Psk. Gözde Nur Uysal
Köşe Yazarı
Psk. Gözde Nur Uysal
 

Uyaran Çılgınlığı: Odak Yeteneğimizi Sessizce Nasıl Kaybediyoruz?

Uyaran Çılgınlığı: Odak Yeteneğimizi Sessizce Nasıl Kaybediyoruz? Günümüzün en görünmez ama en yaygın tehlikelerinden biri uyaran çılgınlığı. Peki son zamanlarda bir işe ne kadar süre gerçekten odaklanabildiğinizi fark ettiniz mi? Ya da bir işe dalmışken, çevrenizdeki uyaranları hiç fark etmediğiniz anlar oldu mu? Bir psikolog olarak, son dönemde sosyal medyada kendi uzmanlık alanımda içerik üretmeye karar verdim. Bilime inanan ve hiçbir işe “bodoslama dalmayı” doğru bulmayan biri olarak, işe önce sosyal medyanın algoritmik mantığını öğrenerek başladım. Elbette her işin bir uzmanı olduğuna inanırım; her konuda bilgi sahibi olmak mümkün değil. Bu nedenle bir süre sosyal medya uzmanlarıyla çalışmayı denedim. Ancak sektörün güncel şartları ve gerçekçi olmayan tekliflerle karşılaşınca (haftalık 40 bin TL, üstelik montajı bile bana ait olan işler gibi…), bu yolu bırakıp bir eğitim paketi satın aldım. Amacım uzmanlaşmak değil; anladığım, kendime yeten kadarını öğrenmekti. Algoritmanın temel mantığını kavradıktan sonra, üniversitede bir hocamın söylediği şu cümle aklıma geldi: “Bilmediğin işte taklit, başarının en kestirme yoludur yavrum.” Ben de başladım kendi alanımdaki benzer hesapları incelemeye. Ve tam bir hafta sonra şunu fark ettim:m Odaklanma problemim başlamıştı. Sosyal medya, yalnızca bir haftada benden çok temel iki hakkı aldı: Bilmek istemediğim konularda cahil kalma hakkımı - Derinlemesine düşünme ve odaklanma yeteneğimi.... Instagram’da kaydırırken, ilgimiz olsun ya da olmasın, kapasitemiz yetip yetmemesi fark etmeksizin sayısız bilgiyle karşılaşıyoruz. Bu bilgileri tamamen görmezden gelmek neredeyse imkânsız; beyin “gereksiz mi, gerekli mi?” diye ayıklamak için bile olsa onlara kısa süreli de olsa odaklanmak zorunda kalıyor. Ve işte tam bu noktada sorun başlıyor. Beyin Aynı Anda Birden Fazla Şeye Odaklanamaz. Nörobilim bize çok net bir şey söylüyor: Beyin aynı anda birden fazla işe odaklanamaz. Biz “çoklu görev” yaptığımızı zannederiz ama aslında beynimiz çok hızlı bir şekilde dikkatini bir uyaranla diğeri arasında gidip gelir. Araştırmalar gösteriyor ki: Sürekli bölünen dikkat, çalışma belleğini zayıflatıyor, Odak süresi kısalıyor, Analitik düşünme ve karar verme becerileri azalıyor, Zihinsel yorgunluk artıyor.Üstelik bu etki, özellikle uzmanlık gerektiren mesleklerde çok daha yıkıcı oluyor. Çünkü uzmanlık; bilgiyi hızla tüketmekten değil, ayıklamaktan, derinlemesine düşünmekten ve sakin analizden beslenir. Bir noktadan sonra şunu yaşadığımı fark ettim: Kendi mesleki bilgilerim üzerinde bile düşünürken analiz felci yaşamaya başlamıştım. Günlük Hayattan Aldığımız Haz Nereye Gitti? Peki ya günlük yaşam? Bir ağaca bakarken aldığımız dinginlik, Bir kuşun sesini gerçekten duymak,Elimizdeki işi “iyi yapmanın” verdiği tatmin, Bulaşık yıkarken, evi toparlarken gelen o sade huzur, Bunların hepsi, zihnin tek bir ana odaklanabildiği anlarda ortaya çıkar. Sosyal medya ise bizi sürekli şuna alıştırıyor: “Bir şeyle ilgilenirken, başka bir şey kaçıyor olabilir.” Bu da zihni asla tam anlamıyla orada tutamıyor. Sosyal Medya Tamamen Zararlı mı? Hayır. Bu yazı sosyal medyayı şeytanlaştırmak için yazılmadı. Sosyal medya: Doğru kullanıldığında bilgiye erişimi kolaylaştırır, Görünürlük sağlar, Mesleki paylaşım ve dayanışma alanı yaratır, Ancak mesele kullanmak değil, nasıl kullandığımız. Peki Daha Sağlıklı Bir Kullanım Mümkün mü? Evet. Ama bunun için bilinçli sınırlar şart. Beynimizi korumak için: Her bilgiye maruz kalmak zorunda olmadığımızı kabul etmek, “Bilmemek” ve “öğrenmemeyi seçmek” hakkını geri almak, Sosyal medyayı üretim zamanı ve tüketim zamanı olarak ayırmak, Derin düşünme gerektiren işleri, uyaranlardan tamamen arındırılmış zamanlarda yapmak, Gün içinde bilinçli olarak “tek işe odaklanma” pratikleri oluşturmak Ve belki de en önemlisi: Hayatın yavaş anlarını kaybetmemek. Odaklanma; modern dünyada kendiliğinden kalan bir beceri değil, bilinçli olarak korunan bir yetenek haline geldi. Zihnimizi sürekli uyaranlarla doldurduğumuzda, sadece dikkatimizi değil; hayattan aldığımız tadı, yaptığımız işin anlamını ve içsel dinginliğimizi de kaybediyoruz. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey şu: * Her şeye yetişmek zorunda değiliz. * Her bilgiyi bilmek zorunda değiliz. * Ama yaşadığımız anın içinde gerçekten var olmak zorundayız. Ben sosyal medya insanı mıyım? bunu yıl sonuna kadar düşünmeyi planlıyorum fakat size bu haftaki yazımda sosyal medyanın sizden ne alıp size ne verdiği hakkında düşünmeyi teklif ediyorum. Sevgiler,  

