Günümüzde emeklilik maaşlarının konuşulduğu bu tartışmaların ışığında doğruları konuşmak gerekir: Türkiye’de emeklilik sistemi uzun süredir yapısal bir kriz içinde. Bugün tartışılması gereken mesele, sistemin gelecekte sürdürülebilir olup olmayacağı değildir; mevcut veriler, sosyal güvenlik sisteminin ülkenin demografik, ekonomik ve siyasi tercihlerine bağlı olarak ciddi biçimde aşındığını göstermektedir.
Sosyal güvenlik sistemlerinin temel mantığı basittir: Çalışan nüfus, üretim gücünü kaybetmiş yaşlı nüfusun refahını finanse eder. Ancak bu mekanizmanın işlemesi için aktif sigortalı sayısının pasif sigortalı sayısından belirgin biçimde fazla olması gerekir. Türkiye’de bu denge maalesef bozulmuştur. Çalışan sayısına neredeyse eşit bir emekli kitlesinin varlığı, uzun vadede sistemi ayakta tutmayı güçleştirmekte; bu ise hem bütçe hem de işgücü piyasası için kırılganlığı artırmaktadır.
Bu tabloya yön veren ana nedenlerden biri siyasi tercihlerdir. Geçmişte seçim kaygılarıyla uygulanan erken emeklilik politikaları mali yükü artırmış; 2023 yılında yapılan EYT düzenlemesiyle milyonlarca yeni emeklinin sisteme dahil edilmesi bu yükü taşıması güç bir noktaya getirmiştir. Amaç “mağduriyetleri gidermek” olurken, yeni ve daha derin mağduriyetler üretildiği de iddia edilebilir.
Günümüzün gerçeği: 40’lı yaşlarında emekliliğe erken kavuşan milyonlar varken, 65–70 yaşlarına gelmiş emeklilerin geçinmek için çalışmak zorunda kalmasıdır. Bir başka gerçek ise, sosyal yardım gerekçeli desteklerin Türkiye’de “emekli maaşı” adı altında sunulmasıdır. Bu durum, emeklileri yoksulluğa mahkûm etmekte ve çalışanlar ile işverenler üzerinde ağır prim yükü oluşturmaktadır. Dahası, emeklilik yaşını kademeli olarak 65’e çıkaran yaklaşım ile 40 yaşında milyonları emekli eden yaklaşım arasındaki çelişki, politikalardaki tutarsızlığı gözler önüne sermektedir.
Geleceğe dair net bir tablo çizebilmek için şu sonuçlar ve öneriler öne çıkmaktadır:
- Emeklilik maaşları artık açlık ve yoksulluk sınırlarının üzerine çıkarılmalıdır. Emekli maaşları, en temel yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak düzeye yükseltilmelidir.
- Emeklilik ve diğer sosyal güvenlik düzenlemelerinde yasa değişiklikleri, kısa vadeli siyasi çıkarlar yerine, uzun vadeli aktüeryal dengeler gözetilerek yapılmalıdır.
- Toplumsal vicdanı kanatmayan, kuşaklar arası adaleti gözeten bir sosyal güvenlik reformu hayata geçirilmelidir.
- Emeklilik yaşına ilişkin politikalar, adaletli ve sürdürülebilir bir yaklaşımla, gençlerin istihdamını da dikkate alacak biçimde planlanmalıdır.
- Emeklilik sistemi, sosyal hak olarak güvence altına alınmalı; emekliler, siyasi pazarlığın veya lütufların konusu olmaktan çıkarılmalıdır.
Dileğimiz, Türk emeklisinin Avrupalı çağdaşları gibi sosyal hayata katılabildiği, tatil yapabildiği ve geçim kaygısı duymadan yaşayabildiği günlerin gelmesidir.