Büyümek Güçlenmek Değildir
Bir sabah şirketinizin rakamlarına baktığınızı düşünün. Ciro artmış. Müşteri sayısı yükselmiş. Yeni ofisler, yeni ekipler, yeni hedefler konuşuluyor. Herkesin ağzında aynı cümle var:
“Çok hızlı büyüyoruz.”
Bu cümle genellikle bir gurur ifadesidir. Ama bazen fark edilmeden bir uyarıdır. Çünkü büyümek her zaman güçlenmek anlamına gelmez. Bazı şirketler büyürken sağlamlaşır, bazıları ise büyüdükçe yorulur. Ve çoğu zaman bu yorgunluk, kimsenin adını koyamadığı ama herkesin hissettiği bir hâl alır.
Hız: Alkışlanan Ama Bedeli Olan Bir Şey
Hız, iş dünyasında kutsallaştırılmış bir kavramdır.
Hızlı karar alanlar, hızlı büyüyenler, hızlı sonuç üretenler… Hepsi başarı hikâyeleri olarak anlatılır. Oysa hız, kontrol edilmediğinde bir avantaja değil, bir aşınmaya dönüşür.
Hızlı büyüyen şirketlerde ilk fark edilen şey genellikle şudur:
Her şey olur ama aynı anda olur.
Yeni müşteriler gelir
Yeni insanlar işe alınır
Yeni yöneticiler atanır
Yeni hedefler belirlenir
Ama bu değişimin temposu, şirketin iç ritmini aşmaya başladığında çatlaklar oluşur. Süreçler yetişemez, iletişim aksar, roller bulanıklaşır. İnsanlar neyin neden değiştiğini değil, sadece değiştiğini görür.
İşte yorgunluk tam burada başlar.
Sağlamlık: Sessiz Ama Hayati Bir Güç
Sağlamlık, hız kadar gösterişli değildir. Manşet olmaz, alkış almaz. Ama uzun vadede hayatta kalmanın tek yoludur.
Sağlam şirketler:
Ne zaman yavaşlayacaklarını bilir
Her büyümenin bir bedeli olduğunu kabul eder
“Her fırsat alınmalıdır” yanılgısına kapılmaz
Çünkü bilirler ki sağlamlık, sadece büyümeyi değil; büyüyebilme kapasitesini yönetmektir. Hız, dışarıdan görünür. Sağlamlık ise içeride hissedilir.
Yetişemezse Ne Olur?
Bir şirket büyürken en çok ihmal edilen şey kültürdür. Çünkü kültür ölçülmez, raporlanmaz, tabloya yazılmaz. Ama etkisi her yerdedir.
Hızlı büyüyen şirketlerde sıkça şu tablo görülür:
Yeni gelenler eski değerleri bilmiyordur
Eski ekip “burası eskiden böyle değildi” demeye başlar
Yönetim, davranışlarla değil, hedeflerle konuşur
Kültür yetişemediğinde, şirket içinde iki farklı dünya oluşur: Bir yanda koşanlar, diğer yanda tutunmaya çalışanlar.
Ve kültür kopmaya başladığında şu sorular çoğalır:
“Burada ne doğru, ne yanlış?”
“Biz nasıl bir şirketiz?”
“Benden ne bekleniyor?”
Bu sorular cevapsız kaldığında, çalışanlar yorulmaz sadece yabancılaşır.
Başarı Sarhoşluğu: En Tehlikeli Dönem
Bir şirketin en riskli zamanı kriz anları değildir. En riskli zaman, her şeyin yolunda gittiği anlardır.
Başarı sarhoşluğu tam olarak budur.
Uyarılar dikkate alınmaz
Küçük sorunlar “detay” sayılır
Eleştiri “negatiflik” olarak görülür
“Şu ana kadar böyle geldik, yine geliriz” cümlesi sık duyulmaya başlar. Oysa başarı, doğru yönetilmezse öğrenmeyi durdurur. Öğrenmenin durduğu yerde ise tekrar başlar. Aynı hatalar, daha büyük ölçekte yapılır. Ve büyüklük, hataları gizlemez. Sadece daha pahalı hale getirir.
Yorgunluk Nerede Birikir?
Şirketler bir günde yorulmaz. Yorgunluk sessiz birikimdir.
Sürekli değişen önceliklerde
Bitmeyen “acil” işlerde
Net olmayan beklentilerde
Alkışlanan ama sahiplenilmeyen başarılarda
İnsanlar bir süre dayanır. Çünkü umut vardır. Çünkü potansiyel görülür. Ama yorgunluk uzun süre görülmezse, yerini sessiz vazgeçişlere bırakır. Bu noktada sorun artık büyüme değildir.
Sorun, büyümenin insanı geride bırakmasıdır.
Hızlı Büyüyen Ama Dayanıklı Olanlar Ne Yapar?
Bazı şirketler hızlı büyür ama yorulmaz.
Çünkü hızlarını bilinçle yönetirler. Bu şirketler:
Kültürü süreç kadar ciddiye alır
Büyümeyi sadece rakamla değil, kapasiteyle ölçer
“Durup bakmayı” zayıflık değil, güç sayar
İnsanların taşıyabileceği yükü gözetir
Onlar için büyüme, bir yarış değil; denge meselesidir.
Sonuç: Büyüme Bir İrade Testidir
Her şirket büyüyebilir. Ama her şirket büyümeyi taşıyamaz. Gerçek güç, hızlanmakta değil;
ne zaman yavaşlayacağını bilmektedir. Gerçek başarı, rakamların artması değil; o rakamların altında insanların hâlâ nefes alabiliyor olmasıdır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Şirketiniz büyürken sadece genişliyor mu,
yoksa derinleşiyor mu?
Çünkü derinleşmeyen büyüme,
bir gün mutlaka yorulur