İnsanlar bağımlılığı yalnızca madde kullanımıyla tanımlar: alkol, sigara, uyuşturucu, alışveriş…
Oysa durum bundan ibaret değildir. Bizim gördüğümüz tarafta madde vardır; fakat görünmeyen tarafta yalnızlık, çaresizlik, değersizlik, travmalar ve sevilmeme korkusu yer alır.
Yani bağımlılık, insanın içindeki bir boşluğu doldurma çabasıdır.
Bağımlı kişiyi çoğu zaman “iradesiz” olarak nitelendirsek de bağımlılık bir irade sorunu değil, bir baş etme/başa çıkma sorunudur.
Bağımlı olunan şey aslında madde değil; maddenin sağladığı geçici haz, rahatlama ve mutluluk duygusudur.
Bağımlılık yalnızca bireysel bir sorun değildir; aynı zamanda ailesel ve toplumsal bir problemdir. Sevgisizlik, sağlıksız aile ilişkileri, duygusal ihmal, akran baskısı, travmatik yaşantılar ve sosyal destek eksikliği bağımlılığa zemin hazırlar.
Toplum olarak da bağımlı bireyleri çoğu zaman etiketleriz: “Sorumsuz, iradesi zayıf, işe yaramaz…” şeklinde. Bu etiketler bağımlılığı azaltmaz; tam tersine kişiyi yalnızlığa daha çok iter. Çünkü etiketlenen kişi yardım istemekten daha da uzaklaşır.
Bu nedenle kişi, utanç duygusuyla bağımlılığını daha fazla gizler ve saklar.
Bağımlılıktan çıkış ise bir karardan çok, bir sürece bağlıdır. Bu süreçte ihtiyaç duyduğumuz şey yargılanmak değil, anlaşılmaktır. Duygularını tanımayı öğrenmek, yardım istemeyi zayıflık değil güç olarak görmek ve güvenli ilişkiler kurabilmek, iyileşmenin temel taşlarıdır.