Günlük hayatta en kolay çıkan kelime belki de bu: “İyiyim.”
Sorulduğunda, duraksamadan, çoğu zaman düşünmeden söyleniyor. Gerçekten iyi olunduğu için değil; anlatmanın zor, susmanın daha güvenli olduğu zamanlarda.
İnsanlar artık duygularını yaşamaktan çok düzenliyor. Ne kadarını göstereceğini, nerede susacağını, hangi hâlin kabul edilebilir olduğunu hesaplıyor. Özellikle dijital dünyada her şey biraz daha kontrollü. Mutluluk sergileniyor, yorgunluk gizleniyor, kırılganlık ise ancak “normal” göründüğü kadarına izin veriliyor.
Sosyal medyada dolaşırken fark edilen şey şu: Herkes bir şeyleri yetiştiriyor. Hayatı, başarıyı, mutluluğu. Bu sürekli yetişme hâli, insanın kendi temposunu duymasını zorlaştırıyor. Karşılaştırma sessizce başlıyor; “Ben neden böyle hissetmiyorum?”, “Bende ne eksik?” soruları içten içe yerleşiyor.
Duygular bastırıldığında ortadan kaybolmuyor. Sadece başka yerlerden çıkıyorlar. Uykusuzluk olarak, tahammülsüzlük olarak, bazen de sebebi belli olmayan bir sıkışma hissiyle. İnsan kendine dönüp bakmadığında, beden ve zihin bunu hatırlatmanın bir yolunu buluyor.
Sürekli iyi olmaya çalışmak, insanı kendinden uzaklaştırabiliyor. Çünkü iyi olma zorunluluğu, kötü hissetmeye yer bırakmıyor. Oysa üzülmek, yorulmak, kafası karışmak insan olmanın doğal parçaları. Bunları yok saymak değil, fark etmek iyileştirici oluyor.
Belki de mesele her zaman iyi olmak değil. Bazen sadece dürüst olmak. “İyiyim” demek yerine “bugün zorlanıyorum” diyebilmek. Kendine bile fısıldansa, bu cümle bir alan açıyor. Ve bazen en çok ihtiyaç duyulan şey tam olarak bu alan oluyor
Anasayfa
Yazarlar
Sıla Çelik- Psikolojik danışman Adayı
Yazı Detayı
Bu yazı 36 kez okundu.
İyiyim Demek...
Günlük hayatta en kolay çıkan kelime belki de bu: “İyiyim.”
Sorulduğunda, duraksamadan, çoğu zaman düşünmeden söyleniyor. Gerçekten iyi olunduğu için değil; anlatmanın zor, susmanın daha güvenli olduğu zamanlarda.
İnsanlar artık duygularını yaşamaktan çok düzenliyor. Ne kadarını göstereceğini, nerede susacağını, hangi hâlin kabul edilebilir olduğunu hesaplıyor. Özellikle dijital dünyada her şey biraz daha kontrollü. Mutluluk sergileniyor, yorgunluk gizleniyor, kırılganlık ise ancak “normal” göründüğü kadarına izin veriliyor.
Sosyal medyada dolaşırken fark edilen şey şu: Herkes bir şeyleri yetiştiriyor. Hayatı, başarıyı, mutluluğu. Bu sürekli yetişme hâli, insanın kendi temposunu duymasını zorlaştırıyor. Karşılaştırma sessizce başlıyor; “Ben neden böyle hissetmiyorum?”, “Bende ne eksik?” soruları içten içe yerleşiyor.
Duygular bastırıldığında ortadan kaybolmuyor. Sadece başka yerlerden çıkıyorlar. Uykusuzluk olarak, tahammülsüzlük olarak, bazen de sebebi belli olmayan bir sıkışma hissiyle. İnsan kendine dönüp bakmadığında, beden ve zihin bunu hatırlatmanın bir yolunu buluyor.
Sürekli iyi olmaya çalışmak, insanı kendinden uzaklaştırabiliyor. Çünkü iyi olma zorunluluğu, kötü hissetmeye yer bırakmıyor. Oysa üzülmek, yorulmak, kafası karışmak insan olmanın doğal parçaları. Bunları yok saymak değil, fark etmek iyileştirici oluyor.
Belki de mesele her zaman iyi olmak değil. Bazen sadece dürüst olmak. “İyiyim” demek yerine “bugün zorlanıyorum” diyebilmek. Kendine bile fısıldansa, bu cümle bir alan açıyor. Ve bazen en çok ihtiyaç duyulan şey tam olarak bu alan oluyor
Ekleme
Tarihi: 02 Şubat 2026 -Pazartesi
İyiyim Demek...
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.