Makyaj, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda insanlık tarihinin en eski ifade biçimlerinden biridir. Bugün güzellik rutininin vazgeçilmez bir parçası olan makyajın kökeni, binlerce yıl öncesine uzanır.
Kozmetiği dekoratif amaçla kullanan ilk toplumlar; Güneydoğu bölgelerinde yaşayan Mısırlılar,
Mezopotamyalılar ve Hintliler olmuştur. Bu toplumlar, diğerlerinden farklı görünmek, bayramlarda ve özel günlerde kendilerini süsleyerek daha güzel hissetmek için makyajı tercih etmişlerdir. O dönemlerde makyaj, yalnızca estetik değil; aynı zamanda sosyal statü ve kültürel kimliğin de bir göstergesiydi.
İlk kullanılan makyaj malzemeleri oldukça doğaldı: kuzu yünü, tebeşir ve yakılmış mantar. Bu malzemelerle yüz süsleniyor, gözler belirginleştiriliyordu.
Modern makyajın temelleri ise 1870’li yıllarda atıldı. Alman tiyatro sanatçısı Ludwig, renkli çubuk boyalardan oluşan makyaj malzemeleri üreterek bu alanda önemli bir yenilik başlattı. Bu gelişme, makyajın sahne sanatlarından günlük yaşama doğru ilerlemesinin ilk adımı oldu.
1920’li yıllardan sonra makyaj, yalnızca aristokratlara özgü olmaktan çıktı ve halk arasında da yaygınlaşmaya başladı. Bu dönemin vazgeçilmez ürünleri kaş kalemi ve ruj oldu. İnce çizilmiş kaşlar ve canlı renkli dudaklar ön plandaydı.
1930’lu yıllarla birlikte makyaj, bir endüstri haline geldi. Takma kirpikler bu dönemde kullanılmaya başlandı.
1931 yılında İspanya’da Laurendor adlı firmanın Stage Line makyaj ürünlerini üretip satışa sunması, sektörde adeta bir çığır açtı. Daha önce tek renk olarak kullanılan beyaz pudraya pembe ve kahve tonları eklenerek ten rengi çeşitliliği sağlandı.
1950’li yıllarda bronz tonlar popülerlik kazandı; soluk renk rujlar tercih edildi. 1960’lı yıllarda ise koyu siyah göz makyajı modanın merkezine yerleşti.
1960’lardan 2000’li yıllara kadar kozmetik sektörü sürekli gelişerek büyüdü ve günümüzde milyarlarca dolarlık dev bir endüstri haline geldi. Makyaj, artık sadece güzelleşmenin değil; kendini ifade etmenin, özgürlüğün ve stilin de güçlü bir aracı.