Uyaran Çılgınlığı: Odak Yeteneğimizi Sessizce Nasıl Kaybediyoruz?

Uyaran Çılgınlığı: Odak Yeteneğimizi Sessizce Nasıl Kaybediyoruz?

Günümüzün en görünmez ama en yaygın tehlikelerinden biri uyaran çılgınlığı. Peki son zamanlarda bir işe ne kadar süre gerçekten odaklanabildiğinizi fark ettiniz mi? Ya da bir işe dalmışken, çevrenizdeki uyaranları hiç fark etmediğiniz anlar oldu mu? Bir psikolog olarak, son dönemde sosyal medyada kendi uzmanlık alanımda içerik üretmeye karar verdim. Bilime inanan ve hiçbir işe “bodoslama dalmayı” doğru bulmayan biri olarak, işe önce sosyal medyanın algoritmik mantığını öğrenerek başladım. Elbette her işin bir uzmanı olduğuna inanırım; her konuda bilgi sahibi olmak mümkün değil. Bu nedenle bir süre sosyal medya uzmanlarıyla çalışmayı denedim. Ancak sektörün güncel şartları ve gerçekçi olmayan tekliflerle karşılaşınca (haftalık 40 bin TL, üstelik montajı bile bana ait olan işler gibi…), bu yolu bırakıp bir eğitim paketi satın aldım. Amacım uzmanlaşmak değil; anladığım, kendime yeten kadarını öğrenmekti.
Algoritmanın temel mantığını kavradıktan sonra, üniversitede bir hocamın söylediği şu cümle aklıma geldi:

