Nurdan Demirtaş-Diyetisyen
Köşe Yazarı
Nurdan Demirtaş-Diyetisyen
 

Sağlıklı Beslenmek Bir Tercih mi, Yoksa Lüks mü?

Son yıllarda “sağlıklı beslenme” neredeyse ahlaki bir ölçüte dönüştü. Tabağında ne varsa, karakterin de oymuş gibi. Şeker yiyorsan iradesizsin, beyaz ekmek alıyorsan bilinçsizsin, sebze azsa kendine bakmıyorsun. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Herkesin gerçekten seçme şansı var mı? Bir diyetisyen olarak danışan koltuğunda en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Hocam biliyorum yanlış besleniyorum ama…” O “ama”dan sonra genelde irade değil, ekonomi konuşuyor. Market fiyatları, artan kiralar, uzayan mesai saatleri, bitmeyen yorgunluk. Sağlıklı beslenme bugün teoride herkes için mümkün gibi anlatılıyor. Oysa pratikte giderek daha fazla insan için erişilemez hâle geliyor. Bir markete girip raflara baktığınızda bunu net biçimde görüyorsunuz. En ucuz ürünler genellikle en uzun raf ömrüne sahip olanlar: beyaz un, şekerli atıştırmalıklar, paketli gıdalar. En pahalı olanlar ise taze, çeşitli ve besin değeri yüksek ürünler. Yani bütçe daraldıkça tabağın da daralması tesadüf değil. Sosyal medyada dolaşan “bir günde ne yiyorum” videolarına bakalım. Avokado tostları, badem sütlü kahveler, somonlu salatalar… Bunlar sağlıklı olabilir. Ama aynı zamanda pahalı, zaman isteyen ve her mutfağa girmesi mümkün olmayan seçenekler. Bu görüntüler bir noktadan sonra ilham vermekten çok, yetersizlik hissi yaratıyor. İnsanlar sağlıklı beslenemediği için değil, sağlıklı beslenme idealine yetişemediği için kendini suçluyor. Oysa mesele bireysel tercihten çok daha büyük. Sağlıklı beslenme, yalnızca “ne seçtiğimizle” ilgili değil; neye erişebildiğimizle ilgili. Gelir düzeyi düşük olan bir ailenin, her gün taze sebze-meyve alabilmesi; balık, kırmızı et, kuruyemiş gibi protein kaynaklarını düzenli tüketebilmesi ciddi bir maddi yük. Buna bir de zaman faktörü ekleniyor. Günde 10 saat çalışan, yolda vakit harcayan birinin evde her gün tencere yemeği yapmasını beklemek gerçekçi mi?  Bu noktada toplum olarak çok sevdiğimiz bir kelime devreye giriyor: irade. Her şeyi onunla açıklıyoruz. Kilo alamayan da iradesiz, kilo veremeyen de. Oysa irade dediğimiz şey, boşlukta var olmuyor. Uykusuzluk, stres, ekonomik kaygılar, gelecek belirsizliği… Bunların hepsi iştahı, yeme davranışını ve besin seçimlerini doğrudan etkiliyor. Yani “neden sağlıksız yiyorsun?” sorusu çoğu zaman yanlış soru. Asıl soru şu olmalı: Bu insanın başka ne seçeneği var? Sağlıklı beslenmeyi bir statü göstergesine dönüştürdüğümüzde, en büyük zararı yine en kırılgan gruplara veriyoruz. Çünkü bir noktadan sonra beslenme, beden sağlığından çıkıp sınıfsal bir ayrışma aracına dönüşüyor. Kim ne yiyebiliyorsa, kim neyi karşılayabiliyorsa oradan yargılanıyor. Burada şunu net söylemek gerekir: Sağlıklı beslenme badem sütüyle başlamaz. Chia tohumu yemeyen kimse sağlıksız değildir. Bu ülkede kuru baklagiller, yumurta, yoğurt, mevsim sebzeleri hâlâ en değerli besinler arasında. Ama onları bile düzenli tüketebilmek giderek zorlaşıyorsa, sorun bireyde değil sistemdedir. Bir diyetisyen olarak benim görevim, insanlara hayal satmak değil. “Şunu kesin, bunu alın” demek kolay. Zor olan, mevcut koşullara uygun önerilerde bulunmak. Mükemmel değil, yeterince iyi beslenmeyi anlatmak. Çünkü herkesin hayatı, mutfağı ve bütçesi farklı. Sağlıklı beslenme bireysel bir başarı hikâyesi değil; toplumsal bir meseledir. Gıda fiyatlarından tarım politikalarına, çalışma koşullarından sosyal desteklere kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. Bu yüzden birinin tabağına bakmadan önce, cebine bakmak gerekir. Belki de artık şunu kabul etmeliyiz: Sağlıklı beslenemeyen insanlar yok; sağlıklı beslenmeyi herkes için mümkün kılmayan bir düzen var. Ve bunu konuşmadan, kimseye gerçekten iyi gelmiş olmuyoruz
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2026 -Perşembe

Sağlıklı Beslenmek Bir Tercih mi, Yoksa Lüks mü?


