Güven Kaybolduğunda Her Şey Yavaşlar
Ekonomi konuşulurken çoğu zaman sayılar ön plana çıkar. Ciro, kârlılık, büyüme oranları, pazar payı… Şirketlerin gücü bu göstergelerle ölçülür, başarı bu tablolar üzerinden tanımlanır. Oysa kurumsal hayatın içinde olan herkes çok iyi bilir ki; bir şirketin gerçek durumunu anlamak için bazen rakamlara değil, insanlara bakmak gerekir.
Bunu koridorlarda hissedersiniz. Toplantılarda, cümlelerin yarım kalışında, insanların göz göze gelmekten kaçınmasında… Bir şeyler yavaşlar. Kararlar gecikir. İletişim dolaşır. İnsanlar konuşmaktan çok düşünür, düşünmekten çok susar. İşte bu işaretler, finansal tablolarda yer almayan ama şirketin geleceğini doğrudan etkileyen bir sermayenin varlığına ya da yokluğuna işaret eder.
İşte tam o anda şirket, farkında olmadan en değerli sermayesini kaybetmeye başlar. Bu sermaye ne nakittir ne teknoloji ne de pazar payı…
Güven, görünmezdir. Ölçülemez. Ama kaybolduğunda, organizmanın tüm sistemleri yavaşlamaya başlar. Bu nedenle güveni yalnızca duygusal bir kavram olarak değil, stratejik bir ekonomik unsur olarak ele almak gerekir. Çünkü modern kurumlarda güven, paradan daha zor kazanılan ve daha hızlı kaybedilen bir değerdir.
Ölçülemeyen Ama Her Şeyi Belirleyen Güç
Güven, bilanço kalemlerinde yer almaz. Excel tablolarında görünmez. Ama yokluğu, en net şekilde hissedilir. Güvenin en çarpıcı özelliği, varlığının sessiz; yokluğunun ise gürültülü olmasıdır.
Güvenin olduğu bir organizasyonda insanlar bunu sürekli dile getirmez; çünkü güven, doğal bir akış yaratır. İletişim rahattır, karar alma süreçleri kısadır, insanlar risk almaktan korkmaz.
Güvenin olduğu yerde:
-
İnsanlar hızlanır.
-
Karar almak kolaylaşır.
-
Hata saklanmaz.
-
İş birliği doğal akar.
Güvenin olmadığı yerde ise: Herkes frene basar. Her karar iki kez düşünülür. Her cümle tartılır. Her risk ertelenir. Kararlar daha fazla onaydan geçmeye başlar. Basit konular toplantılara taşınır. E-postalar uzar, cümleler yuvarlanır, netlik kaybolur. Bu durum çoğu zaman “temkin” ya da “profesyonellik” olarak adlandırılır.
Oysa gerçekte olan şey; organizasyonel enerjinin savunmaya geçmesidir. İnsanlar üretmeye değil, kendilerini korumaya odaklanır. Bu da şirketin en kıt kaynağı olan dikkat ve zamanı tüketir. Ve enerji kaybı, zamanla performans kaybına dönüşür.
Güvenin Gerçek Ekonomik Karşılığı
Güvenin kaybı yalnızca psikolojik değil, doğrudan ekonomik sonuçlar doğurur. Güvensizliğin maliyeti vardır ama nadiren hesaplanır:
-
Fazla onay mekanizmaları
-
Uzayan toplantılar
-
Bitmeyen e-posta zincirleri
-
Sürekli kontrol ihtiyacı
Bunların her biri zaman, odak ve motivasyon kaybıdır. Yani doğrudan maliyettir. Bir şirkette güven azaldıkça hız düşer. Hız düştükçe rekabet gücü zayıflar. Ve şirket, fark etmeden yavaş yavaş kendi kendini pahalılaştırır. Güvenin olmadığı şirketler daha pahalı çalışır, çünkü her şey daha fazla efor gerektirir.
Lider–Çalışan İlişkisinde Güven Nerede Başlar?
Kurumsal güvenin temel taşı, lider–çalışan ilişkisidir. Ancak bu güven, söylemlerle değil, tekrar eden davranışlarla inşa edilir. Güven; “Kapım açık”, “biz bir aileyiz” gibi sloganlarla değil, davranışla başlar:
-
Zor bir haber nasıl paylaşılıyor?
-
Bir hata olduğunda kim öne çıkıyor?
-
Başarı kime mal ediliyor?
-
Belirsizlikte lider ortada mı, yoksa sessiz mi?
Güven, bir liderin “her şeyi biliyor” görünmesinden değil; bilmediğini kabul edebilmesinden doğar. Bu, zayıflık değil; kurumsal olgunluğun göstergesidir.
Güven Kaybının Sessiz Başlangıcı
Güven genellikle dramatik bir olayla kaybolmaz. Aksine, küçük ve tekrar eden ihlallerle aşınır:
-
Tutulmayan sözler…
-
Cevapsız bırakılan sorular…
-
Görmezden gelinen duygular…
-
Ertelenen yüzleşmeler…
Zamanla çalışanların zihninde şu tehlikeli cümle yerleşir: “Burada söylesem de bir şey değişmeyecek.” İşte bu cümle, güven ekonomisinin çöktüğü andır. İnsanlar hâlâ çalışır, görevlerini yerine getirir ama artık katkı sunmaz.
Sonuç: Asıl Sermaye Nedir?
Güven, şirketler için romantik bir kavram değil; kurumsal bir altyapıdır. Para kaybedilebilir, pazar daralabilir. Ama güven kaybolduğunda, bunların hiçbiri telafi edilemez. Bugünün dünyasında sürdürülebilir başarı; en çok kaynağı olanların değil, en çok güvene sahip olanların olur.
Ve geriye şu kritik soru kalır: Şirketinizde insanlar fikirlerini söylerken hızlanıyor mu, yoksa susarken mi?
Çünkü gerçek ekonomide, en pahalı kayıp güvendir; en değerli sermaye ise hâlâ insandır.