Alime Tokgöz  - Aile Danışmanı
Köşe Yazarı
Alime Tokgöz - Aile Danışmanı
 

EVLİLİKTE DEĞİŞTİRMEDEN SEVEBİLME OLGUNLUĞU

  Romantizmin Ötesinde Bir Yol Arkadaşlığı   Evlilik, iki farklı dünyanın aynı çatı altında yeni bir ekosistem kurma çabasıdır.   Ancak toplumun bize dayattığı “kusursuz aşk” mitleri, gerçek evliliğin doğasını anlamamızı zorlaştırıyor.   Başarılı ve uzun soluklu evlilikler, filmlerdeki bitmek bilmeyen romantik heveslerle değil, gerçekçi bir zemin üzerine inşa edilen sessiz anlaşmalarla ayakta kalır.   Bu hafta sizlerle, evliliğin derinliklerindeki o görünmez anayasayı ve ilişkiyi dönüştüren temel farkındalıkları paylaşmak istedim.   1. Zihin Okuma Yanılgısı ve “Eşini Değiştirme” Tuzağı   İlişkilerde yapılan en büyük hatalardan biri, eşimizin ne düşündüğünü veya ne hissettiğini onun adına bildiğimizi varsaymaktır. “Ben senin ciğerini bilirim” edasıyla yapılan zihin okumalar, iletişimi beslemez; aksine partnerimizin sesini kısar.   Bilişsel terapinin “zihin okuma” adını verdiği bu çarpıtma, karşımızdakini gerçekte dinlemek yerine onu kafamızdaki senaryoya hapseder. Daha da tehlikelisi, eşini bir “restorasyon projesi” olarak görmektir.   Onu daha iyi bir insan, daha düzenli bir birey ya da daha sosyal biri haline dönüştürmeye çalışmak, özünde bir kabul etmeme problemidir.   Başarılı evliliklerde manipülatif dönüşüm çabaları yoktur; taraflar birbirini ham haliyle kabul edebilme olgunluğuna erişmiştir.   Bu, Carl Rogers’ın “koşulsuz olumlu kabul” dediği tutumun ev içindeki karşılığıdır: değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi görebilmek.   Gottman’ın araştırmaları da bunu doğrular.Sağlam ilişkiler, eşi değiştirme savaşını değil, onu kabul etme zeminini esas alır.   2. Ortak Değerler ve “Asgari Müşterekler”   Bir evlilik sadece iki kişi arasında yaşanmaz; sosyal çevreyle, çocuklarla, kök ailelerle ve hatta yabancılarla kurulan ilişkilerin toplamıdır.   Eşlerin birbirlerine ve dış dünyaya karşı sergiledikleri tutumların karşılıklı olarak kabul edilebilir olması gerekir.   Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Ekonomik kararlar, inanç dünyası, çocuk eğitimi felsefesi gibi hayatın merkezindeki değerlerde “asgari müştereklerde” buluşmak gerçekten şarttır; çünkü değer çatışması zamanla kronik gerginliğe dönüşür.   Ancak ilgi alanlarında tam örtüşme zorunlu değildir.   Çiftler bazı boyutlarda birbirini tamamlayabilir;birinin sevdiği bir hobiye diğerinin uzak durması başlı başına bir sorun değildir.   “Zıt kutuplar birbirini çekmez” sözü kategorik değil olasılıksal bir doğrudur: çekimi zorlaştıran, farklı ilgiler değil, çatışan değerlerdir.   Aslında aranan şey,iki kişinin her şeyde birbirine benzemesi deği;aynı yöne bakabilmeleri,hayatta benzer şeyler beklemeleridir.   3. İlişkiyi Ayakta Tutan Üç Sütun   Sağlıklı bir evlilik pratik, esnek ve farkındalığı yüksek şu üç sütun üzerinde yükselir:   • Birbirinin “Cebinde” Yaşamamak: Mutlu çiftler sürekli dip dibe olanlar değil; birbirlerine nefes alacak, kendi olabilecekleri özgür alanlar tanıyabilenlerdir.   Bağımlı değil, bağlı ilişkiler kurarlar. Bağlanma kuramında bunun adı vardır: güvenli bağ, yakınlık ile özerkliği aynı anda barındırır. Bowlby’nin “güvenli üs” kavramı tam da budur.   Eşine güvenen kişi, ondan uzaklaşıp kendi dünyasını keşfedebilir, çünkü dönecek sağlam bir limanı olduğunu bilir.   • Romantik Heyecan Yerine “Karı-Koca Sevgisi”: İlk günlerin geçici, rüzgârlı romantizminin yerini zamanla derin bir dostluk ve şefkat alır.   Eşinin ilgisini canlı tutmanın emek gerektirdiğini bilenler, birbirlerine olan saygıyı asla elden bırakmaz.   Gottman’ın “sevgi ve hayranlık sistemi” dediği şey budur: ilişkiyi ayakta tutan, tutuşan ateş değil, sürekli beslenen kor.   • Rehavete Düşmemek ve Eşi Garanti Görmemek: Akıllı eşler ilişkiyi garanti bir kazanım gibi görmez.   Ne var ki bunu sağlayan şey, sanıldığı gibi hafif bir kıskançlık ya da güvensizlik değildir; çünkü ilişkisel kaygı bağ kalitesini canlandırmaz, tam tersine yıpratır. İlişkiyi diri tutan asıl mekanizma, eşi “çantada keklik” saymamayı sağlayan takdir ve niyetli emektir.   Yani “elimden kaçabilir” korkusu değil, “elimdekinin kıymetini biliyorum” farkındalığı. Korku denetler ve kısıtlar; takdir ise besler ve büyütür.   Katı Rollerden Uzlaşma Olgunluğuna Nihayetinde mutlu bir evlilik; katı toplumsal rollerden, güç savaşlarından ve emirler yağdırmaktan kaçınmayı gerektirir.   İlişkinin dengesi, esneyebilme ve uzlaşabilme yeteneğimize bağlıdır.   En önemlisi de şudur: Başarılı bir evlilikte her iki taraf da kendi mutluluğunun sorumluluğunu öncelikle kendi üstlenir.   Eşini, kendisini mutlu etmekle görevlendirilmiş bir memur olarak görmez.   Bu ancak belirli bir psikolojik olgunlukla mümkündür. Ne var ki bu olgunluk, kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmez; sağlıklı ilişki karşılıklı bir bağımlılığı ve kırılganlığı da içerir.   Tamlık, ihtiyaçsızlık değil, ihtiyacını sağlıklı biçimde taşıyabilmektir. Unutmayalım; evlilik iki yarım insanın birbirini tamamlaması değil, ayakları üzerinde duran iki insanın hayatı ortak bir ritimle yürümeyi seçmesidir.   ALİME TOKGÖZ AİLE VE ÇİFT DANIŞMANI

