Sevil Gurbanova-Psikolog
Köşe Yazarı
Sevil Gurbanova-Psikolog
 

Ruhun Kaçış Planı: Gerçekten Uzaklaşıyor muyuz, Yoksa Yerimizde mi Sayıyoruz?

Bugün biraz "kaçmak" üzerine hasbihal edelim istedim. Kaçmak nedir? Sadece fiziksel bir hareket mi, yoksa bir yerlerden bir yerlere gitmekten çok daha fazlası mı? Eğer bu soruyu bir psikoloğa sorarsanız, alacağınız cevap bir tanımın çok ötesine geçer. İnsan psikolojisi ve beyni, mükemmel işleyen ama bir o kadar da karmaşık bir mekanizma gibidir. Nasıl bir ortamda büyüdüysek, hangi duygular bize tanıdıksa, geleceğimizi de o duygular ve benzer karakterdeki insanlar üzerine inşa ederiz. Neden mi? Çünkü zihnimiz "tanıdık" olanı güvenli bulur. Yeni duygular ürkütücüdür, yabancıdır. Bu durum, içinde bulunduğumuz ortamın çok huzurlu ya da kaliteli olduğu anlamına gelmez; sadece "konfor alanı" dediğimiz o küçük dünyayı temsil eder. İşin en ilginç yanı ise şudur: O konfor alanında hapsolmak, oradan dışarı adım atmaya cesaret edememek de aslında bir nevi "kaçış"tır. Bazen yaşadığımız travmalarla, o can yakıcı hislerin izleriyle yeniden karşılaşmamak adına, aynı şartların oluşabileceği her türlü durumdan kaçarız. Görünürde hareket etmeyiz, hayatımızda hiçbir şeyi değiştirmeyiz ama sonuç olarak kendimizden ve ihtimallerden kaçmış oluruz. Psikolojide kaçma davranışı, zihnin en sık başvurduğu ama bir o kadar da dolambaçlı savunma mekanizmalarından biridir. Tıpkı o filmdeki gibi: "Hiçbir gemi insanı kendinden uzaklaştıramaz" Peki, neden kaçarız? Kaçmak bize ne hissettirir? Genellikle zihnimizdeki soruların, kaygıların ve huzursuzlukların; sadece çevremizi, şehri veya yanımızdaki insanları değiştirdiğimizde biteceğine inanırız. Suçluyu hep dışarıda ararız. Oysa asıl meselenin kendi zihnimizde bittiğini anlamak bazen bir ömür sürer. Bir şehirden diğerine gidebilirsiniz, ama bavulunuzda düşüncelerinizi de götürürsünüz. Eski bir Azerbaycan filminde dendiği gibi: “Hiçbir uçak, hiçbir gemi insanı kendinden uzaklaştıramaz.” Eğer bu kaygılardan kalıcı ve sağlıklı bir şekilde kurtulmak istiyorsak, önce meseleyi kendi iç dünyamızda çözmeliyiz. Elbette kaçmanın her zaman faydasız olduğunu söyleyemeyiz; zihin bazen kendini korumak için bu yola başvurur ve bu durum her zaman bir mental bozukluk yaratmaz. Ancak bu bireysel bir durumdur ve uzun vadede genellikle çözüm üretmez. Savaş ya da Kaç: Bedenin Kararı Kaçmak aslında içgüdüsel bir davranıştır. Amerikalı fizyolog Walter Cannon’un literatüre kazandırdığı “Savaş ya da Kaç” tepkisi, bir tehlike anında vücudumuzun nasıl bir otomatiğe bağlandığını gösterir: Kalp atışı hızlanır, kaslar gerilir ve kan akışı bacaklara yönelir. Vücut, rasyonel bir analiz yapmadan çok önce kaçmaya hazırlanır. Beyindeki amigdala, tehlikeyi saniyeler içinde değerlendirir. Tıpkı bir yılan gördüğünüzde düşünmeden geri sıçramanız gibi... Psikolojik Bir Tuzak: Rahatlama Yanılsaması Fizyolojik süreç böyleyken, psikolojik boyutta durum daha karmaşıktır. Davranışçı teoriye göre, kaygı yaratan bir durumdan kaçtığımızda anlık bir rahatlama hissederiz. Bu rahatlama, beynimiz için bir ödül gibidir ve kaçma davranışını pekiştirir. Sonuçta ne mi olur? Sorun çözülmez, sadece ertelenir. Kişinin sorunla baş etme becerisi körelir. Bir sonraki sefere kaygı daha şiddetli ve daha çabuk ortaya çıkar. Özellikle sosyal fobi, panik atak ve travma sonrası stres bozukluklarında kaçma davranışı semptomları daha da ağırlaştırır. Örneğin, trafik kazası geçirmiş birinin bir daha arabaya binmeyi reddetmesi veya birinin acı hatıraları unutmak için kendini işe boğup duygularını tamamen "uyluklaştırması" (duygusal hissizleşme) bu kaçışın farklı yüzleridir. Yüzleşmenin İyileştirici Gücü Şunu söyleyebilirim ki; psikoterapinin kulminasyon noktası, yani zirvesi "yüzleşme" anıdır. Problemin ana düğümüyle göz göze geldiğimiz o an... Bir psikoloğun en önemli görevi, danışanını kendi hızına uygun şekilde bu ana hazırlamak ve o yüzleşmenin vaktini doğru belirlemektir. Unutmayalım; bugün kaçmak bize geçici bir nefes aldırsa da, yarın sorunu devasa bir çığa dönüştürebilir. Kendi duygusal yükümüzün karşısında dimdik durmak, onlarla yüzleşmek ve onlara bakış açımızı değiştirmek, bizi çok daha dayanıklı ve olgun bir bireye dönüştürecektir. Kaçmak sadece mesafeyi artırır, sorunu bitirmez. Asıl özgürlük, durup bakabilmektedir.
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi

