Dilek Kurthan-Yazar
Köşe Yazarı
Dilek Kurthan-Yazar
 

Rızık ve Nasip

​Gün henüz karanlığını kaybetmemişti ki sırtında heybesini taşıyan iki dost çoktan yollara düşmüşlerdi. Görevlerini yerine getirmek için her gün aynı tempoda durmadan, dinlenmeden çalışırlardı. Rızık ve Nasip yürürken geçtikleri her bir noktaya bereket getirir, bastıkları toprak onlara yeşererek selam verirdi. Yine böyle bir günde yollara düştüler. ​Rızık ona verilen heybedeki nimetleri üzerinde ismi yazanlara büyük bir özenle dağıtıyordu. Onun görevi hepsini tam zamanında sahibine ulaştırmaktı. Nasip ise yine heybesindeki nimetleri isimlerine göre sıralamış bir şekilde Rızkın yanında yolculuğuna devam ediyordu. Bir süre sonra dinlenmek için bir dere kenarında oturdular. Rızık çalışmaktan Nasibin yaptıklarını her zamanki gibi izleyememişti. ​O dur durak bilmeden çalışırken, Nasip daha sakin ve daha sessiz bir şekilde çalışıyordu. Nasibin sessizliği Rızkı meraka düşürdü. “Hayır olsun Nasip. Neden böyle durgunsun”. Nasip dereye bir taş attı ve sonra yüzünü Rızka döndü. “Düşünüyorum”. “Neyi düşünüyorsun Nasip”. “Seni düşünüyordum Rızık. Dinlenmeden çalışıyorsun. Senin dağıttıkların onları mutlu ediyor, ihtiyaçlarına yetiyor. Ben ise…” dedi ve sustu. ​“Anlayamıyorum Nasip. Sorun ne. Bu her zaman yaptığımız şey. Bizim görevimiz. Bize bu görevi verene şükürler olsun” dedi büyük bir teslimiyetle. “Elhamdülillah bize bu görevi verene. İsyan etmedim Rızık. Sadece sana bir şeyleri anlatmak istedim ama böyle olmayacak sanırım. Gel. Sana bunu göstererek anlatsam daha iyi olacak” dedi ve suyun kenarından hızla ayağa kalktı. ​ İki Komşu Hane ​“Nereye gidiyoruz” dedi Rızık büyük bir merakla. Arkadaşına ne olduğuna anlam veremiyordu. Evet her zaman böyle sessizdi ama onu hiç böyle görmemişti. “Karşı köye gidiyoruz. Sana beni anlatmaya. Sadece izle Rızık” dedi Nasip önden hızlı bir şekilde yürürken. ​Karşı köye geldiklerinde gün ağarmış, horozlar ve tüm canlılar zikirlerine başlamışlardı. Nasip, iki komşu hanenin önünde durdu. Evin sahiplerinden biri kapının önünde oturmuş. “Rabbim bana rızkımı ne zaman gönderecek” diye içinden geçiriyordu. Rızık hemen heybesini kontrol etti. Üzerinde Vedat yazan paketi buldu. İçinden çıkan bir elma ve küçük bir maden parçasını Vedat’ın üzerine bıraktı. Vedat’ın önüne bir elma düştü. Elmayı aldığı sırada ise toprağın içindeki sarılığı gördü ve küçük maden parçasını sevinçle cebine attı. “Şükürler olsun Rabbim” dedi ve elmayı yedikten sonra evine girdi ve uyumaya başladı. ​Nasip ise heybesinde Vedat yazan paketi eline aldı. İçinde bereketli hasat yazan paketi bahçenin bir noktasına gömdü. Rızık arkadaşını izledi ama ne yaptığını anlayamadı. İlk kez onun nasıl çalıştığını gözlemliyordu. Çalışırken o kadar meşgul oluyordu ki, arkadaşının nasıl çalıştığına hiç dikkat etmemişti. ​Nasip sonraki evin önüne geldiğinde Bekir, hayvanlarına yem verdikten sonra ağrıyan midesini tutarak, evinin önünde oturuyordu. Bekir gökyüzüne dalmış. İçinden “Rızkı veren Rabbim sana sonsuz şükürler olsun” demişti, Rızık hemen heybesinden üzerinde Bekir yazan paketi eline aldı. Paketin içerisinde şifa, elma ve küçük bir maden yer alıyordu. Rızık paketi Bekir’in başına bıraktı. O anda yere düşen olgun elma ve altındaki sarı maden parçasını gördü Bekir. Elmayı afiyetle yedi. Onun bilmediği elmanın içindeki minik bir kurtçuğun onun midesine şifa olacağıydı. Maden parçasını eline aldı ve sevinçle cebine attı. ​Çapası çok eskimişti ve bu yüzden tarlasını kazmakta çok