Beyza Güçlü- Psikolog
Köşe Yazarı
Beyza Güçlü- Psikolog
 

Kurtarıcı Rolünün Görünmez Dramı: Sınırlar, Sorumluluk ve Kendilik Üzerine Bir İnceleme

Başkalarının yükünü sırtlanmaya alışmış insanların iyi niyetle başlayan yolculuğu, zamanla kendi duygusal ihtiyaçlarından uzaklaşmalarına neden olur. Psikolojide “kurtarıcı rolü” olarak adlandırılan bu örüntü, çoğu kez çocuklukta atılan temellerin yetişkinlik ilişkilerine uzanan izdüşümüdür. Peki insan ne zaman kendi hayatının kahramanı olmaktan vazgeçip başkalarının hikâyesinde yardımcı karaktere dönüşür? ​Hayatın içinde öyle insanlar vardır ki, bir başkasının zorlandığını sezdiği anda içlerinde eski bir hassasiyet uyanır. Bu hassasiyet, yalnızca empati değildir; çoğu zaman içsel bir zorunluluk, kendiliğinden devreye giren bir görev duygusudur. Birinin sesi titrer, yüzü düşer, gözleri nemlenir… Ve onlar, düşünmeden harekete geçerler. Çünkü yılların içlerine işlediği bir inanç vardır: “Ben toparlamazsam kimse toparlayamaz.” ​İşte psikolojide “kurtarıcı rolü” olarak adlandırılan bu örüntü, yüzeyde şefkatli ve yardımsever görünse de derinlere inildiğinde kişinin kendi benliğini ve duygusal ihtiyaçlarını ihmal ettiği bir içsel örgüye işaret eder. Bir başkasını kurtarmak için verilen çaba, zamanla kişinin kendi duygusal sınırlarını sessizce aşındırabilir; iyilik adına uzatılan el, kimi zaman kendi ihtiyaçlarından uzaklaşan bir varoluşa dönüşür. ​Bu noktada şunu sormak gerekir: İyilik nereye kadar iyiliktir? Ve ne zaman kendi benliğimizi eriten bir sorumluluk yüküne dönüşür? ​ Çocuklukta Atılan İlk Adımlar: Parentifikasyonun İzleri ​Kurtarıcı rolünün temeli çoğu zaman çocuklukta atılır. Ev içinde erken yaşta sorumluluk üstlenen çocuklar — ister duygusal ister pratik görevler olsun — yetişkinlikte de başkalarının duygularını düzenleme eğilimine yönelirler. Bu olgu psikolojide parentifikasyon olarak tanımlanır: Çocuğun, ebeveyn rolünü kısmen üstlenmeye zorlandığı bir aile dinamiği. ​Bu çocuklar, “Benim iyi olmam gerek” değil; “Benim herkes için iyi olmam gerek” fikriyle büyür. Zamanla bu düşünce, yetişkinlik ilişkilerine sızar. Kırılmış bir kalbi onarmak, öfkeli bir insanı sakinleştirmek, kararsız birine yön çizmek… Hepsi adeta içsel bir görev hâline gelir. Fakat paradoks şudur: Bu kadar sorumluluğu üstlenmek, kişiye güç vermekten çok, kendi duygusal alanını daraltır. ​Kurtarıcı Rolünün Yanıltıcı Parıltısı ​Kurtarmak; dışarıdan bakıldığında güç, olgunluk, merhamet gibi görünür. Toplum da çoğu zaman bu rolü alkışlar: “Sen olmasan ne yapardık?” “Sen çok güçlüsün.” “Her şeyi halleden sensin.” ​Oysa bu cümleler, kurtarıcı rolünü sürdüren kişi için görünmez zincirler yaratabilir. Çünkü bu beklenti, kişinin yorulduğunu fark etmesine engel olur. Tükenmeye yaklaşsa bile kendi iç sesi şöyle fısıldar: “Bırakırsam kimse dayanamaz.” İşte tam da bu yüzden kurtarıcı rolü, iyi niyetin karanlık yüzüdür. Sorumluluk sevgiden doğar; ama fazlası insanı kendinden koparır. ​ İlişkilerde Gizli Bir Dengesizlik: Düzenleyen ve Düzenlenen ​Kurtarıcı rolü sürdükçe ilişkilerde fark edilmeyen bir dengesizlik oluşur. Bir taraf sürekli düzenler, toplar, yatıştırır, düşünür… Diğer taraf ise çoğu zaman farkında bile olmadan bu düzenin üzerine yaslanır. ​Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kimse kötü değildir. Hiçbir taraf suçlu değildir. Sadece herkes geçmişten öğrendiği rolü tekrar etmektedir. ​Bu dengesizlik uzun vadede ilişkiyi zayıflatır. Çünkü duygusal alan tek taraflı taşınamaz. Her bireyin kendi duygusunu ve sorumluluğunu taşıyabildiği yer, ilişkinin en sağlıklı hâlidir. ​ Sınır Koymanın Değeri ​Sınır koymak — çoğu kişinin sandığının aksine — sevgiyi azaltmaz. Aksine: Sınırlar ilişkiye nefes, denge ve düzen katar. ​Psikolojik açıdan sınır koymak, benlik farklılaşmasının (self-differentiation) temel göstergelerinden biridir. Kendi duygunu kendi bedeninde taşıyabilmek, başkasının duygusunu ise onun sorumluluğuna bırakmak; ruhsal gelişimin mihenk taşlarından biridir. Kimi zaman geri çekilmek, aslında bağın daha sağlıklı bir biçimini inşa etmektir. ​Kendi Hikâyene Dönmek: İyileşmenin Sessiz Başlangıcı ​Kurtarıcı rolü çoğu zaman kişiyi kendi hikâyesinden uzaklaştırır. Kişi başkasının öyküsüne o kadar karışmıştır ki, kendi içsel sesini duyamaz hâle gelir. Oysa herkesin kendi sayfası, kendi tonu, kendi ritmi vardır. ​İyileşme, insanın kendi hayatının kahramanı olmayı hatırladığı anda başlar. Başkasını kurtarmak değil, kendi iç dünyanı anlamak… Başkasının yükünü taşımak değil, kendi yükünü fark edip hafifletmekte… ​Peki sen... Bugün hangi hikâyede yürüyorsun? Kendi sayfanda mı, yoksa başkasının satırlarında mı? ​
Ekleme Tarihi: 08 Aralık 2025 -Pazartesi

