Ghosting kavramı uzun süre romantik ilişkilerle sınırlı ele alındı.
Ani iletişim kesintileri, açıklamasız geri çekilmeler, sessiz kopuşlar…
Oysa bugün bu davranış biçimi yalnızca flört ilişkilerinde değil; evliliklerde, çekirdek aile yapılarında ve hatta ebeveyn–çocuk ilişkilerinde de gözlenmektedir.
Bu noktada yapılması gereken ilk şey, ghosting’i ahlaki bir zayıflık ya da ilişki beceriksizliği olarak ele almaktan vazgeçmektir.
Klinik ve saha gözlemleri açıkça göstermektedir ki; ghosting çoğu zaman ilişkiyi terk etme arzusu değil, ilişki içinde kalırken duygusal yükü regüle etme çabasıdır.
Bağlanma kuramı açısından değerlendirildiğinde bu geri çekilme davranışı, çoğunlukla kaçınmacı ya da dezorganize bağlanma örüntüleriyle ilişkilidir. Ancak burada kritik bir ayrım vardır: Bu bireyler ilişkiye baştan mesafeli değildir. Aksine, çoğu zaman ilişkinin duygusal taşıyıcısı olmuşlardır.
Danışma sürecinde sıklıkla karşılaşılan tablo şudur:
İlişkide uzun süre duygusal düzenleyici rol üstlenen, çatışmaları yatıştıran, karşı tarafın duygularını dengeleyen birey; bir noktadan sonra duygusal kapasitesini kaybeder. Bu aşamada ortaya çıkan geri çekilme bir vazgeçiş değil, kendini koruma refleksidir.
İletişim kesilmez çünkü ilişki değersizleşmiştir.
İletişim kesilir çünkü her temas yeni bir yük anlamına gelmeye başlamıştır.
Bu nedenle ghosting yaşayan bireylerin dili çoğu zaman suçlayıcı değil, yorgundur. Bu yorgunluk genellikle tek bir cümlede kristalize olur:
“Artık anlatacak gücüm yok.”
Bu ifade ilgisizliğin değil, tekrarlayan duygusal başarısızlık deneyimlerinin sonucudur. Anlatılmış ancak karşılanmamış, ifade edilmiş ancak düzenlenememiş duyguların birikimidir.
Aile sistemleri perspektifinden bakıldığında ghosting, sistemin dengeyi artık açık iletişimle değil; geri çekilme yoluyla sağlamaya çalıştığını gösterir. Çatışma görünürde azalır, ancak bu azalma sağlıklı bir çözülmeye değil, duygusal donmaya işaret eder.
Bu nedenle “Artık kavga etmiyoruz” ifadesi her zaman olumlu bir gelişme değildir. Bazen bu cümle, ilişkinin artık duygusal temas üretmediğinin göstergesidir.
Çözüm, geri çekilen bireyi konuşmaya zorlamak değildir. Bu yaklaşım savunmayı derinleştirir. Akademik literatür ve klinik deneyim bize şunu öğretir: İyileşme, önce yükün tanınmasıyla başlar.
“Niye böylesin?” sorusu değil,
“Bu ilişkide seni en çok zorlayan ne oldu?” sorusu dönüştürücüdür.
Çünkü ghosting bir kopuş değil,
sessiz bir düzenleme çabasıdır.
Ve ilişkilerin yönü çoğu zaman bu sessizliğin nasıl karşılandığıyla belirlenir