zorlanıyordu. Üstüne üstlük geçmeyen mide ağrısı nedeniyle çalışmakta zorlanıyordu. ​Nasip yine heybesinden üzerinde Bekir yazan paketi eline aldı. Bereketli hasat yazan paketi yine tarlanın bir ucuna gömdü. Bekir, midesindeki ağrının kaybolmasıyla hemen çarşıya gidip yeni bir çapa aldı ve tarlasını vakit kaybetmeden ekinleri için hazır hale getirmeye başladı. Artık yorulduğunu anlamıştı ve tam dinlenmek için son çapayı savurmuştu ki bir kutuya denk geldi. İçinde çeşit çeşit bereketli tohumların olduğu bir kutuydu bu. Hemen kutuyu açtı ve tohumları tanımaya çalıştı. Bu tohumları ilk kez görüyordu. Büyük bir özenle tohumları tarlasına ekti ve tohumlar normalden çok kısa sürede filizlenip büyümeye başladı. Bekir yine şükretti. “Nasip” dedi içinden gülümseyerek. Hasat vakti geldiğinde cebine normalden çok daha fazlası girmişti. ​ Rızık Kapısı, Nasip Çabası ​Rızık şaşkınlıkla Nasibe baktı. O görevini yerine getiriyordu ama sadece çaba gösterenler onu elde edebiliyorlardı. Nasibin yanına gitti ve aklındaki soruyu ona yöneltti. ​“Peki neden ona bu tohumları direkt vermedin de toprağa sakladın” dedi Rızık büyük bir merakla. ​“Eğer bunu ona direkt verseydim bu çabanın karşılığı olmazdı. O çaba gösterdi ve tohumları buldu, ama bu onun nasibinin tamamı değildi. Tohumları toprağa ekti ve sabırla bekledi. Sonunda aldığı para… İşte onun nasibi buydu. Vedat ise senin verdiklerinle yetindi ve dahası için çabalamadı. Bu onu tembelliğe sürükler. Nasip tembellik işi değildir. Senin ona verdiklerin nasibine açılan kapıdır. Açmasını bilirse. Rızkı Allah cömertliği ve sözü ile tüm yarattıklarına gönderirken, Nasibi ise sadece onun peşinde koşan, çabalayan kullarına gönderir. İşte şimdi anladın mı görevlerimizin farkını.” ​Dedi Nasip dostuna samimi bir şekilde gülümseyerek. O gün ikisi de birbirlerinden ayrılmayan bir ikili olduklarını anladılar. Onlar bir bütünün iki ayrı parçalarıydılar. Biri olmadan diğeri olmazdı. ​Rızık ile Nasip'in yolculuğu, hayatımızdaki en temel dengeyi gösterir. Rızık Allah'ın vaadi, Nasip ise kulun çabasının karşılığıdır. Rızık, Rezzâk olan Allah'ın her canlıya sunduğu evrensel sofradır. "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın." (Hûd Suresi 6) . Vedat'ın önüne düşen elma da Bekir'in bulduğu şifa da bu sofradandır. ​Ancak kritik ayrım burada başlar. Rızık bir başlangıçtır, Nasip ise o başlangıcın üzerine inşa edilendir. Bekir, verilen rızkı (şifa, enerji, araç) kullanıp çalıştı, sabretti ve nasibine ulaştı. Vedat ise verilenle yetinip, nasibinin kapısını açmadı. ​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu dengeyi şöyle öğütler; "Sana nasip olmayana elinden geldiğince çalış, Allah'ın sana verdiğinden de hoşnut ol." (Tirmizî) . ​Öyleyse: ​Size ulaşan en küçük rızka bile şükredin.   ​O rızkı büyütmek için çaba gösterin.   ​"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Suresi 39) .   ​Elinizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakın.   ​Rabbim, rızkımızı helal ve bereketli kılsın, çabamızı nasip ettiği nimetlere ulaştırsın ve sonunda hepimize “rıza” nasip eylesin. Amin. 
Ekleme Tarihi: 03 Aralık 2025 -Çarşamba

Rızık ve Nasip

​Gün henüz karanlığını kaybetmemişti ki sırtında heybesini taşıyan iki dost çoktan yollara düşmüşlerdi. Görevlerini yerine getirmek için her gün aynı tempoda durmadan, dinlenmeden çalışırlardı. Rızık ve Nasip yürürken geçtikleri her bir noktaya bereket getirir, bastıkları toprak onlara yeşererek selam verirdi. Yine böyle bir günde yollara düştüler.

