Selin Arslan - Aday Psikolojik Danışman
Köşe Yazarı
Selin Arslan - Aday Psikolojik Danışman
 

GÖRÜNMEZ BAĞLARIN MİMARİSİ: BAĞLANMANIN NÖROBİYOLOJİSİ

Doğum Öncesi ve Sonrası Hormonal Hazırlık ​Hamilelik esnasında ve doğum sonrasında annenin vücudunda birtakım hormonsal ve biyokimyasal değişmelere rastlanmaktadır. Bu değişimler anneyi hem doğum esnasına hazırlamakta hem de doğum sonrasında bebeği ile olan yeni yaşamına uyumunu kolaylaştırmaktadır. Doğumdan kısa bir süre öncesinde beyindeki östrojen kontrolündeki oksitosin reseptörü sayısında bir miktar artış yaşanmaktadır. Oksitosin hormonundaki bu artış ile birlikte annelik davranışı başlayarak emzirme süreciyle birlikte artan prolaktin düzeyleri ve endojen opioidler bu davranış biçiminin devamlılığını desteklemektedir (Winslow ve Insel, 2002’den akt. Özbaran ve Bildik, 2006). ​Bebek Beyninin Gelişimi ve Kritik İlk Üç Yıl ​Schore ve Siegel’in yaptığı araştırmalara göre, bebeğin dünyaya geldiğinde beyin gelişimi tam olarak tamamlanmış değildir. Dolayısıyla beyin gelişiminin önemli bir bölümü doğumdan sonraki süreçte devam etmektedir. Yaşamın ilk üç yılında beynin sağ yarım küresi (duygusal ve yaratıcı süreçlerle ilgili kısım), üç yaş sonrasında ise sol yarımküresi (dil, mantık, matematik gibi düşünme becerileri ile ilgili kısım) daha hızlı bir şekilde gelişimsel özellik göstermektedir. ​Doğum anında yaklaşık 100 milyar nörona ve her bir nöronda ortalama 2.500 sinaptik bağlantıya sahip olan bebek beyni, yaşamın ilk üç yılı sonunda sinaps sayısında yaklaşık 15.000’e ulaşan bir artış göstermektedir (Schore, 1997, Siegel, 1999’lardan akt. Ünlütürk, 2022). ​Anne Etkileşiminin Sinaptik Gücü ​Bu dönemde annenin bebeği ile etkileşimleri kritik derecede önemli etkiye sahiptir. Anne bebeği ile göz teması kurmalı, konuşmalı, bebeğine dokunmalı ve şefkat göstermelidir. Bu şekildeki temel bakım davranışları; yeni sinaptik bağlantıların oluşmasına katkı sağlayan, bebeğin gelişimine destekte bulunan gerekli ve önemli çevresel uyaranlar olarak kabul edilmektedir (Ünlütürk, 2022). ​Biyolojik Hazırlık mı, Deneyim mi? ​Geçmişteki araştırmacılar ise bağlanmanın doğuştan gelen biyolojik mekanizmalarla mı yoksa deneyim yoluyla mı geliştiği sorusunu temel almaktadırlar. Güncel hayvan çalışmalarından yola çıkarak ise bebek beyninin bağlanmaya biyolojik olarak hazırlıklı olduğunu, ancak kuş türlerinde görülen basımlamaya benzer biçimde deneyim ve öğrenmenin bu süreci şekillendirdiğini ve de etkilediğini göstermektedir. ​Nörobiyolojik işleyişteki kişiye özel farklılıkların bağlanma tarzlarını etkileyebileceğine dair kanıtlar gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle prefrontal korteks, limbik sistem ve bazal ganglionların bağlanma gelişiminde kritik roller aldığını; amigdalanın da bu süreçle ilişkili bulunduğu ortaya çıkmaktadır. ​Beyin Görüntüleme Çalışmaları ve Tepkisel Farklılıklar ​Aynı zamanda bağlanma yaşamın erken dönemlerinde oluşsa da nörobiyolojik çalışmaların çoğunun yetişkinler üzerinde yürütüldüğü görülmektedir. MRG (fMRI) ile yapılan araştırmalarda; annenin bebek yüzleri ya da ağlamalarına verdiği beyin tepkileri titizlikle incelenerek, bu çalışmanın sonucunda vajinal doğum yapan annelerin bebek ağlamasına karşı hipotalamus ve striatumda daha yüksek uyarılma gösterdiği bulgusu aktarılmıştır. Bunun oksitosin ve dopamin sistemlerinin artan etkinliğiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (Çelikkol Sadıç, 2023). ​Annelerin, kendi bebeklerinin yüzlerine baktığında dopaminle ilişkili mezokortikolimbik bölgelerde net bir şekilde aktivasyon görüldüğü gözlemlenmiştir. Buna ek olarak güvensiz bağlanan annelerde periferik oksitosin düzeylerinin daha düşük olduğu ve bu yanıtın hipotalamus ile ventral striatum aktivasyonu ile ilişkili bulunduğu bildirilmektedir. Çocuklarla yapılan fMRI çalışmalarında ise güvenli ve güvensiz bağlanan çocukların dorsolateral prefrontal korteks, amigdala, singulat korteks ve striatum gibi sosyal-duygusal işlemlemede önemli bölgelerde farklı nöral aktivite sergilediği bulunmaktadır. Bu yapılar ile ilgili genel düşünce, yaklaşma-kaçınma davranışlarını yöneten beyin ağlarında görevlere sahip olduğu yönündedir (Çelikkol Sadıç, 2023). ​Babalık Hormonları ve Farklılaşan Roller ​Babalar ve çocuklarının bağlanma deneyimlerinde ise hormonların etkisi anne-çocuk bağlanmasından farklı bir şekilde işlev göstermektedir. Örneğin oksitosin hormonu annelerde doğum sürecini kolaylaştırma ve doğum sonrası bağlanmayı destekleme işlevleri gösterirken babalarda; bebeğe temas etme, bebeği keşfetme ve etkileşim içerisinde bulunma isteklerini arttırdığı görülmektedir. Bir araştırmaya göre, oksitosin hormonundaki bu artış ile birlikte, babaların oyun alanlarındaki çocuklara karşı duyarlılıklarının da arttığı görülmektedir. ​Aynı zamanda, babalarda dikkat çekici bir şekilde doğum öncesi haftalarda prolaktin hormonunda artış, doğum haftasında testosteron hormonunda azalma, östrojen hormonunda ise doğum sonrası bir artış yaşandığı gözlemlenmektedir (Naber ve diğ., 2013 ve Brizendine, 2016’lardan akt. Karataş ve Türkdoğan, 2022). ​Evrimsel ve Nörobiyolojik Sonuç ​Yukarıdaki paragrafta belirtildiği üzere anne ve babaların hormonlarındaki değişimin neden olduğu sonuçlarda farklılık bulunduğu gibi, bebekle ilişkilerinde ve bakım verme davranışlarında da farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Anne ve babanın bakım verme davranışlarında farklılıklar görülmesinin temelinde de nörobiyolojik etmenlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Dişilerin limbik sistemlerinin, bebeklerin mesajlarına yanıt verme, bebekle iletişim kurma gibi alanlarda gelişim gösterdiği görülmektedir. Sonuç olarak evrimsel süreçlerde anne beyninin bakım vermeye yönelik yapılandığı gözlemlenmektedir (Panksepp ve diğ., 1984, Panksepp ve Burgdorf, 2003, Panksepp, 2005’lerden akt. Özbaran ve Bildik, 2006). ​
Ekleme Tarihi: 29 Aralık 2025 -Pazartesi