Ruhun Kaçış Planı: Gerçekten Uzaklaşıyor muyuz, Yoksa Yerimizde mi Sayıyoruz?

Bugün biraz "kaçmak" üzerine hasbihal edelim istedim. Kaçmak nedir? Sadece fiziksel bir hareket mi, yoksa bir yerlerden bir yerlere gitmekten çok daha fazlası mı? Eğer bu soruyu bir psikoloğa sorarsanız, alacağınız cevap bir tanımın çok ötesine geçer.

İnsan psikolojisi ve beyni, mükemmel işleyen ama bir o kadar da karmaşık bir mekanizma gibidir. Nasıl bir ortamda büyüdüysek, hangi duygular bize tanıdıksa, geleceğimizi de o duygular ve benzer karakterdeki insanlar üzerine inşa ederiz. Neden mi? Çünkü zihnimiz "tanıdık" olanı güvenli bulur. Yeni duygular ürkütücüdür, yabancıdır. Bu durum, içinde bulunduğumuz ortamın çok huzurlu ya da kaliteli olduğu anlamına gelmez; sadece "konfor alanı" dediğimiz o küçük dünyayı temsil eder.

İşin en ilginç yanı ise şudur: O konfor alanında hapsolmak, oradan dışarı adım atmaya cesaret edememek de aslında bir nevi "kaçış"tır. Bazen yaşadığımız travmalarla, o can yakıcı hislerin izleriyle yeniden karşılaşmamak adına, aynı şartların oluşabileceği her türlü durumdan kaçarız. Görünürde hareket etmeyiz, hayatımızda hiçbir şeyi değiştirmeyiz ama sonuç olarak kendimizden ve ihtimallerden kaçmış oluruz. Psikolojide kaçma davranışı, zihnin en sık başvurduğu ama bir o kadar da dolambaçlı savunma mekanizmalarından biridir.