“Bilmediğin işte taklit, başarının en kestirme yoludur yavrum.”
Ben de başladım kendi alanımdaki benzer hesapları incelemeye. Ve tam bir hafta sonra şunu fark ettim:m Odaklanma problemim başlamıştı. Sosyal medya, yalnızca bir haftada benden çok temel iki hakkı aldı:
Bilmek istemediğim konularda cahil kalma hakkımı - Derinlemesine düşünme ve odaklanma yeteneğimi....
Instagram’da kaydırırken, ilgimiz olsun ya da olmasın, kapasitemiz yetip yetmemesi fark etmeksizin sayısız bilgiyle karşılaşıyoruz. Bu bilgileri tamamen görmezden gelmek neredeyse imkânsız; beyin “gereksiz mi, gerekli mi?” diye ayıklamak için bile olsa onlara kısa süreli de olsa odaklanmak zorunda kalıyor.
Ve işte tam bu noktada sorun başlıyor. Beyin Aynı Anda Birden Fazla Şeye Odaklanamaz. Nörobilim bize çok net bir şey söylüyor:
Beyin aynı anda birden fazla işe odaklanamaz. Biz “çoklu görev” yaptığımızı zannederiz ama aslında beynimiz çok hızlı bir şekilde dikkatini bir uyaranla diğeri arasında gidip gelir. Araştırmalar gösteriyor ki:
Sürekli bölünen dikkat, çalışma belleğini zayıflatıyor, Odak süresi kısalıyor, Analitik düşünme ve karar verme becerileri azalıyor, Zihinsel yorgunluk artıyor.Üstelik bu etki, özellikle uzmanlık gerektiren mesleklerde çok daha yıkıcı oluyor. Çünkü uzmanlık; bilgiyi hızla tüketmekten değil, ayıklamaktan, derinlemesine düşünmekten ve sakin analizden beslenir.
Bir noktadan sonra şunu yaşadığımı fark ettim: Kendi mesleki bilgilerim üzerinde bile düşünürken analiz felci yaşamaya başlamıştım. Günlük Hayattan Aldığımız Haz Nereye Gitti? Peki ya günlük yaşam?
Bir ağaca bakarken aldığımız dinginlik, Bir kuşun sesini gerçekten duymak,Elimizdeki işi “iyi yapmanın” verdiği tatmin, Bulaşık yıkarken, evi toparlarken gelen o sade huzur, Bunların hepsi, zihnin tek bir ana odaklanabildiği anlarda ortaya çıkar. Sosyal medya ise bizi sürekli şuna alıştırıyor: “Bir şeyle ilgilenirken, başka bir şey kaçıyor olabilir.” Bu da zihni asla tam anlamıyla orada tutamıyor. Sosyal Medya Tamamen Zararlı mı? Hayır.
Bu yazı sosyal medyayı şeytanlaştırmak için yazılmadı. Sosyal medya: Doğru kullanıldığında bilgiye erişimi kolaylaştırır, Görünürlük sağlar, Mesleki paylaşım ve dayanışma alanı yaratır, Ancak mesele kullanmak değil, nasıl kullandığımız.
Peki Daha Sağlıklı Bir Kullanım Mümkün mü?
Evet. Ama bunun için bilinçli sınırlar şart. Beynimizi korumak için: Her bilgiye maruz kalmak zorunda olmadığımızı kabul etmek, “Bilmemek” ve “öğrenmemeyi seçmek” hakkını geri almak, Sosyal medyayı üretim zamanı ve tüketim zamanı olarak ayırmak, Derin düşünme gerektiren işleri, uyaranlardan tamamen arındırılmış zamanlarda yapmak, Gün içinde bilinçli olarak “tek işe odaklanma” pratikleri oluşturmak

Ve belki de en önemlisi:
Hayatın yavaş anlarını kaybetmemek.
Odaklanma; modern dünyada kendiliğinden kalan bir beceri değil, bilinçli olarak korunan bir yetenek haline geldi.
Zihnimizi sürekli uyaranlarla doldurduğumuzda, sadece dikkatimizi değil; hayattan aldığımız tadı, yaptığımız işin anlamını ve içsel dinginliğimizi de kaybediyoruz.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey şu:
* Her şeye yetişmek zorunda değiliz.
* Her bilgiyi bilmek zorunda değiliz.
* Ama yaşadığımız anın içinde gerçekten var olmak zorundayız.

Ben sosyal medya insanı mıyım? bunu yıl sonuna kadar düşünmeyi planlıyorum fakat size bu haftaki yazımda sosyal medyanın sizden ne alıp size ne verdiği hakkında düşünmeyi teklif ediyorum.


Sevgiler,

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.