EVLİLİKTE DEĞİŞTİRMEDEN SEVEBİLME OLGUNLUĞU

  Romantizmin Ötesinde Bir Yol Arkadaşlığı
 
Evlilik, iki farklı dünyanın aynı çatı altında yeni bir ekosistem kurma çabasıdır.
 
Ancak toplumun bize dayattığı “kusursuz aşk” mitleri, gerçek evliliğin doğasını anlamamızı zorlaştırıyor.
 
Başarılı ve uzun soluklu evlilikler, filmlerdeki bitmek bilmeyen romantik heveslerle değil, gerçekçi bir zemin üzerine inşa edilen sessiz anlaşmalarla ayakta kalır.
 
Bu hafta sizlerle, evliliğin derinliklerindeki o görünmez anayasayı ve ilişkiyi dönüştüren temel farkındalıkları paylaşmak istedim.
 
1. Zihin Okuma Yanılgısı ve “Eşini Değiştirme” Tuzağı
 
İlişkilerde yapılan en büyük hatalardan biri, eşimizin ne düşündüğünü veya ne hissettiğini onun adına bildiğimizi varsaymaktır. “Ben senin ciğerini bilirim” edasıyla yapılan zihin okumalar, iletişimi beslemez; aksine partnerimizin sesini kısar.
 
Bilişsel terapinin “zihin okuma” adını verdiği bu çarpıtma, karşımızdakini gerçekte dinlemek yerine onu kafamızdaki senaryoya hapseder.
Daha da tehlikelisi, eşini bir “restorasyon projesi” olarak görmektir.
 
Onu daha iyi bir insan, daha düzenli bir birey ya da daha sosyal biri haline dönüştürmeye çalışmak, özünde bir kabul etmeme problemidir.
 
Başarılı evliliklerde manipülatif dönüşüm çabaları yoktur; taraflar birbirini ham haliyle kabul edebilme olgunluğuna erişmiştir.
 
Bu, Carl Rogers’ın “koşulsuz olumlu kabul” dediği tutumun ev içindeki karşılığıdır: değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi görebilmek.
 
Gottman’ın araştırmaları da bunu doğrular.Sağlam ilişkiler, eşi değiştirme savaşını değil, onu kabul etme zeminini esas alır.
 
