Nurdan Demirtaş-Diyetisyen
Köşe Yazarı
Nurdan Demirtaş-Diyetisyen
 

Sağlıklı Beslenme Takıntısı (Ortoreksi): İyi Niyetli Bir Alışkanlık Ne Zaman Zarara Dönüşür?

Sağlıklı beslenme son yıllarda hiç olmadığı kadar hayatın merkezinde. Etiket okumak, içeriğe dikkat etmek, işlenmiş gıdalardan uzak durmak artık bilinçli birey davranışları olarak kabul ediliyor. Ancak bu bilinç hali, bazı durumlarda fark edilmeden katı kurallara, yoğun kaygıya ve kontrol ihtiyacına dönüşebiliyor. İşte bu noktada “sağlıklı beslenme” kavramı, ortoreksiya nervoza olarak tanımlanan bir takıntıyla iç içe geçebiliyor. Ortoreksi, temelde “doğru ve sağlıklı yeme” isteğinin aşırı ve esnek olmayan bir hale gelmesiyle ortaya çıkıyor. Burada amaç kilo kaybı değil; bedeni zararlı olduğu düşünülen besinlerden korumak. Ancak sorun şu ki, bu koruma çabası zamanla kişinin hayat alanını daraltmaya başlıyor. Beslenme bir ihtiyaç ve keyif unsuru olmaktan çıkıp, sürekli zihni meşgul eden bir denetim alanına dönüşüyor. Günümüzde ortoreksinin yaygınlaşmasında sosyal medyanın etkisi oldukça büyük. Sürekli “şekersiz”, “glutensiz”, “katkısız”, “temiz içerik”, “detoks” gibi mesajlarla karşılaşmak, besinleri iyi ve kötü olarak sınıflandırmayı kolaylaştırıyor. Oysa beslenme bilimi bu kadar keskin çizgilerle ilerlemez. Bir besin, tek başına ne mucizedir ne de zehir. Asıl belirleyici olan miktar, sıklık, denge ve bağlamdır. Ortoreksi çoğu zaman masum bir niyetle başlar. Daha sağlıklı olmak, bedeni korumak, hastalıklardan uzak durmak… Ancak zamanla beslenme kuralları sertleşir. Plan dışına çıkmak zorlaşır, esneklik kaybolur. Dışarıda yemek yemek stres kaynağı haline gelir, sosyal ortamlarda kontrol edilemeyen yiyecekler huzursuzluk yaratır. Bir besin “yasak” listesine girdiğinde, o besinin tüketilmesi yalnızca fiziksel değil, duygusal bir yük de oluşturur. Suçluluk, pişmanlık ve telafi etme düşünceleri bu noktada devreye girer. Bir diyetisyen gözüyle bakıldığında, sağlıklı beslenmenin en temel göstergelerinden biri esnekliktir. Eğer beslenme biçimi günlük hayatı yönetmeye başlamışsa, sosyal ilişkileri zorlaştırıyorsa ve kişinin zihinsel enerjisinin büyük kısmını kaplıyorsa, burada durup değerlendirme yapmak gerekir. Çünkü sağlık yalnızca makro ve mikro besin öğeleriyle ölçülmez; psikolojik iyilik hali de sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Ortorekside sık karşılaşılan bir diğer durum ise beden sinyallerinin arka plana atılmasıdır. Açlık ve tokluk hisleri yerine saatler, kurallar ve listeler belirleyici olur. Canı bir besini istemek “zayıflık” gibi algılanabilir. Uzun vadede bu durum besin yetersizliklerine, enerji düşüklüğüne ve hormonal dengesizliklere zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte sosyal hayattan geri çekilme, yalnızlaşma ve artan kaygı da tabloya eşlik edebilir. Burada önemli bir ayrımı netleştirmek gerekir: Sağlıklı beslenmeye özen göstermek ile sağlıklı beslenmeye takıntılı olmak aynı şey değildir. Aradaki fark, beslenmenin hayatı destekleyip desteklemediğinde gizlidir. Eğer beslenme kuralları bozulduğunda tüm günün değersiz hissedildiği bir noktaya gelinmişse, eğer “mükemmel” beslenilemediği günler başarısızlık olarak algılanıyorsa, bu durum sağlıklı bir yer değildir. Gerçek sağlık, her gün kusursuz tabaklar hazırlamak değildir. Bazen planlı, bazen plansız; bazen besleyici, bazen sadece keyif veren seçimler yapabilmektir. Sağlıklı bir beslenme yaklaşımı, tatilde ya da özel günlerde bozulmaktan korkmaz. Çünkü bilir ki birkaç öğünle sağlık bozulmaz, tıpkı birkaç “sağlıklı” öğünle mucize yaratılmadığı gibi. Ortoreksiyle mücadelede amaç beslenmeyi tamamen serbest bırakmak değildir. Amaç, besinlerle kurulan ilişkiyi yumuşatmak, katı kuralları sorgulamak ve denge kavramını yeniden tanımlamaktır. Beslenme, bedeni desteklediği kadar zihni de rahatlatmalıdır. Sürekli stres yaratan, suçluluk üreten bir “sağlıklılık” anlayışı, adının aksine sağlıktan uzaklaştırır. Sonuç olarak; sağlıklı beslenme bir hedef değil, bir araçtır. Hayatı daha kaliteli, daha enerjik ve daha keyifli yaşamak için vardır. Eğer bu araç hayatı daraltmaya başlamışsa, durup yeniden düşünmek gerekir. Çünkü gerçek sağlık; sadece ne yediğimizle değil, yemekle kurduğumuz ilişkiyle ilgilidir. Esnek, sürdürülebilir ve huzur veren bir beslenme düzeni ise her zaman en sağlıklı olandır.
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

Sağlıklı Beslenme Takıntısı (Ortoreksi): İyi Niyetli Bir Alışkanlık Ne Zaman Zarara Dönüşür?


