“Neden Bazen Başlamamız Gereken Şeye Başlayamayız?”
Erteleme… Hepimizin zaman zaman başvurduğu o tanıdık kaçış. Yapılacak işler, teslim tarihleri, mesajlar, hatta bazen hayatın kendisi. “Birazdan yaparım.” deriz. Sonra o “biraz” bir güne, bir haftaya, bazen bir ömre dönüşür. Peki gerçekten neden erteleriz? Tembel olduğumuz için mi? Yoksa zihnimiz, görünmez bir savunma mekanizması mı kurar bize?
Erteleme, Bir Savunma Biçimi
Psikolojide erteleme, çoğu zaman bir kendini koruma davranışı olarak görülür. Zihin, bizi olası tehditlerden —yani duygusal acıdan— korumaya çalışır. Bir işe başlamamak, bazen başarısız olma ihtimaliyle yüzleşmemekten daha güvenlidir.
- “Ya yapamazsam?”,
- “Ya yeterince iyi olmazsa?”,
- “Ya eleştirilirsem?”
Bu düşünceler bilinçaltında öyle güçlüdür ki, fark etmeden bizi eylemsizliğe sürükler. Çünkü beynimiz, “şu an bir şey yapmamak” ile “olası başarısızlığı yaşamamak” arasında yanlış bir denge kurar.
Ertelemenin Altındaki Duygular
Ertelemenin arkasında çoğu zaman üç temel duygu bulunur:
- Kaygı: Başlamadan önce duyulan “yapamazsam” korkusu. Bu, çoğu zaman mükemmeliyetçilikle el ele gider. Mükemmel olamayacağını bilen kişi, hiç başlamamayı tercih eder.
- Yetersizlik Hissi: “Benim gibi biri bunu nasıl başarabilir?” düşüncesi, en yaratıcı fikirleri bile susturur. Zihin, kendini korumak için “vakit var, sonra yaparım” bahanesini üretir.
- Yorgunluk ve Tükenmişlik: Uzun süre duygusal baskı altında kalan bir insan, artık harekete geçmek için gereken enerjiyi bulamaz. Erteleme, burada bir “geçici mola” gibi çalışır — ama o mola uzadıkça, suçluluk duygusu büyür.
Suçluluk Döngüsü ve Yargılama
Ertelediğimiz her iş, içimizde büyüyen bir “yapamadım” hissi yaratır. Ve bu his, özsaygımızı zedeler. Kendimizi “disiplinsiz”, “başarısız” ya da “yetersiz” hissetmeye başlarız. Oysa bu döngü, kendi üzerine katlanan bir duygusal labirenttir. Erteledikçe suçluluk duyarız, suçluluk duydukça daha da erteleriz. Bir noktada artık görevi değil, kendimizi yargılamaya başlarız.
Döngüyü Kırmak: Küçük Adımlar
Ertelemeyi yenmek, irade savaşını kazanmak değil; kendi duygularını anlamakla başlar. Kendine şu soruları sormayı deneyebilirsin:
- “Ben aslında ne hissediyorum?”
- “Bu işe başlamak bende hangi korkuyu tetikliyor?”
- “Yeterince iyi olmam mı gerekiyor, yoksa sadece başlamam mı?”
Çoğu zaman küçük bir adım, o büyük duvarı yıkar. Bir sayfa açmak, bir cümle yazmak, bir dakika başlamak… Çünkü harekete geçmek, zihne “tehlike yok” mesajı verir. Ve o andan sonra, beynin seni artık durdurmak yerine desteklemeye başlar.
Son Söz: Özşefkat Eksikliği
Erteleme, irade eksikliği değil; çoğu zaman özşefkat eksikliğidir. Kendine karşı anlayışlı olmayı öğrenirsen, zihnin savunma mekanizmaları yavaşça gevşer. Çünkü o zaman “başaramazsam ne olur?” yerine “denemem de bir başarı” diyebilirsin.
Ve belki o gün, o küçük adımı atarsın — çünkü artık kendine karşı savaşmıyorsundur.