​Rızık ona verilen heybedeki nimetleri üzerinde ismi yazanlara büyük bir özenle dağıtıyordu. Onun görevi hepsini tam zamanında sahibine ulaştırmaktı. Nasip ise yine heybesindeki nimetleri isimlerine göre sıralamış bir şekilde Rızkın yanında yolculuğuna devam ediyordu. Bir süre sonra dinlenmek için bir dere kenarında oturdular. Rızık çalışmaktan Nasibin yaptıklarını her zamanki gibi izleyememişti.

​O dur durak bilmeden çalışırken, Nasip daha sakin ve daha sessiz bir şekilde çalışıyordu. Nasibin sessizliği Rızkı meraka düşürdü. “Hayır olsun Nasip. Neden böyle durgunsun”. Nasip dereye bir taş attı ve sonra yüzünü Rızka döndü. “Düşünüyorum”. “Neyi düşünüyorsun Nasip”. “Seni düşünüyordum Rızık. Dinlenmeden çalışıyorsun. Senin dağıttıkların onları mutlu ediyor, ihtiyaçlarına yetiyor. Ben ise…” dedi ve sustu.

​“Anlayamıyorum Nasip. Sorun ne. Bu her zaman yaptığımız şey. Bizim görevimiz. Bize bu görevi verene şükürler olsun” dedi büyük bir teslimiyetle. “Elhamdülillah bize bu görevi verene. İsyan etmedim Rızık. Sadece sana bir şeyleri anlatmak istedim ama böyle olmayacak sanırım. Gel. Sana bunu göstererek anlatsam daha iyi olacak” dedi ve suyun kenarından hızla ayağa kalktı.

​ İki Komşu Hane

​“Nereye gidiyoruz” dedi Rızık büyük bir merakla. Arkadaşına ne olduğuna anlam veremiyordu. Evet her zaman böyle sessizdi ama onu hiç böyle görmemişti. “Karşı köye gidiyoruz. Sana beni anlatmaya. Sadece izle Rızık” dedi Nasip önden hızlı bir şekilde yürürken.

​Karşı köye geldiklerinde gün ağarmış, horozlar ve tüm canlılar zikirlerine başlamışlardı. Nasip, iki komşu hanenin önünde durdu. Evin sahiplerinden biri kapının önünde oturmuş. “Rabbim bana rızkımı ne zaman gönderecek” diye içinden geçiriyordu. Rızık hemen heybesini kontrol etti. Üzerinde Vedat yazan paketi buldu. İçinden çıkan bir elma ve küçük bir maden parçasını Vedat’ın üzerine bıraktı. Vedat’ın önüne bir elma düştü. Elmayı aldığı sırada ise toprağın içindeki sarılığı gördü ve küçük maden parçasını sevinçle cebine attı. “Şükürler olsun Rabbim” dedi ve elmayı yedikten sonra evine girdi ve uyumaya başladı.

​Nasip ise heybesinde Vedat yazan paketi eline aldı. İçinde bereketli hasat yazan paketi bahçenin bir noktasına gömdü. Rızık arkadaşını izledi ama ne yaptığını anlayamadı. İlk kez onun nasıl çalıştığını gözlemliyordu. Çalışırken o kadar meşgul oluyordu ki, arkadaşının nasıl çalıştığına hiç dikkat etmemişti.

​Nasip sonraki evin önüne geldiğinde Bekir, hayvanlarına yem verdikten sonra ağrıyan midesini tutarak, evinin önünde oturuyordu. Bekir gökyüzüne dalmış. İçinden “Rızkı veren Rabbim sana sonsuz şükürler olsun” demişti, Rızık hemen heybesinden üzerinde Bekir yazan paketi eline aldı. Paketin içerisinde şifa, elma ve küçük bir maden yer alıyordu. Rızık paketi Bekir’in başına bıraktı. O anda yere düşen olgun elma ve altındaki sarı maden parçasını gördü Bekir. Elmayı afiyetle yedi. Onun bilmediği elmanın içindeki minik bir kurtçuğun onun midesine şifa olacağıydı. Maden parçasını eline aldı ve sevinçle cebine attı.

