninin yüz ifadelerini, beden dilini ve ses tonunu bir **“duygusal veri tabanı”**na dönüştürdüğünü göstermektedir. Bu süreçte aktif rol oynayan ayna nöronlar, ebeveynin verdiği duygusal tepkinin çocuğun sinir sistemi tarafından taklit edilmesine zemin hazırlar. Böylece bir anne sürekli gergin bir ruh hâline sahipse, çocuk yalnızca bu gerginliği fark etmekle kalmaz; aynı zamanda benzer bir sinir sistemi örgütlenmesine sahip olma eğilimi gösterir.

​Sonuç olarak çocuk, ebeveynin duygusal tonunu kendi içsel çalışma modeline dahil eder.

​ Kuşaklar Arası Duygusal Aktarım: Görünmeyen Döngüler

​Kuşaklar arası aktarım, bireyin kendi aile öyküsünde farkında olmadan taşıdığı duygusal örüntülerin bir sonraki kuşağa geçmesiyle oluşur. Bowen, bu süreci “duygusal füzyon” ve “ayrışma düzeyi” kavramlarıyla açıklar. Ayrışma düzeyi düşük olan bireyler, ebeveynlerinden devraldıkları kaygıyı, öfkeyi veya duygusal kaçınmayı kendi çocuklarına daha yüksek olasılıkla aktarırlar.

​Aile danışmanlığı pratiğinde sık karşılaşılan ifade şudur:

​“Annemin duygusal tepkilerini eleştirirdim ama bugün aynı kalıpları ben de sergiliyorum.”

 

​Bu fark ediş, duygusal mirasın bilinçdışı işleyişine dair güçlü bir göstergedir.

​Kuşaklar arası duygusal aktarım üç temel mekanizma ile gerçekleşir:

  1. Modelleme: Çocuğun ebeveynin duygusal tepkilerini taklit etmesi.
  2. Tepkisel düzenleme: Çocuğun ebeveyne karşı aşırı zıt ya da aşırı benzer tepki geliştirmesi.
  3. Duygusal kaçınma: Çocuğun, aile içinde doğrudan işlemleyemediği duyguları bastırarak yetişkinlikte de benzer kaçınma stratejileri kullanması.

​Bu üç mekanizma, aile sisteminin devamlılığında kritik rol oynar.

​Duygusal Mirasın Çocuğun Gelişimindeki Sonuçları

​Devralınan duygusal miras çocuğun:

  • ​duygu düzenleme kapasitesini,
  • ​ilişki kurma biçimini,
  • ​benlik saygısını,
  • ​stres karşısındaki dayanıklılığını,
  • ​çözüm üretme stratejilerini

​doğrudan etkiler.

​Örneğin kaygı ağırlıklı bir aile ikliminde yetişen çocuk, belirsizliğe düşük tolerans gösterirken; aşırı eleştirel bir aile ortamında büyüyen çocuk, yetişkinlikte içselleştirilmiş değersizlik duygusuyla mücadele edebilir. Buna karşın duygusal olarak düzenlenmiş ve esnek bir aile sistemi, çocuğa psikolojik dayanıklılık açısından güçlü bir temel sağlar.

​ Duygusal Mirasın Dönüştürülebilirliği

​Duygusal miras kader değildir. Birey, farkındalık ve duygu düzenleme becerilerini güçlendirerek bu döngüyü dönüştürebilir. Aile danışmanlığında uygulanan duygu odaklı yaklaşımlar, bilişsel davranışçı modeller ve şema terapisi teknikleri, bireyin ebeveyninden devraldığı duygusal kalıpları yeniden yapılandırmasına yardımcı olur.

​Ebeveynlerin kendi duygu düzenleme kapasitesini artırması, çocuğun duygusal mirasını doğrudan değiştirir. Bu nedenle ebeveynlikte en güçlü koruyucu faktör, “mükemmel olmak” değil, **“farkındalık sahibi olmak”**tır.

​Sonuç Olarak.. 

​Ailede aktarılan duygusal miras; bireyin kimlik yapılanmasından ilişki örüntülerine, karar alma biçiminden stres toleransına kadar geniş bir yelpazede etkisini sürdürür. Çocuğun hangi duygusal kodları devraldığı, çoğu zaman evde baskın olan duygusal ton tarafından belirlenir. Bu nedenle ebeveynlerin kendi duygusal repertuarlarına yönelik farkındalık geliştirmesi, yalnızca bireysel bir iyileşme değil; aynı zamanda toplumun geleceği açısından da kritik bir kazanımdır.

PINAR EYTEMİŞ

SOSYOLOG / AİLE DANIŞMANI

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396