Kurtarıcı Rolünün Görünmez Dramı: Sınırlar, Sorumluluk ve Kendilik Üzerine Bir İnceleme

Başkalarının yükünü sırtlanmaya alışmış insanların iyi niyetle başlayan yolculuğu, zamanla kendi duygusal ihtiyaçlarından uzaklaşmalarına neden olur. Psikolojide “kurtarıcı rolü” olarak adlandırılan bu örüntü, çoğu kez çocuklukta atılan temellerin yetişkinlik ilişkilerine uzanan izdüşümüdür. Peki insan ne zaman kendi hayatının kahramanı olmaktan vazgeçip başkalarının hikâyesinde yardımcı karaktere dönüşür?

​Hayatın içinde öyle insanlar vardır ki, bir başkasının zorlandığını sezdiği anda içlerinde eski bir hassasiyet uyanır. Bu hassasiyet, yalnızca empati değildir; çoğu zaman içsel bir zorunluluk, kendiliğinden devreye giren bir görev duygusudur. Birinin sesi titrer, yüzü düşer, gözleri nemlenir… Ve onlar, düşünmeden harekete geçerler. Çünkü yılların içlerine işlediği bir inanç vardır: “Ben toparlamazsam kimse toparlayamaz.”

​İşte psikolojide “kurtarıcı rolü” olarak adlandırılan bu örüntü, yüzeyde şefkatli ve yardımsever görünse de derinlere inildiğinde kişinin kendi benliğini ve duygusal ihtiyaçlarını ihmal ettiği bir içsel örgüye işaret eder. Bir başkasını kurtarmak için verilen çaba, zamanla kişinin kendi duygusal sınırlarını sessizce aşındırabilir; iyilik adına uzatılan el, kimi zaman kendi ihtiyaçlarından uzaklaşan bir varoluşa dönüşür.

​Bu noktada şunu sormak gerekir: İyilik nereye kadar iyiliktir? Ve ne zaman kendi benliğimizi eriten bir sorumluluk yüküne dönüşür?

