Neden Bizi Üzen İnsanlara Daha Çok Takılı Kalıyoruz?
Gün içinde pek çok insanla karşılaşırız; çoğu ya nötrdür ya da bize iyi gelir. Ama içlerinden biri küçücük bir sözle canımızı sıktığında, akşam olup sessizlik çöktüğünde zihnimiz dönüp dolaşıp ona takılır.
Aslında bu bir zayıflık değil, beynin çalışma biçimidir. İnsan beyni olumsuz olanı daha uzun süre akılda tutacak şekilde evrimleşmiştir çünkü geçmişte tehlikeyi fark edebilmek hayatta kalmakla eşdeğerdi. Bu yüzden birinin kırıcı bir sözü, gün boyunca yaşanan birçok olumlu anın önüne geçebilir.
Tehdit Algısı ve Zihinsel Meşguliyet
Bu durumun temelinde beynin tehdit algısı yatar. Bizi üzen bir davranış, zihnimizde “burada dikkat edilmesi gereken bir şey var” uyarısı oluşturur. İyi hissettiren anlar keyiflidir ama hayati görülmez; olumsuz olan ise zihinde daha fazla yer kaplar.
Bu yüzden “takılmamam lazım” demek çoğu zaman işe yaramaz. Bastırılan duygu kaybolmaz, sadece geri planda daha çok büyür. Aynı konuşmayı tekrar tekrar kafamızda canlandırmamız, başka türlü cevaplar üretmemiz ya da uyuyamamız bundandır.
Belirsizliğin Yarattığı Yorgunluk
Aslında bizi yoran şey çoğu zaman yaşanan olayın kendisi değil, onun bizde bıraktığı belirsizliktir. Beyin cevapsız kalmayı sevmez; neden böyle davrandı, ben mi yanlış anladım, haklı mıydı gibi sorular zihni meşgul eder. Her sorunun bir cevabı olmadığında ise duygu yarım kalır ve zihne yapışır. Bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan çıksa bile, hissettirdikleri duygular uzun süre bizimle kalır.
Çözüm: Fark Etmek ve Adlandırmak
Psikoloji, bu duygusal yükten kurtulmanın yolunun görmezden gelmek değil, fark etmek olduğunu söyler. Duyguyu bastırmak yerine adlandırmak, “buna takıldım çünkü…” diye kendimize dürüstçe bakmak, odağı karşımızdaki kişiden alıp kendi içimize çevirmek rahatlatıcıdır.
Çünkü çoğu zaman bizi yıpratan, insanların söyledikleri değil; o sözlerin dokunduğu eski yaralardır. Ve evet, iyi davrananı çabuk unutup bizi üzeni hatırlamak, insan olmanın sessiz ama çok tanıdık bir yan etkisidir.