2. Ortak Değerler ve “Asgari Müşterekler”
 
Bir evlilik sadece iki kişi arasında yaşanmaz; sosyal çevreyle, çocuklarla, kök ailelerle ve hatta yabancılarla kurulan ilişkilerin toplamıdır.
 
Eşlerin birbirlerine ve dış dünyaya karşı sergiledikleri tutumların karşılıklı olarak kabul edilebilir olması gerekir.
 
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Ekonomik kararlar, inanç dünyası, çocuk eğitimi felsefesi gibi hayatın merkezindeki değerlerde “asgari müştereklerde” buluşmak gerçekten şarttır; çünkü değer çatışması zamanla kronik gerginliğe dönüşür.
 
Ancak ilgi alanlarında tam örtüşme zorunlu değildir.
 
Çiftler bazı boyutlarda birbirini tamamlayabilir;birinin sevdiği bir hobiye diğerinin uzak durması başlı başına bir sorun değildir.
 
“Zıt kutuplar birbirini çekmez” sözü kategorik değil olasılıksal bir doğrudur: çekimi zorlaştıran, farklı ilgiler değil, çatışan değerlerdir.
 
Aslında aranan şey,iki kişinin her şeyde birbirine benzemesi deği;aynı yöne bakabilmeleri,hayatta benzer şeyler beklemeleridir.
 
3. İlişkiyi Ayakta Tutan Üç Sütun
 
Sağlıklı bir evlilik pratik, esnek ve farkındalığı yüksek şu üç sütun üzerinde yükselir:
 
• Birbirinin “Cebinde” Yaşamamak: Mutlu çiftler sürekli dip dibe olanlar değil; birbirlerine nefes alacak, kendi olabilecekleri özgür alanlar tanıyabilenlerdir.
 
Bağımlı değil, bağlı ilişkiler kurarlar. Bağlanma kuramında bunun adı vardır: güvenli bağ, yakınlık ile özerkliği aynı anda barındırır. Bowlby’nin “güvenli üs” kavramı tam da budur.
 
Eşine güvenen kişi, ondan uzaklaşıp kendi dünyasını keşfedebilir, çünkü dönecek sağlam bir limanı olduğunu bilir.
 
• Romantik Heyecan Yerine “Karı-Koca Sevgisi”: İlk günlerin geçici, rüzgârlı romantizminin yerini zamanla derin bir dostluk ve şefkat alır.
 
Eşinin ilgisini canlı tutmanın emek gerektirdiğini bilenler, birbirlerine olan saygıyı asla elden bırakmaz.
 
Gottman’ın “sevgi ve hayranlık sistemi” dediği şey budur: ilişkiyi ayakta tutan, tutuşan ateş değil, sürekli beslenen kor.
 
• Rehavete Düşmemek ve Eşi Garanti Görmemek: Akıllı eşler ilişkiyi garanti bir kazanım gibi görmez.
 
Ne var ki bunu sağlayan şey, sanıldığı gibi hafif bir kıskançlık ya da güvensizlik değildir; çünkü ilişkisel kaygı bağ kalitesini canlandırmaz, tam tersine yıpratır. İlişkiyi diri tutan asıl mekanizma, eşi “çantada keklik” saymamayı sağlayan takdir ve niyetli emektir.
 
Yani “elimden kaçabilir” korkusu değil, “elimdekinin kıymetini biliyorum” farkındalığı. Korku denetler ve kısıtlar; takdir ise besler ve büyütür.
 
Katı Rollerden Uzlaşma Olgunluğuna
Nihayetinde mutlu bir evlilik; katı toplumsal rollerden, güç savaşlarından ve emirler yağdırmaktan kaçınmayı gerektirir.
 
İlişkinin dengesi, esneyebilme ve uzlaşabilme yeteneğimize bağlıdır.
 
En önemlisi de şudur: Başarılı bir evlilikte her iki taraf da kendi mutluluğunun sorumluluğunu öncelikle kendi üstlenir.
 
Eşini, kendisini mutlu etmekle görevlendirilmiş bir memur olarak görmez.
 
Bu ancak belirli bir psikolojik olgunlukla mümkündür. Ne var ki bu olgunluk, kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmez; sağlıklı ilişki karşılıklı bir bağımlılığı ve kırılganlığı da içerir.
 
Tamlık, ihtiyaçsızlık değil, ihtiyacını sağlıklı biçimde taşıyabilmektir. Unutmayalım; evlilik iki yarım insanın birbirini tamamlaması değil, ayakları üzerinde duran iki insanın hayatı ortak bir ritimle yürümeyi seçmesidir.
 
ALİME TOKGÖZ
AİLE VE ÇİFT DANIŞMANI
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.