​Çapası çok eskimişti ve bu yüzden tarlasını kazmakta çok zorlanıyordu. Üstüne üstlük geçmeyen mide ağrısı nedeniyle çalışmakta zorlanıyordu.

​Nasip yine heybesinden üzerinde Bekir yazan paketi eline aldı. Bereketli hasat yazan paketi yine tarlanın bir ucuna gömdü. Bekir, midesindeki ağrının kaybolmasıyla hemen çarşıya gidip yeni bir çapa aldı ve tarlasını vakit kaybetmeden ekinleri için hazır hale getirmeye başladı. Artık yorulduğunu anlamıştı ve tam dinlenmek için son çapayı savurmuştu ki bir kutuya denk geldi. İçinde çeşit çeşit bereketli tohumların olduğu bir kutuydu bu. Hemen kutuyu açtı ve tohumları tanımaya çalıştı. Bu tohumları ilk kez görüyordu. Büyük bir özenle tohumları tarlasına ekti ve tohumlar normalden çok kısa sürede filizlenip büyümeye başladı. Bekir yine şükretti. “Nasip” dedi içinden gülümseyerek. Hasat vakti geldiğinde cebine normalden çok daha fazlası girmişti.

​ Rızık Kapısı, Nasip Çabası

​Rızık şaşkınlıkla Nasibe baktı. O görevini yerine getiriyordu ama sadece çaba gösterenler onu elde edebiliyorlardı. Nasibin yanına gitti ve aklındaki soruyu ona yöneltti.

​“Peki neden ona bu tohumları direkt vermedin de toprağa sakladın” dedi Rızık büyük bir merakla.

​“Eğer bunu ona direkt verseydim bu çabanın karşılığı olmazdı. O çaba gösterdi ve tohumları buldu, ama bu onun nasibinin tamamı değildi. Tohumları toprağa ekti ve sabırla bekledi. Sonunda aldığı para… İşte onun nasibi buydu. Vedat ise senin verdiklerinle yetindi ve dahası için çabalamadı. Bu onu tembelliğe sürükler. Nasip tembellik işi değildir. Senin ona verdiklerin nasibine açılan kapıdır. Açmasını bilirse. Rızkı Allah cömertliği ve sözü ile tüm yarattıklarına gönderirken, Nasibi ise sadece onun peşinde koşan, çabalayan kullarına gönderir. İşte şimdi anladın mı görevlerimizin farkını.”

​Dedi Nasip dostuna samimi bir şekilde gülümseyerek. O gün ikisi de birbirlerinden ayrılmayan bir ikili olduklarını anladılar. Onlar bir bütünün iki ayrı parçalarıydılar. Biri olmadan diğeri olmazdı.

​Rızık ile Nasip'in yolculuğu, hayatımızdaki en temel dengeyi gösterir. Rızık Allah'ın vaadi, Nasip ise kulun çabasının karşılığıdır. Rızık, Rezzâk olan Allah'ın her canlıya sunduğu evrensel sofradır. "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın." (Hûd Suresi 6) . Vedat'ın önüne düşen elma da Bekir'in bulduğu şifa da bu sofradandır.

​Ancak kritik ayrım burada başlar. Rızık bir başlangıçtır, Nasip ise o başlangıcın üzerine inşa edilendir. Bekir, verilen rızkı (şifa, enerji, araç) kullanıp çalıştı, sabretti ve nasibine ulaştı. Vedat ise verilenle yetinip, nasibinin kapısını açmadı.

​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu dengeyi şöyle öğütler; "Sana nasip olmayana elinden geldiğince çalış, Allah'ın sana verdiğinden de hoşnut ol." (Tirmizî) .

​Öyleyse:

  • ​Size ulaşan en küçük rızka bile şükredin.

 

  • ​O rızkı büyütmek için çaba gösterin.

 

  • ​"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Suresi 39) .

 

  • ​Elinizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakın.

 

​Rabbim, rızkımızı helal ve bereketli kılsın, çabamızı nasip ettiği nimetlere ulaştırsın ve sonunda hepimize “rıza” nasip eylesin.

Amin. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Ysmn
(03.12.2025 13:56 - #251)
Ne güzel anlatmışsın yazarım ellerine sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396