Öznur Eker Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı
Köşe Yazarı
Öznur Eker Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı
 

Kutsal Aile mi, Mutlu Birey mi? Psikologlar Yuva mı Yıkıyor, Yoksa Prangaları mı Çözüyor?

Kutsal Aile mi, Mutlu Birey mi? Psikologlar Yuva mı Yıkıyor, Yoksa Prangaları mı Çözüyor?  Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yankı bulan bu çıkış aslında yüzyıllardır süregelen bir çatışmanın fitilini ateşledi: "Boşanmalar psikologlar yüzünden arttı." İddiaya göre, aile terapistleri danışanlarına "aşk" ve "öz gibi kavramları aşıladığı için evlilikler çatırdıyor.  Bir Uzman Aile Danışmanı olarak bu iddiaya baktığımda, mesleki bir savunmadan ziyade toplumsal bir "yüzleşme ihtiyacı görüyorum. Sahi, psikologlar gelene kadar evlilikler birer huzur bahçesi miydi, yoksa sadece "sessiz bir kriz merkezi" mi? Psikoloji kuramları arasında Murray Bowen’ın "Aile Sistemleri Kuramı" bize çok şey anlatır. Bowen, sağlıklı bir bireyin "farklılaşmış" olması gerektiğini savunur. Yani kişi, bir ilişkinin içinde hem "biz" olabilmeli hem de kendi "ben"liğini koruyabilmelidir.  Eski kuşak evliliklerin çoğu, bireylerin kendi kimliklerini aile potasında erittiği, yani "farklılaşamadığı" yapılardı. Bu yapılarda çatışma çıkmıyordu çünkü bir taraf (genellikle kadın), kendi ihtiyaçlarını, hayallerini ve "değeri tamamen yok sayıyordu. Modern psikoloji ise insana şunu fısıldadı: "Sen bir kurban değil, bir öznesin." İşte farkındalık, dengesi bozuk terazileri sarstı. Eğer bir evlilik, sadece bir tarafın "yokluğu" üzerine kuruluysa, o kişi "var olma" çabası evliliği sarsar. Bu noktada suçlu, kişiye "varsın" diyen psikolog mudur, yoksa o kişiyi "yok" saya sistem mi? Hümanistik ekolün öncüsü Carl Rogers, insanın ancak "koşulsuz olumlu kabul" gördüğü bir ortamda  gelişebileceğini söyler. Öne sürülen eleştiride "kendini değerli hissetme" vurgusu, aslında bir şımarıklık ruhsal bir ihtiyaçtır. Eskiden "sabır" olarak adlandırılan şeyin çoğu zaman aslında "öğrenilmiş çaresizlik" (Seligman) olduğunu  bilimsel olarak biliyoruz. İnsanlar mutsuzluğa mahkum olduklarına inandıkları için değil, başka bir seçenekleri olmadığını düşündükleri için gitmiyorlardı. Terapistlerin yaptığı şey, odadaki ışığı açmaktır. Işık açıldığında  toz ve kir görünür hale gelir; ama tozu yaratan ışık değil.  Rönesans mı, Yıkım mı?  Modern insanın evlilikten beklentisi değişti. Artık evlilik sadece ekonomik bir ortaklık veya toplumsal bir sta değil; duygusal bir liman, bir kendini gerçekleştirme alanı. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi'nde en alt basamakla (barınma, güvenlik) aşan insanoğlu, artık en üst basamağa, yani "kendini gerçekleştirmeye" odaklanı Evet, kabul etmeliyiz ki popüler psikoloji bazen "hızlı tüketim" kültürüne hizmet edip, en ufak krizde "terk et mesajı verebiliyor. Bu, mesleki bir hatadır. Ancak sağlıklı bir aile danışmanlığı, "hemen boşan" demez; "iyileş" der.  Eğer iyileşme ortak bir çabayla mümkün değilse, "sağlıklı ayrılmayı" bir seçenek olarak sunar.  Yaralı Bir Toplumun Aynası Boşanma oranlarındaki artışı sadece psikologlara bağlamak, sosyolojik bir körlüktür. Kadının iş hayatına girmesi, ekonomik bağımsızlık, bireyselleşme ve en önemlisi "mutlu olma hakkı"na duyulan inanç bu süreci tetikledi.  Amacımız evlilikleri yıkmak değil, "sağlıklı bireylerden oluşan, farkındalığı yüksek birliktelikler" inşa etmek.  Çünkü biliyoruz ki; bastırılmış öfkelerle dolu bir evde büyüyen çocukların ruhsal hasarı, medenice boşanmış ailenin çocuklarından çok daha derindir. Şimdi kendimize sormamız gereken asıl soru şu: Bir ömür boyu "sahte bir huzur" içinde, kendi benliğimizi feda ederek yaşamak mı bir başarıdır; yoksa gerçek bir bağ kuramadığımız yerden, kendimizi koruyarak ayrılma cesare göstermek mi? 
Ekleme Tarihi: 17 Şubat 2026 -Salı

Kutsal Aile mi, Mutlu Birey mi? Psikologlar Yuva mı Yıkıyor, Yoksa Prangaları mı Çözüyor?

