Günümüz dünyasında bir çocuk, henüz ilk nefesini almadan dijital dünyaya "merhaba" diyor. Ultrason görüntüleriyle başlayan bu dijital yolculuk, doğum odasından ilk adıma, ilk ağlama krizinden okulun ilk gününe kadar binlerce kareyle devam ediyor. Bir sosyolog ve aile danışmanı olarak, modern ebeveynliğin bu yeni yüzünü; yani "Sharenting" (ebeveynlerin çocuklarının hayatlarını aşırı paylaşması) kavramını ve bu durumun gelecekteki toplumsal maliyetlerini mercek altına almak istiyorum.
Sosyolojik Bir Dönüşüm: Aile Mahremiyetinin Kamusallaşması
Eskiden aile albümleri, evin en kuytu köşesinde duran ve sadece misafirlere açılan mahrem bir hafıza deposuydu. Bugün ise bu albümler, milyonların erişimine açık dijital meydanlarda sergileniyor. Sosyolojik açıdan bu durum, "mahremiyetin erozyonu" olarak tanımlanabilir. Ebeveynler, çocuklarının hayatını paylaşırken aslında onların gelecekteki dijital kimliklerini, çocuğun rızasını almadan inşa ediyorlar. Çocuk, daha kendisinin kim olduğunu anlamadan, dijital dünyada binlerce kişi tarafından "etiketlenmiş" bir karakter haline geliyor.
Bir aile danışmanı olarak beni en çok endişelendiren nokta, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağlanma stilinin bu paylaşımlardan nasıl etkilendiğidir. Eğer bir anne veya baba, çocuğuyla geçirdiği kaliteli vakti bir "içerik" olarak görüyorsa, orada çocukla kurulan bağ zedelenir. Çocuk, sevgi ve ilginin ancak bir ekran aracılığıyla ve "beğeni" karşılığında geldiğini hissetmeye başladığında, sahte kendilik (false self) geliştirme riskiyle karşı karşıya kalır. Çocuk, "Ben olduğum için mi seviliyorum, yoksa kameraya gülümsediğim için mi?" sorusunu bilinçaltına kazır. Ebeveynin sürekli elinde olan telefon, çocuk için ebeveynle arasına giren "istenmeyen bir üçüncü şahıs" haline gelir.
Dijital Ayak İzi: Geleceğin Travması
Bugün paylaşılan "komik" veya "sevimli" bir video, o çocuk 20 yaşına geldiğinde bir utanç kaynağına dönüşebilir. Çocuğun mahremiyet hakkı, ebeveynin ifade özgürlüğü ile çatıştığında, ibre ne yazık ki ebeveynden yana kayıyor. Biz danışmanlar, ileride dijital ayak izleri yüzünden akran zorbalığına uğrayan veya kendi geçmişinden kaçamayan bir nesille çalışmak zorunda kalacağız.
Uzman Önerisi: Bilinçli Ebeveynlik, Sessiz Paylaşım
Bir ebeveynin en temel görevi, çocuğunu sadece dış dünyadaki tehlikelerden değil, dijital dünyadaki görünmez risklerden de korumaktır.
- Rıza Gözetmek: Çocuğunuz konuşmaya başladığı andan itibaren "Bunu paylaşabilir miyim?" diye sormak, ona sınırlarını öğretmenin ilk adımıdır.
- Mahremiyet Bilinci: Çocuğun banyosu, ağlama anları veya savunmasız olduğu hiçbir an dijital bir malzeme olmamalıdır.
- Anı Yaşamak: Kamerayı indirdiğinizde, çocuğunuzla kurduğunuz bağın kalitesinin arttığını göreceksiniz.
Dijital dünya bize her şeyi kaydetme imkanı sunuyor, ancak her şeyi paylaşma zorunluluğu getirmiyor. Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras, binlerce beğeni alan fotoğraflar değil; sınırlarına saygı duyulmuş, mahremiyeti korunmuş ve ekranların gölgesinde kalmamış sağlıklı bir çocukluktur. Gelin, dijital ayak izlerimizi silerken, çocuklarımızın ruhunda silinmez izler bırakmayalım.