Kendini sabote etmek, kişinin bir durumu dışarıdan istiyor gibi görünse de aslında
karşısına çıkan fırsatları engellemesi, hedeflerinin önüne engeller koyması veya
kişilerarası ilişkilerini zedelemesi gibi ortaya çıkan bilinçdışı bir çatışma sürecidir.Bu
durum kimi zaman “İstiyorum ama olmayacak”, “Hazır hissetmiyor gibiyim” veya
“İşe yaramayacağı zaten belli” gibi cümlelerle görülür. Kişinin farkında olmadan
ortaya koyduğu bu dinamikler bazen kişinin potansiyeline, becerilerine veya
arzularına rağmen geri adım atmasına ve süreci sekteye uğratmasına neden olur.
Kendini sabote davranışının temelinde çoğunlukla kişinin kendisiyle kurduğu ilişki, erken dönem benlik algısı, duygusal deneyimler gibi etkenler yatar.
Çocukluk döneminde eleştiriye maruz kalmış, onay ihtiyacı karşılanmamış, reddediliş yaşamış
vb. gibi durumları deneyimlemiş kişiler, yetişkinlik döneminde kendi değerini
sorgulayıp başarıyı, taktiri, mutluluğu ve/veya yakınlığı bir tehdit olarak görmeye
başlarlar ve bu durumdan kendileri korumak için sabotaj davranışlarını ortaya
çıkarırlar.
İnsan, potansiyelini fark etmediğinde bilinçdışı olarak “ya başaramazsam?” kaygısıyla
hareketlerini frenleyebilir. Başarısızlık korkusunun etkisiyle kişi hem risk almayı
engeller hem de kendisine zarar verebileceğini düşündüğü hayal kırıklıklarını
önlemeye çalışması için bir sabotaj mekanizması kurar.
Benzer şekilde terk edilme ya da reddedilme korkusu da sosyal ve romantik ilişkilerde yakınlık arttığında kendini geri çekme ve araya mesafe koyma ile kendini gösterir. Mükemmeliyetçilik ve kontrol ihtiyacı da sabotajın altında yatan diğer sebeplerdir. Kişi kendisine yüksek standartlar koyup bunları karşılayamadığında kendisini sert sözlerle eleştirir ama çoğu zaman başlangıç aşamasındaki çabayı kendi kendine engeller.
Aslında bu kişinin hem kendi isteklerini hem de diğerlerinin beklentilerini
karşılamaya çalışarak denge kurduğuna inandığı bir döngüdür. Sabote davranışının sık görülen bir diğer kökeninde ise öğrenilmiş çaresizlik ve suçluluk duygusu yer alır.
Geçmiş yaşantılarda deneyimlenen başarısızlıklar veya
cezalandırılmalar bireyin yeni bir şey denerken veya deneyecekken karşısına çıkan
fırsatları değerlendirmemesiyle görülür.
Bu durumun altında “ben bunu hak etmiyorum”, “başarılı olursam başkalarını üzeceğim”, “başlasam da başarılı olamayacağım” gibi inançlar vardır. Kendini sabotajın en yaygın örneklerinden biri erteleme davranışıdır.
Kişi bir işe başlamak için sürekli bir hazırlık halindedir. İşe başlamak için uygun zamanı bekler, küçük detaylara takılır ve her şeyin “olması gerektiği gibi” durması için efor sarf eder. Elbette bu davranışın altında da kendisini olası bir başarısızlıktan korumak yer alır
(Mükemmeliyetçilikle ilgili daha fazlası için “Kusursuzluk Arayışı:
Mükemmeliyetçilik” isimli blog yazısına bakabilirsiniz). Mükemmeliyetçilikte de
benzer durum görülür, “eksik yapmamalıyım”, “kusursuz olmalı”. Kişi bu
düşüncelerle kafasını o kadar doldurur ki eyleme geçmeye zaman bulamayabilir. Kendini küçümseme ve başarıyı değersizleştirme de sık rastlanan sabotaj davranışlarıdır.
Kişi elde ettiği başarıyı “şans eseri” olarak görür ve bunu “zaten herkes bunu yapardı” şeklinde küçümseyebilir. Bu tutum zamanla özgüveni zayıflatır ve yeni fırsatları kaçırmasına neden olur. Yakınlık korkusu konusu özellikle yakın ilişkilerde belirgin şekilde gözlenir. Kişi, karşısındaki kişi veya kişilerle duygusal bağ kuvvetlendiğinde huzursuz hisseder, tartışma başlatır veya uzaklaşmayı seçer.
Böylece reddedilme olasılığını kontrol ettiğini düşünür. Aşırı sorumluluk alma ve kendini sürekli başkaları için feda etme davranışları bir diğer sabotaj şekilleridir.
Bu iki davranış biçimi diğerlerine göre daha örtük yapıdadır. Bu yapıyı kullanan kişiler diğer insanlar uğruna kendi istek ve ihtiyaçlarını geri plana atarak içinde yaşadığı değersizlik duygusunu telafi etmeye çalışırlar.
Ancak bu durum zamanla tükenmişsin hissine, öfke ve tatminsizliğe yol açmaktadır. Görünürde iyi niyetli ya da mantıklı gibi görünen bu davranışlar aslında bireyin kendisi ile kurduğu bağların yansımasıdır.
Bu yansımalar kişi için çoğu zaman fark edilmeyen davranış örüntüleriyle kendini gösterir ve sanki günlük yaşamın olağan parçasıymış gibi görünür.
Kendini sabotaj eden kişinin ilk yapması gereken şey bunun farkındalığını yaşamaktır. Farkındalık geliştirmek, hangi durumlarda geri planda kaldığını fark etmek ve
engelleme şekillerini gözlemlemelidir.
Günlük tutmak, hangi durumda hangi tepkileri verdiğini not etmek farkındalığı arttırmaya yardımcı olabilir. İkinci adım kişinin kendi inançlarını sorgulamasıdır. “Yapamam”, “başaramam”, “hak etmiyorum” gibi düşünceler fark edildiğinde bunların gerçekliğini değerlendirmek gerekir.
Üçüncü adımda kişi gerçekçi değerlendirmeler yaparken kendisine şefkat göstermelidir. Cezalandırıcı ve olumsuz eleştiriler yerine daha yapıcı ve çözümcül bir yaklaşım
gelişim için önemli faktörlerdir.
Bu aşamada çevreden destek alıp almamak kişinin kendi kararına bağlıdır, eğer destekleyici bir çevrede duygularını paylaşıyorsa bu katkı sağlayacaktır. Davranış değişimi her zaman kolay olmayabilir.
Sabotaj eğilimlerini sık sık yaşayan bireyler psikolojik ve sosyal destekle süreci daha sağlıklı şekilde yürütebilirler.