Kutsal Aile mi, Mutlu Birey mi? Psikologlar Yuva mı Yıkıyor, Yoksa Prangaları mı Çözüyor? 
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yankı bulan bu çıkış aslında yüzyıllardır süregelen bir çatışmanın fitilini
ateşledi: "Boşanmalar psikologlar yüzünden arttı."

İddiaya göre, aile terapistleri danışanlarına "aşk" ve "öz
gibi kavramları aşıladığı için evlilikler çatırdıyor. 
Bir Uzman Aile Danışmanı olarak bu iddiaya baktığımda, mesleki bir savunmadan ziyade toplumsal bir "yüzleşme
ihtiyacı görüyorum.

Sahi, psikologlar gelene kadar evlilikler birer huzur bahçesi miydi, yoksa sadece "sessiz bir kriz merkezi" mi?

Psikoloji kuramları arasında Murray Bowen’ın "Aile Sistemleri Kuramı" bize çok şey anlatır. Bowen, sağlıklı bir
bireyin "farklılaşmış" olması gerektiğini savunur.

Yani kişi, bir ilişkinin içinde hem "biz" olabilmeli hem de kendi
"ben"liğini koruyabilmelidir. 

Eski kuşak evliliklerin çoğu, bireylerin kendi kimliklerini aile potasında erittiği, yani "farklılaşamadığı" yapılardı.

Bu yapılarda çatışma çıkmıyordu çünkü bir taraf (genellikle kadın), kendi ihtiyaçlarını, hayallerini ve "değeri
tamamen yok sayıyordu.

Modern psikoloji ise insana şunu fısıldadı: "Sen bir kurban değil, bir öznesin." İşte farkındalık, dengesi bozuk terazileri sarstı. Eğer bir evlilik, sadece bir tarafın "yokluğu" üzerine kuruluysa, o kişi "var olma" çabası evliliği sarsar. Bu noktada suçlu, kişiye "varsın" diyen psikolog mudur, yoksa o kişiyi "yok" saya sistem mi?

Hümanistik ekolün öncüsü Carl Rogers, insanın ancak "koşulsuz olumlu kabul" gördüğü bir ortamda 
gelişebileceğini söyler.

Öne sürülen eleştiride "kendini değerli hissetme" vurgusu, aslında bir şımarıklık ruhsal bir ihtiyaçtır.

Eskiden "sabır" olarak adlandırılan şeyin çoğu zaman aslında "öğrenilmiş çaresizlik" (Seligman) olduğunu 
bilimsel olarak biliyoruz.

İnsanlar mutsuzluğa mahkum olduklarına inandıkları için değil, başka bir seçenekleri olmadığını düşündükleri için gitmiyorlardı.

Terapistlerin yaptığı şey, odadaki ışığı açmaktır. Işık açıldığında  toz ve kir görünür hale gelir; ama tozu yaratan ışık değil. 

Rönesans mı, Yıkım mı? 

Modern insanın evlilikten beklentisi değişti. Artık evlilik sadece ekonomik bir ortaklık veya toplumsal bir sta
değil; duygusal bir liman, bir kendini gerçekleştirme alanı.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi'nde en alt basamakla
(barınma, güvenlik) aşan insanoğlu, artık en üst basamağa, yani "kendini gerçekleştirmeye" odaklanı
Evet, kabul etmeliyiz ki popüler psikoloji bazen "hızlı tüketim" kültürüne hizmet edip, en ufak krizde "terk et mesajı verebiliyor.

Bu, mesleki bir hatadır. Ancak sağlıklı bir aile danışmanlığı, "hemen boşan" demez; "iyileş" der. 
Eğer iyileşme ortak bir çabayla mümkün değilse, "sağlıklı ayrılmayı" bir seçenek olarak sunar. 

Yaralı Bir Toplumun Aynası

Boşanma oranlarındaki artışı sadece psikologlara bağlamak, sosyolojik bir körlüktür.

Kadının iş hayatına girmesi, ekonomik bağımsızlık, bireyselleşme ve en önemlisi "mutlu olma hakkı"na duyulan inanç bu süreci tetikledi. 

Amacımız evlilikleri yıkmak değil, "sağlıklı bireylerden oluşan, farkındalığı yüksek birliktelikler" inşa etmek. 

Çünkü biliyoruz ki; bastırılmış öfkelerle dolu bir evde büyüyen çocukların ruhsal hasarı, medenice boşanmış
ailenin çocuklarından çok daha derindir.

Şimdi kendimize sormamız gereken asıl soru şu: Bir ömür boyu "sahte bir huzur" içinde, kendi benliğimizi feda
ederek yaşamak mı bir başarıdır; yoksa gerçek bir bağ kuramadığımız yerden, kendimizi koruyarak ayrılma cesare
göstermek mi? 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396