GÖRÜNMEZ BAĞLARIN MİMARİSİ: BAĞLANMANIN NÖROBİYOLOJİSİ

Doğum Öncesi ve Sonrası Hormonal Hazırlık

​Hamilelik esnasında ve doğum sonrasında annenin vücudunda birtakım hormonsal ve biyokimyasal değişmelere rastlanmaktadır. Bu değişimler anneyi hem doğum esnasına hazırlamakta hem de doğum sonrasında bebeği ile olan yeni yaşamına uyumunu kolaylaştırmaktadır. Doğumdan kısa bir süre öncesinde beyindeki östrojen kontrolündeki oksitosin reseptörü sayısında bir miktar artış yaşanmaktadır. Oksitosin hormonundaki bu artış ile birlikte annelik davranışı başlayarak emzirme süreciyle birlikte artan prolaktin düzeyleri ve endojen opioidler bu davranış biçiminin devamlılığını desteklemektedir (Winslow ve Insel, 2002’den akt. Özbaran ve Bildik, 2006).

Bebek Beyninin Gelişimi ve Kritik İlk Üç Yıl

​Schore ve Siegel’in yaptığı araştırmalara göre, bebeğin dünyaya geldiğinde beyin gelişimi tam olarak tamamlanmış değildir. Dolayısıyla beyin gelişiminin önemli bir bölümü doğumdan sonraki süreçte devam etmektedir. Yaşamın ilk üç yılında beynin sağ yarım küresi (duygusal ve yaratıcı süreçlerle ilgili kısım), üç yaş sonrasında ise sol yarımküresi (dil, mantık, matematik gibi düşünme becerileri ile ilgili kısım) daha hızlı bir şekilde gelişimsel özellik göstermektedir.

​Doğum anında yaklaşık 100 milyar nörona ve her bir nöronda ortalama 2.500 sinaptik bağlantıya sahip olan bebek beyni, yaşamın ilk üç yılı sonunda sinaps sayısında yaklaşık 15.000’e ulaşan bir artış göstermektedir (Schore, 1997, Siegel, 1999’lardan akt. Ünlütürk, 2022).

Anne Etkileşiminin Sinaptik Gücü

​Bu dönemde annenin bebeği ile etkileşimleri kritik derecede önemli etkiye sahiptir. Anne bebeği ile göz teması kurmalı, konuşmalı, bebeğine dokunmalı ve şefkat göstermelidir. Bu şekildeki temel bakım davranışları; yeni sinaptik bağlantıların oluşmasına katkı sağlayan, bebeğin gelişimine destekte bulunan gerekli ve önemli çevresel uyaranlar olarak kabul edilmektedir (Ünlütürk, 2022).

