Selamlar!
Bugün her kış başında "Hadi bir vitamin takviyesi patlatayım da hasta olmayayım" dediğimiz o meşhur C vitaminini konuşalım diyorum. Ama öyle sıkıcı biyokimya dersi gibi değil; gerçekten hayatımızda neyi değiştiriyor, biz nerede hata yapıyoruz, biraz içeriden bakalım.
‘Ben Her Gün Portakal Suyu İçiyorum!’
Bakın, en büyük yanılgımız tam olarak burada başlıyor. Danışanlarıma "Günlük C vitamini alıyor musun?" dediğimde aldığım cevap genelde standart: "Hocam her sabah bir bardak portakal suyu içiyorum".
Kulağa hoş geliyor ama aslında o bir bardak suyun içinde ne var biliyor musun? Yaklaşık 3-4 portakalın şekeri (fruktoz) ama posası çöpte! Üstelik o meyve suyu sıkıldıktan sonra mutfak tezgahında 10 dakika beklediyse, ışık ve hava yüzünden o çok güvendiğin C vitamini uçup gitmeye başlıyor bile. Yani "vücudumu koruyorum" derken aslında sadece bir şeker bombası içiyor olabilirsin. C vitamini nazlıdır; ışığı gördü mü, sıcağı yedi mi hemen küser, gider.
C Vitamini Sadece "Nezle Savar" mı?
Hayır, keşke sadece o olsa! C vitamini aslında sizin vücudunuzun en büyük inşaat işçisi. Bakın neden:
- Cildiniz Parlasın İstiyorsunuz Değil mi? Kolajen kolajen diye herkes birbiriyle yarışıyor. Ama isterseniz en kaliteli kolajen tozunu için, eğer vücudunuzda yeterli C vitamini yoksa o kolajen vücudunuza fayda vermiyor. Cildinizin esnekliği, o meşhur "glow" etkisi tamamen C vitamininin elinde.
- Demir Gibi Olmak İçin: Özellikle kadınlarda çok gördüğümüz o meşhur halsizlik, yorgunluk var ya... Sebebi genelde demir eksikliği. İstediğiniz kadar kırmızı et yiyin, ıspanak tüketin; eğer o yemeğin yanına bol limonlu bir salata (C vitamini) eklemiyorsanız o demir vücuda uğramadan geçip gidiyor.
- Stres Savar: İş stresli, hayat yorucu... Stres anında vücudun ilk tükettiği şeylerden biri C vitamini. Sinir sistemini ayakta tutan o gizli güç aslında bu minik molekül.
Mutfakta Neler Oluyor?
Bir diyetisyen olarak size en dürüst tavsiyem şu: Portakalı yine yiyin ama başrolü ona vermeyin. Eğer gerçekten C vitamini şovu yapmak istiyorsanız tabağınıza şunları ekleyin:
- Biberin Gücü: Kırmızı kapya biberde, portakaldan neredeyse 3 kat daha fazla C vitamini var. Kahvaltıda çiğ çiğ çıtırdatın, farkı göreceksiniz.
- Maydanoz Candır: Ama öyle süs niyetine değil. Şöyle koca bir demeti salataya doğrayın.
- Kivi: Benim favori "süper besinim". Bir tane kivi, günlük ihtiyacının neredeyse tamamını tek başına karşılıyor.
Küçük Bir Sır: Sebzeleri öldürene kadar haşlamayın! O tencereden çıkan buhar aslında sizin vitamininiz. Mümkünse buharda pişirin ya da "diri" bırakın. Vitamininiz tencere suyunda kalmasın.
"Eczaneden mi Alayım, Manavdan mı?"
En çok sorulan soru bu. Bakın, eğer sigara içiyorsanız (içiyorsan C vitamini ihtiyacınız iki katı), çok yoğun spor yapıyorsanız veya bir hastalık atlattıysanız takviye mantıklı olabilir. Ama normal bir hayatta, her öğününde biraz renk (yeşil biber, domates, roka, limon) varsa, o pahalı tabletlere gerçekten ihtiyacınız yok.
Vücut fazlasını depolamıyor zaten; 1000 mg alıyorsunuz, vücut ihtiyacı olan 100 mg'ı alıyor, geri kalanını "idrar" olarak dışarı atıyor.
Sözün Özü...
C vitamini sadece kışın hatırlanacak bir eski sevgili değil; her gün kapısını çalmanız gereken bir dost. Tabağınız ne kadar renkliyse, cildiniz o kadar parlak, enerjiniz o kadar yüksek olur. Bundan sonra restoranda "Etin yanına ne alırsınız?" dediklerinde "Bol limonlu bir salata" demeniz, sizin kendinize yapacağınız en büyük iyilik.
Hadi şimdi kalkın, kendinize bir kivi dilimleyin veya bir biber yıkayın. Vücudunuz size teşekkür edecek!