Son yıllarda “sağlıklı beslenme” neredeyse ahlaki bir ölçüte dönüştü. Tabağında ne varsa, karakterin de oymuş gibi. Şeker yiyorsan iradesizsin, beyaz ekmek alıyorsan bilinçsizsin, sebze azsa kendine bakmıyorsun.

Ama kimse şu soruyu sormuyor: Herkesin gerçekten seçme şansı var mı?
Bir diyetisyen olarak danışan koltuğunda en sık duyduğum cümlelerden biri şu:
“Hocam biliyorum yanlış besleniyorum ama…”

O “ama”dan sonra genelde irade değil, ekonomi konuşuyor. Market fiyatları, artan kiralar, uzayan mesai saatleri, bitmeyen yorgunluk.

Sağlıklı beslenme bugün teoride herkes için mümkün gibi anlatılıyor. Oysa pratikte giderek daha fazla insan için erişilemez hâle geliyor. Bir markete girip raflara baktığınızda bunu net biçimde görüyorsunuz. En ucuz ürünler genellikle en uzun raf ömrüne sahip olanlar: beyaz un, şekerli atıştırmalıklar, paketli gıdalar.

En pahalı olanlar ise taze, çeşitli ve besin değeri yüksek ürünler. Yani bütçe daraldıkça tabağın da daralması tesadüf değil.

Sosyal medyada dolaşan “bir günde ne yiyorum” videolarına bakalım. Avokado tostları, badem sütlü kahveler, somonlu salatalar… Bunlar sağlıklı olabilir. Ama aynı zamanda pahalı, zaman isteyen ve her mutfağa girmesi mümkün olmayan seçenekler.

Bu görüntüler bir noktadan sonra ilham vermekten çok, yetersizlik hissi yaratıyor. İnsanlar sağlıklı beslenemediği için değil, sağlıklı beslenme idealine yetişemediği için kendini suçluyor.

Oysa mesele bireysel tercihten çok daha büyük. Sağlıklı beslenme, yalnızca “ne seçtiğimizle” ilgili değil; neye erişebildiğimizle ilgili.

Gelir düzeyi düşük olan bir ailenin, her gün taze sebze-meyve alabilmesi; balık, kırmızı et, kuruyemiş gibi protein kaynaklarını düzenli tüketebilmesi ciddi bir maddi yük. Buna bir de zaman faktörü ekleniyor. Günde 10 saat çalışan, yolda vakit harcayan birinin evde her gün tencere yemeği yapmasını beklemek gerçekçi mi? 

Bu noktada toplum olarak çok sevdiğimiz bir kelime devreye giriyor: irade. Her şeyi onunla açıklıyoruz. Kilo alamayan da iradesiz, kilo veremeyen de. Oysa irade dediğimiz şey, boşlukta var olmuyor. Uykusuzluk, stres, ekonomik kaygılar, gelecek belirsizliği… Bunların hepsi iştahı, yeme davranışını ve besin seçimlerini doğrudan etkiliyor.

Yani “neden sağlıksız yiyorsun?” sorusu çoğu zaman yanlış soru. Asıl soru şu olmalı: Bu insanın başka ne seçeneği var?

Sağlıklı beslenmeyi bir statü göstergesine dönüştürdüğümüzde, en büyük zararı yine en kırılgan gruplara veriyoruz. Çünkü bir noktadan sonra beslenme, beden sağlığından çıkıp sınıfsal bir ayrışma aracına dönüşüyor. Kim ne yiyebiliyorsa, kim neyi karşılayabiliyorsa oradan yargılanıyor.
Burada şunu net söylemek gerekir:

Sağlıklı beslenme badem sütüyle başlamaz. Chia tohumu yemeyen kimse sağlıksız değildir. Bu ülkede kuru baklagiller, yumurta, yoğurt, mevsim sebzeleri hâlâ en değerli besinler arasında. Ama onları bile düzenli tüketebilmek giderek zorlaşıyorsa, sorun bireyde değil sistemdedir.

Bir diyetisyen olarak benim görevim, insanlara hayal satmak değil. “Şunu kesin, bunu alın” demek kolay. Zor olan, mevcut koşullara uygun önerilerde bulunmak. Mükemmel değil, yeterince iyi beslenmeyi anlatmak.

Çünkü herkesin hayatı, mutfağı ve bütçesi farklı.
Sağlıklı beslenme bireysel bir başarı hikâyesi değil; toplumsal bir meseledir. Gıda fiyatlarından tarım politikalarına, çalışma koşullarından sosyal desteklere kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. Bu yüzden birinin tabağına bakmadan önce, cebine bakmak gerekir.

Belki de artık şunu kabul etmeliyiz: Sağlıklı beslenemeyen insanlar yok; sağlıklı beslenmeyi herkes için mümkün kılmayan bir düzen var. Ve bunu konuşmadan, kimseye gerçekten iyi gelmiş olmuyoruz

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Robert
(05.02.2026 13:43 - #347)
Perfect
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Robert
(05.02.2026 13:43 - #348)
Perfect
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396