Biyolojik Hazırlık mı, Deneyim mi?

​Geçmişteki araştırmacılar ise bağlanmanın doğuştan gelen biyolojik mekanizmalarla mı yoksa deneyim yoluyla mı geliştiği sorusunu temel almaktadırlar. Güncel hayvan çalışmalarından yola çıkarak ise bebek beyninin bağlanmaya biyolojik olarak hazırlıklı olduğunu, ancak kuş türlerinde görülen basımlamaya benzer biçimde deneyim ve öğrenmenin bu süreci şekillendirdiğini ve de etkilediğini göstermektedir.

​Nörobiyolojik işleyişteki kişiye özel farklılıkların bağlanma tarzlarını etkileyebileceğine dair kanıtlar gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle prefrontal korteks, limbik sistem ve bazal ganglionların bağlanma gelişiminde kritik roller aldığını; amigdalanın da bu süreçle ilişkili bulunduğu ortaya çıkmaktadır.

Beyin Görüntüleme Çalışmaları ve Tepkisel Farklılıklar

​Aynı zamanda bağlanma yaşamın erken dönemlerinde oluşsa da nörobiyolojik çalışmaların çoğunun yetişkinler üzerinde yürütüldüğü görülmektedir. MRG (fMRI) ile yapılan araştırmalarda; annenin bebek yüzleri ya da ağlamalarına verdiği beyin tepkileri titizlikle incelenerek, bu çalışmanın sonucunda vajinal doğum yapan annelerin bebek ağlamasına karşı hipotalamus ve striatumda daha yüksek uyarılma gösterdiği bulgusu aktarılmıştır. Bunun oksitosin ve dopamin sistemlerinin artan etkinliğiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir (Çelikkol Sadıç, 2023).

​Annelerin, kendi bebeklerinin yüzlerine baktığında dopaminle ilişkili mezokortikolimbik bölgelerde net bir şekilde aktivasyon görüldüğü gözlemlenmiştir. Buna ek olarak güvensiz bağlanan annelerde periferik oksitosin düzeylerinin daha düşük olduğu ve bu yanıtın hipotalamus ile ventral striatum aktivasyonu ile ilişkili bulunduğu bildirilmektedir. Çocuklarla yapılan fMRI çalışmalarında ise güvenli ve güvensiz bağlanan çocukların dorsolateral prefrontal korteks, amigdala, singulat korteks ve striatum gibi sosyal-duygusal işlemlemede önemli bölgelerde farklı nöral aktivite sergilediği bulunmaktadır. Bu yapılar ile ilgili genel düşünce, yaklaşma-kaçınma davranışlarını yöneten beyin ağlarında görevlere sahip olduğu yönündedir (Çelikkol Sadıç, 2023).

Babalık Hormonları ve Farklılaşan Roller

​Babalar ve çocuklarının bağlanma deneyimlerinde ise hormonların etkisi anne-çocuk bağlanmasından farklı bir şekilde işlev göstermektedir. Örneğin oksitosin hormonu annelerde doğum sürecini kolaylaştırma ve doğum sonrası bağlanmayı destekleme işlevleri gösterirken babalarda; bebeğe temas etme, bebeği keşfetme ve etkileşim içerisinde bulunma isteklerini arttırdığı görülmektedir. Bir araştırmaya göre, oksitosin hormonundaki bu artış ile birlikte, babaların oyun alanlarındaki çocuklara karşı duyarlılıklarının da arttığı görülmektedir.

​Aynı zamanda, babalarda dikkat çekici bir şekilde doğum öncesi haftalarda prolaktin hormonunda artış, doğum haftasında testosteron hormonunda azalma, östrojen hormonunda ise doğum sonrası bir artış yaşandığı gözlemlenmektedir (Naber ve diğ., 2013 ve Brizendine, 2016’lardan akt. Karataş ve Türkdoğan, 2022).

Evrimsel ve Nörobiyolojik Sonuç

​Yukarıdaki paragrafta belirtildiği üzere anne ve babaların hormonlarındaki değişimin neden olduğu sonuçlarda farklılık bulunduğu gibi, bebekle ilişkilerinde ve bakım verme davranışlarında da farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Anne ve babanın bakım verme davranışlarında farklılıklar görülmesinin temelinde de nörobiyolojik etmenlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Dişilerin limbik sistemlerinin, bebeklerin mesajlarına yanıt verme, bebekle iletişim kurma gibi alanlarda gelişim gösterdiği görülmektedir. Sonuç olarak evrimsel süreçlerde anne beyninin bakım vermeye yönelik yapılandığı gözlemlenmektedir (Panksepp ve diğ., 1984, Panksepp ve Burgdorf, 2003, Panksepp, 2005’lerden akt. Özbaran ve Bildik, 2006).

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396