Sağlıklı beslenme son yıllarda hiç olmadığı kadar hayatın merkezinde. Etiket okumak, içeriğe
dikkat etmek, işlenmiş gıdalardan uzak durmak artık bilinçli birey davranışları olarak kabul
ediliyor. Ancak bu bilinç hali, bazı durumlarda fark edilmeden katı kurallara, yoğun kaygıya
ve kontrol ihtiyacına dönüşebiliyor.

İşte bu noktada “sağlıklı beslenme” kavramı, ortoreksiya nervoza olarak tanımlanan bir takıntıyla iç içe geçebiliyor.

Ortoreksi, temelde “doğru ve sağlıklı yeme” isteğinin aşırı ve esnek olmayan bir hale
gelmesiyle ortaya çıkıyor.

Burada amaç kilo kaybı değil; bedeni zararlı olduğu düşünülen besinlerden korumak. Ancak sorun şu ki, bu koruma çabası zamanla kişinin hayat alanını daraltmaya başlıyor. Beslenme bir ihtiyaç ve keyif unsuru olmaktan çıkıp, sürekli zihni meşgul eden bir denetim alanına dönüşüyor.

Günümüzde ortoreksinin yaygınlaşmasında sosyal medyanın etkisi oldukça büyük. Sürekli
“şekersiz”, “glutensiz”, “katkısız”, “temiz içerik”, “detoks” gibi mesajlarla karşılaşmak,
besinleri iyi ve kötü olarak sınıflandırmayı kolaylaştırıyor.

Oysa beslenme bilimi bu kadar keskin çizgilerle ilerlemez. Bir besin, tek başına ne mucizedir ne de zehir. Asıl belirleyici olan miktar, sıklık, denge ve bağlamdır.

Ortoreksi çoğu zaman masum bir niyetle başlar. Daha sağlıklı olmak, bedeni korumak,
hastalıklardan uzak durmak…

Ancak zamanla beslenme kuralları sertleşir. Plan dışına çıkmak zorlaşır, esneklik kaybolur. Dışarıda yemek yemek stres kaynağı haline gelir, sosyal ortamlarda kontrol edilemeyen yiyecekler huzursuzluk yaratır. Bir besin “yasak” listesine girdiğinde, o besinin tüketilmesi yalnızca fiziksel değil, duygusal bir yük de oluşturur.

Suçluluk, pişmanlık ve telafi etme düşünceleri bu noktada devreye girer.
Bir diyetisyen gözüyle bakıldığında, sağlıklı beslenmenin en temel göstergelerinden biri
esnekliktir.

Eğer beslenme biçimi günlük hayatı yönetmeye başlamışsa, sosyal ilişkileri
zorlaştırıyorsa ve kişinin zihinsel enerjisinin büyük kısmını kaplıyorsa, burada durup
değerlendirme yapmak gerekir.

Çünkü sağlık yalnızca makro ve mikro besin öğeleriyle ölçülmez; psikolojik iyilik hali de sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır.

Ortorekside sık karşılaşılan bir diğer durum ise beden sinyallerinin arka plana atılmasıdır.
Açlık ve tokluk hisleri yerine saatler, kurallar ve listeler belirleyici olur.

Canı bir besini istemek “zayıflık” gibi algılanabilir. Uzun vadede bu durum besin yetersizliklerine, enerji düşüklüğüne ve hormonal dengesizliklere zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte sosyal hayattan geri çekilme, yalnızlaşma ve artan kaygı da tabloya eşlik edebilir.
Burada önemli bir ayrımı netleştirmek gerekir: Sağlıklı beslenmeye özen göstermek ile
sağlıklı beslenmeye takıntılı olmak aynı şey değildir.

Aradaki fark, beslenmenin hayatı destekleyip desteklemediğinde gizlidir. Eğer beslenme kuralları bozulduğunda tüm günün değersiz hissedildiği bir noktaya gelinmişse, eğer “mükemmel” beslenilemediği günler başarısızlık olarak algılanıyorsa, bu durum sağlıklı bir yer değildir.

Gerçek sağlık, her gün kusursuz tabaklar hazırlamak değildir. Bazen planlı, bazen plansız;
bazen besleyici, bazen sadece keyif veren seçimler yapabilmektir. Sağlıklı bir beslenme
yaklaşımı, tatilde ya da özel günlerde bozulmaktan korkmaz.

Çünkü bilir ki birkaç öğünle sağlık bozulmaz, tıpkı birkaç “sağlıklı” öğünle mucize yaratılmadığı gibi.

Ortoreksiyle mücadelede amaç beslenmeyi tamamen serbest bırakmak değildir. Amaç,
besinlerle kurulan ilişkiyi yumuşatmak, katı kuralları sorgulamak ve denge kavramını
yeniden tanımlamaktır.

Beslenme, bedeni desteklediği kadar zihni de rahatlatmalıdır. Sürekli stres yaratan, suçluluk üreten bir “sağlıklılık” anlayışı, adının aksine sağlıktan uzaklaştırır.

Sonuç olarak; sağlıklı beslenme bir hedef değil, bir araçtır.

Hayatı daha kaliteli, daha enerjik ve daha keyifli yaşamak için vardır. Eğer bu araç hayatı daraltmaya başlamışsa, durup yeniden düşünmek gerekir.

Çünkü gerçek sağlık; sadece ne yediğimizle değil, yemekle
kurduğumuz ilişkiyle ilgilidir.

Esnek, sürdürülebilir ve huzur veren bir beslenme düzeni ise her zaman en sağlıklı olandır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396