Tıpkı o filmdeki gibi: "Hiçbir gemi insanı kendinden uzaklaştıramaz"

Peki, neden kaçarız? Kaçmak bize ne hissettirir? Genellikle zihnimizdeki soruların, kaygıların ve huzursuzlukların; sadece çevremizi, şehri veya yanımızdaki insanları değiştirdiğimizde biteceğine inanırız. Suçluyu hep dışarıda ararız. Oysa asıl meselenin kendi zihnimizde bittiğini anlamak bazen bir ömür sürer. Bir şehirden diğerine gidebilirsiniz, ama bavulunuzda düşüncelerinizi de götürürsünüz. Eski bir Azerbaycan filminde dendiği gibi: “Hiçbir uçak, hiçbir gemi insanı kendinden uzaklaştıramaz.”

Eğer bu kaygılardan kalıcı ve sağlıklı bir şekilde kurtulmak istiyorsak, önce meseleyi kendi iç dünyamızda çözmeliyiz. Elbette kaçmanın her zaman faydasız olduğunu söyleyemeyiz; zihin bazen kendini korumak için bu yola başvurur ve bu durum her zaman bir mental bozukluk yaratmaz. Ancak bu bireysel bir durumdur ve uzun vadede genellikle çözüm üretmez.

Savaş ya da Kaç: Bedenin Kararı

Kaçmak aslında içgüdüsel bir davranıştır. Amerikalı fizyolog Walter Cannon’un literatüre kazandırdığı “Savaş ya da Kaç” tepkisi, bir tehlike anında vücudumuzun nasıl bir otomatiğe bağlandığını gösterir: Kalp atışı hızlanır, kaslar gerilir ve kan akışı bacaklara yönelir. Vücut, rasyonel bir analiz yapmadan çok önce kaçmaya hazırlanır. Beyindeki amigdala, tehlikeyi saniyeler içinde değerlendirir. Tıpkı bir yılan gördüğünüzde düşünmeden geri sıçramanız gibi...

Psikolojik Bir Tuzak: Rahatlama Yanılsaması

Fizyolojik süreç böyleyken, psikolojik boyutta durum daha karmaşıktır. Davranışçı teoriye göre, kaygı yaratan bir durumdan kaçtığımızda anlık bir rahatlama hissederiz. Bu rahatlama, beynimiz için bir ödül gibidir ve kaçma davranışını pekiştirir. Sonuçta ne mi olur?

  • Sorun çözülmez, sadece ertelenir.

  • Kişinin sorunla baş etme becerisi körelir.

  • Bir sonraki sefere kaygı daha şiddetli ve daha çabuk ortaya çıkar.

Özellikle sosyal fobi, panik atak ve travma sonrası stres bozukluklarında kaçma davranışı semptomları daha da ağırlaştırır. Örneğin, trafik kazası geçirmiş birinin bir daha arabaya binmeyi reddetmesi veya birinin acı hatıraları unutmak için kendini işe boğup duygularını tamamen "uyluklaştırması" (duygusal hissizleşme) bu kaçışın farklı yüzleridir.

Yüzleşmenin İyileştirici Gücü

Şunu söyleyebilirim ki; psikoterapinin kulminasyon noktası, yani zirvesi "yüzleşme" anıdır. Problemin ana düğümüyle göz göze geldiğimiz o an... Bir psikoloğun en önemli görevi, danışanını kendi hızına uygun şekilde bu ana hazırlamak ve o yüzleşmenin vaktini doğru belirlemektir.

Unutmayalım; bugün kaçmak bize geçici bir nefes aldırsa da, yarın sorunu devasa bir çığa dönüştürebilir. Kendi duygusal yükümüzün karşısında dimdik durmak, onlarla yüzleşmek ve onlara bakış açımızı değiştirmek, bizi çok daha dayanıklı ve olgun bir bireye dönüştürecektir.

Kaçmak sadece mesafeyi artırır, sorunu bitirmez. Asıl özgürlük, durup bakabilmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396