​ Çocuklukta Atılan İlk Adımlar: Parentifikasyonun İzleri

​Kurtarıcı rolünün temeli çoğu zaman çocuklukta atılır. Ev içinde erken yaşta sorumluluk üstlenen çocuklar — ister duygusal ister pratik görevler olsun — yetişkinlikte de başkalarının duygularını düzenleme eğilimine yönelirler. Bu olgu psikolojide parentifikasyon olarak tanımlanır: Çocuğun, ebeveyn rolünü kısmen üstlenmeye zorlandığı bir aile dinamiği.

​Bu çocuklar, “Benim iyi olmam gerek” değil; “Benim herkes için iyi olmam gerek” fikriyle büyür. Zamanla bu düşünce, yetişkinlik ilişkilerine sızar. Kırılmış bir kalbi onarmak, öfkeli bir insanı sakinleştirmek, kararsız birine yön çizmek… Hepsi adeta içsel bir görev hâline gelir. Fakat paradoks şudur: Bu kadar sorumluluğu üstlenmek, kişiye güç vermekten çok, kendi duygusal alanını daraltır.

​Kurtarıcı Rolünün Yanıltıcı Parıltısı

​Kurtarmak; dışarıdan bakıldığında güç, olgunluk, merhamet gibi görünür. Toplum da çoğu zaman bu rolü alkışlar: “Sen olmasan ne yapardık?” “Sen çok güçlüsün.” “Her şeyi halleden sensin.”

​Oysa bu cümleler, kurtarıcı rolünü sürdüren kişi için görünmez zincirler yaratabilir. Çünkü bu beklenti, kişinin yorulduğunu fark etmesine engel olur. Tükenmeye yaklaşsa bile kendi iç sesi şöyle fısıldar: “Bırakırsam kimse dayanamaz.” İşte tam da bu yüzden kurtarıcı rolü, iyi niyetin karanlık yüzüdür. Sorumluluk sevgiden doğar; ama fazlası insanı kendinden koparır.

​ İlişkilerde Gizli Bir Dengesizlik: Düzenleyen ve Düzenlenen

​Kurtarıcı rolü sürdükçe ilişkilerde fark edilmeyen bir dengesizlik oluşur. Bir taraf sürekli düzenler, toplar, yatıştırır, düşünür… Diğer taraf ise çoğu zaman farkında bile olmadan bu düzenin üzerine yaslanır.

​Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kimse kötü değildir. Hiçbir taraf suçlu değildir. Sadece herkes geçmişten öğrendiği rolü tekrar etmektedir.

​Bu dengesizlik uzun vadede ilişkiyi zayıflatır. Çünkü duygusal alan tek taraflı taşınamaz. Her bireyin kendi duygusunu ve sorumluluğunu taşıyabildiği yer, ilişkinin en sağlıklı hâlidir.

​ Sınır Koymanın Değeri

​Sınır koymak — çoğu kişinin sandığının aksine — sevgiyi azaltmaz. Aksine: Sınırlar ilişkiye nefes, denge ve düzen katar.

​Psikolojik açıdan sınır koymak, benlik farklılaşmasının (self-differentiation) temel göstergelerinden biridir. Kendi duygunu kendi bedeninde taşıyabilmek, başkasının duygusunu ise onun sorumluluğuna bırakmak; ruhsal gelişimin mihenk taşlarından biridir. Kimi zaman geri çekilmek, aslında bağın daha sağlıklı bir biçimini inşa etmektir.

​Kendi Hikâyene Dönmek: İyileşmenin Sessiz Başlangıcı

​Kurtarıcı rolü çoğu zaman kişiyi kendi hikâyesinden uzaklaştırır. Kişi başkasının öyküsüne o kadar karışmıştır ki, kendi içsel sesini duyamaz hâle gelir. Oysa herkesin kendi sayfası, kendi tonu, kendi ritmi vardır.

​İyileşme, insanın kendi hayatının kahramanı olmayı hatırladığı anda başlar. Başkasını kurtarmak değil, kendi iç dünyanı anlamak… Başkasının yükünü taşımak değil, kendi yükünü fark edip hafifletmekte…

​Peki sen... Bugün hangi hikâyede yürüyorsun? Kendi sayfanda mı, yoksa başkasının satırlarında mı?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396