Hayatının bir noktasında karar vermekte tıkanıp kalmış birini gördüğümüzde, ilk yaptığımız genellikle ona bir yol gösterip bu süreci hızlandırmaya çalışmak olur. Birisini ders çalışması için motive etmeye çalışmak, kariyer basamakları için tavsiyeler vermek veya istenmediği halde bir ilişki üzerinde öneriler sunmak dışarıdan bakıldığında iyi niyetli bir yardım gibi görünür. Oysa o kararsızlığın altında, bazen bir insanın kendi geleceğinin sorumluluğunu almasının yarattığı o muazzam ağırlık yatar.
Her Seçim Bir Kayıptır
Bir yolu seçmek, aslında diğer tüm olasılıkları feda etmek demektir. İnsanı kararsız bırakan da çoğu zaman bu vazgeçişin kendisidir. Karar aşamasındayken sadece o anı değil, yıllar sonraki kendimizi de düşünmemiz gerektiğini hissederiz. Bu yüzden de zihnimiz, tüm değişkenleri ve farklı yolları hesaplamaya çalışır. Yaşamın tek seferlik olması ve hataları geri dönüp düzeltme şansı vermemesi, her seçimimizi bir tür kayıpla eşdeğer hale getirir.
Harekete Geçecek Motivasyonu Bulmak
Karar vermekte zorlanmak, mükemmeliyetçilikle bağlantılı olarak yanlış seçim yaparak pişmanlıktan kaçış ve kendini garantiye alma çabası da olabilir. Karar veremediğimiz her an, motivasyonumuz da azalmaya başlar ve harekete geçmemiz daha da ertelenebilir. Bu noktada kararsızlık bir yetersizlik değil, aksine, bugün yapılan küçük bir seçimin yıllar sonraki hayatı bambaşka bir noktaya taşıyabileceğine dair kelebek etkisinin sorumluluğunu üstlenmektir.
Yanlış Karar Vermek, Kararsızlıktan Daha İyidir
Hareketsiz kalarak hata yapmayacağımızı sansak da, durmak çoğu zaman en ağır bedeli olan seçimdir. Yanlış da olsa bir seçim yaptığımızda en azından bu kararı biz vermiş oluruz ve elimizde çıkarabileceğimiz bir dersimiz olur. Diğer taraftan seçim yapmadığımızda sürekli bunun baskısını hissederiz ve başımıza gelenlerin sorumluluğunu başkalarına atfederiz.
Yolun Sonuna Değil Yolda Olmaya Odaklanmak
Bu durumu felsefi bir çıkmazdan kurtarıp gerçeğe dönüştürmek için öncelikle hiçbir seçimin bizi mutlak bir doğruya ulaştırmayacağı gerçeğini kabullenmemiz gerekir. Hayat daha çok yolda öğrenilen ve düşe kalka ilerlenen bir süreçtir. Burada önemli olan doğru bildiğimiz yoldan çıkmamamız, çünkü önceliğimiz yolda olmak olduktan sonra yolun sonunun nereye çıktığı önemini kaybetmeye başlar.
Hatalarla Dolu Hikayemiz
Bir kararın ağırlığı, genellikle ona yüklediğimiz “hayatımın hatası olabilir” veya “ileride pişman olabilirim” düşüncelerinden besleniyor. Ancak yaşamın tek seferlik olması, onu aynı zamanda eşsiz kılıyor. Zamanında aldığımız yanlış kararlar, pişmanlıklarımız bizim kendimize has ve asla tekrarlanmayacak olan hikayemizi oluşturuyor.
Doğru Yolda İlk Adımı Atmak
Sonuçta, hayatın tüm sorumluluğunu tek bir karara yüklemek yerine, o kararın getireceği belirsizliği kucaklayabilmek gerekiyor. Geleceğin ağırlığına rağmen adım atabilmek, insanın kendi hikayesine sahip çıkmasının tek yolu. Çünkü ne kadar düşünürsek düşünelim, yolun nereye çıkacağını ancak o yolu yürümeye başladığımızda görebiliyoruz.