Fzt. Bilge Göven Yazdı: “Fizik Tedavide Ağrı Bir Düşman Değil, Tedavinin Pusulasıdır”
Fzt. Bilge Göven Yazdı: “Fizik Tedavide Ağrı Bir Düşman Değil, Tedavinin Pusulasıdır”
Fizyoterapist Bilge Göven, fizik tedavi süreçlerinde hastaların en büyük endişesi olan "ağrı" kavramına yeni bir soluk getirdi. Göven’e göre ağrıyı susturmak yerine onun dilini çözmek, iyileşmenin anahtarı.
Fizik Tedavide Ağrı: Bir Sınır, Bir Rehber
Fizik tedavi pratiğinde ağrı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Pek çok hasta için ağrı, kaçınılması gereken bir tehlike sinyali; bazı klinik yaklaşımlarda ise tamamen ortadan kaldırılması gereken bir hedef olarak görülür. Oysa rehabilitasyon bilimi bize daha nüanslı bir gerçek sunar: Ağrı her zaman düşman değildir. Doğru okunduğunda, tedaviyi yönlendiren güçlü bir biyolojik geri bildirim mekanizmasıdır.
Özellikle ortopedik rehabilitasyonda ağrı, uygulanacak tedavinin dozunu, şiddetini ve ilerleme hızını belirleyen dinamik bir eşik görevi görür. Bu nedenle klinisyenin temel sorusu çoğu zaman “Ağrı var mı?” değil, “Bu ağrı nasıl davranıyor?” olmalıdır. Çünkü ağrının niteliği, şiddetinden daha fazla klinik anlam taşır.
Sahada en sık karşılaşılan örneklerden biri limitasyonlu omuzlardır. Adheziv kapsülit ya da immobilizasyon sonrası gelişen sertliklerde germe egzersizleri sırasında ağrı ortaya çıkması beklenen bir durumdur. Ancak burada kritik ayrım devreye girer. Egzersiz sonrası artarak devam eden, keskin ve hastayı koruyucu kas spazmına sokan ağrı ile; germe sırasında hissedilen, tolere edilebilir ve sonrasında rahatlama sağlayan ağrı aynı şey değildir.
Fizyolojik germe ağrısı çoğu zaman kapsüloligamentöz yapıların mekanik olarak uyarılmasına bağlı gelişir ve uygun dozda uygulandığında doku adaptasyonunun bir parçasıdır. Deneyimli klinisyenlerin sıkça gözlemlediği gibi, hastanın “çok kötüydü” diye tarif ettiği her ağrı zararlı değildir.
Eğer ağrı tolere edilebilir düzeyde kalıyor, uygulama sonrası hızla sönümleniyor ve hareket açıklığında artışla sonuçlanıyorsa, çoğu zaman terapötik sınırlar içinde kalınmıştır.
Burada asıl belirleyici olan ağrının davranışsal paternidir. Ağrı egzersizden sonra uzamıyorsa, gece ağrısını tetiklemiyorsa ve hastada koruyucu kas aktivasyonu oluşturmuyorsa, doku yüklenmeye uyum sağlıyor olabilir. Bu tablo, rehabilitasyonun doğru dozda ilerlediğine dair önemli bir klinik ipucu sunar.
Elbette bu yaklaşım ağrıyı görmezden gelmek anlamına gelmez. Fizik tedavide hedef ağrısızlık değil, kontrollü yüklemedir.
Çünkü aşırı ağrı inflamatuar yanıtı artırabilir, santral sensitizasyon riskini yükseltebilir ve en önemlisi hastada hareket korkusunu — yani kineziofobiyi — besleyebilir. Bu nedenle her seansta ağrının zamanı, süresi, şiddeti ve egzersiz sonrası davranışı mutlaka sorgulanmalıdır.
Güncel rehabilitasyon anlayışı ağrıyı susturulması gereken bir düşman olarak değil, doğru yorumlandığında tedavinin pusulası olan bir biyobelirteç olarak görür. Özellikle omuz rehabilitasyonunda, uygun dozda germe sonrası gelen rahatlama; kapsüler mobilitenin arttığını ve dokunun yüklenmeye yanıt verdiğini gösterebilir.
Sonuç olarak fizik tedavide ağrı ne tamamen kaçınılması gereken bir durumdur ne de sınırsız biçimde tolere edilmelidir. Klinik ustalık, bu ince çizgiyi okuyabilme becerisinde saklıdır. Çünkü ağrı bazen bir alarmdır - evet - ama doğru yönetildiğinde çoğu zaman iyileşmenin de habercisidir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.