İnsan bazen kalabalık bir ortamda bile kendini eksik hissedebilir. Bir başarı elde ettiğinde bile “Ben aslında yeterli değilim” diye düşünebilir. Başkaları tarafından sevildiği halde kendini sevilmeye layık görmeyebilir. İşte değersizlik ve yetersizlik hissi tam olarak böyle çalışır; kişinin aynaya baktığında sadece eksik yanlarını görmesine neden olur.
Psikoloji literatüründe değersizlik hissi, kişinin kendi benliğine yönelik olumsuz değerlendirmeleriyle ilişkilendirilir. Yetersizlik hissi ise çoğu zaman “başaramama korkusu” ile iç içedir. Bu iki duygu bazen çocukluk deneyimlerinden, bazen travmalardan, bazen de sürekli eleştirilen bir ortamda büyümekten beslenebilir. Özellikle sevginin koşullu verildiği ailelerde yetişen bireyler, zamanla kendilerini ancak “başarılı olduklarında” değerli hissetmeye başlarlar.
Fakat burada önemli bir nokta vardır: İnsan olmak, kusursuz olmak değildir.
Günümüz dünyasında sosyal medya da bu duyguları büyütebiliyor. Herkesin mutlu, başarılı, üretken ve kusursuz göründüğü bir düzende insanlar kendi hayatlarını yetersiz sanabiliyor. Oysa çoğu zaman insanlar yalnızca hayatlarının “iyi görünen kısmını” paylaşıyor. Kimse gece ağladığı anı, kaygılarını ya da kendini başarısız hissettiği günü kolay kolay göstermiyor.
Değersizlik hissiyle yaşayan kişiler genellikle kendilerine karşı çok sert davranırlar. Başkalarına gösterdikleri anlayışı kendilerine göstermezler. Küçük bir hata yaptıklarında bunu kişiliklerine mal ederler. “Hata yaptım” demek yerine “Ben zaten başarısız biriyim” diye düşünürler. Halbuki hata yapmak insan olmanın doğal bir parçasıdır. Bir insanın hata yapması onun değersiz olduğu anlamına gelmez.
Bu noktada kişinin iç sesi çok önemlidir. Çünkü insan gün içinde en çok kendisiyle konuşur. Sürekli kendini suçlayan, küçümseyen ve aşağılayan bir iç ses zamanla ruhsal yükü ağırlaştırır. Bu nedenle bazen iyileşmenin ilk adımı, kişinin kendisiyle konuşma biçimini değiştirmesidir. Belki de uzun zamandır ilk kez kendine şu cümleyi söylemesi gerekir:
“Şu an zorlanıyor olmam, değersiz olduğum anlamına gelmez.”
Elbette bu duygular bazen yalnızca moral bozukluğu değildir. Uzun süren değersizlik hissi depresyon, anksiyete ya da travmatik yaşantılarla bağlantılı olabilir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak oldukça önemlidir. Destek istemek güçsüzlük değil, kişinin kendisine verdiği değerin göstergesidir.
İnsan kendini her zaman güçlü hissetmeyebilir. Her gün üretken, başarılı ya da mutlu olmak zorunda da değildir. Bazen sadece ayakta kalmaya çalışmak bile büyük bir mücadeledir. Ve çoğu zaman insanlar, kendi yaralarını saklayarak yaşamaya devam ederler.
Belki de bu yüzden insanın önce kendine şefkat göstermeyi öğrenmesi gerekir. Çünkü kişi kendine nasıl bakıyorsa, dünyayı da biraz öyle görür.
Unutulmamalıdır ki bir insanın değeri; başarılarıyla, kusursuzluğu ile ya da herkes tarafından onaylanmasıyla ölçülmez. İnsan, yalnızca var olduğu için değerlidir.