“Bu sefer farklı olacak” diyerek başladığımız ilişkilerin, neden tanıdık bir hayal kırıklığıyla bittiğini hiç düşündünüz mü? İsimler, yüzler, hikâyeler değişir; fakat his aynı kalır.
Bu bir tesadüf değil, psikolojinin bize anlattığı bir döngüdür.
İnsan zihni, bilineni güvenli kabul eder. Çocuklukta kurulan bağlanma biçimleri, yetişkinlikteki ilişki seçimlerimizin görünmez pusulasıdır.
Sevgiyle birlikte belirsizlik, ihmal ya da mesafe öğrendiysek; yetişkinlikte de tanıdık olan bu duygulara çekilebiliriz. Çünkü bilinçdışı için acı bile tanıdıksa, yabancı bir huzurdan daha güvenlidir.
Tanıdık Acının Güvenli Limanı
Bu noktada kişi çoğu zaman kendini suçlar: “Ben neden hep yanlış insanları seçiyorum?” Oysa mesele yanlışlık değil, öğrenilmiş bir yakınlık tanımıdır.
Zihin, geçmişte yarım kalan duyguları tamamlamaya çalışır. Aynı hikâyeyi farklı bir sonla bitirme umudu, bizi benzer ilişkilere sürükler.
Farklı seçimler yapabilmek için önce bu döngüyü fark etmek gerekir. Kime çekildiğimizi değil, neden çekildiğimizi sormak önemlidir. Bizi heyecanlandıran mı, yoksa tanıdık hissettiren mi? Çoğu zaman bu ikisi birbirine karışır.
Değişim, kalbin değil farkındalığın işidir. Kendini tanımaya cesaret eden kişi, ilişkilerinde de yeni bir sayfa açabilir. Çünkü insan, önce kendi içindeki kalıplarla vedalaşmadan, başkasında farklı bir hikâye yazamaz.

