İlke Durak - Psikolog
Köşe Yazarı
İlke Durak - Psikolog
 

“Güçlü Olmak” Gerçekten Ne Demektir?

2007 yılında Antarktika’da kayda geçen sıra dışı bir olay, insanın “güç” kavramını yeniden düşünmesine neden oldu. Bir penguen, doğal yaşam alanından, sürüsünden ve asıl gitmesi gereken noktadan saparak yaklaşık 70 kilometre boyunca ters yön olan dağlara doğru yürüdü ve orada hayatını kaybetti.   Penguenler için bu davranış biyolojik olarak anlamlı değildi; ne besine ne de güvenli bir üreme alanına götürüyordu. Bu yürüyüş, aslında herkesin gittiği yoldan gitmek istemesindense kendi bildiği yoldan giderek bir varoluş, öze ulaşma ve doğrularından sapmama uğruna göstermiş olduğu inadın sembolüydü.   Dr. Ainley adında bir araştırmacıya göre onu yakalayıp koloniye geri getirsek bile hemen tekrar dağlara geri yönelecekti.   Günlük hayatta “güçlü olmak” da çoğu zaman buna benzer biçimde yorumlanır. Güç; duygularını göstermemek, zorlanmıyormuş gibi yapmak ya da her koşulda ilerlemeye devam etmek olarak yüceltilir.   Tıpkı o penguenin durmadan yürümesi gibi, bireyin de durmadan dayanması beklenir. Ancak psikoloji bilimi, bu anlayışın hem eksik hem de zararlı olduğunu göstermektedir.   Psikolojik açıdan güçlü olmak, duygulardan arınmak değil; duygularla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. Onları kendi içinde kabul edebilmek ve onlarla bağ kurmaktır. Ancak bunu yaparken de kendi özünden bir şey kaybetmemektedir.   Duygular, bireyin içsel pusulasıdır. Bu noktada güçlü olmayı, duyguları bastırmakla değil; duygular karşısında esneyebilmekle tanımlamak gerekir. Psikolojik dayanıklılık (resilience) literatürü, bireyin zorlayıcı yaşam olayları karşısında “hiç etkilenmemesini” değil, etkilenmesine rağmen yeniden denge kurabilme kapasitesini merkeze alır.   Yani güç, sarsılmamak değil; sarsıldıktan sonra kendini toparlayabilmektir. Duyguların varlığı bir zayıflık göstergesi değil, aksine insan olmanın en temel kanıtıdır.   Kaygı, korku, üzüntü ya da öfke; uygun biçimde ele alındığında bireye yön gösteren sinyaller hâline gelir. Bu sinyalleri yok saymak ise çoğu zaman bireyin kendisiyle temasını koparmasına yol açar.   Toplumsal beklentiler, özellikle de başarı, üretkenlik ve dayanıklılık söylemleri, bireyi sürekli “ayakta kalmaya” zorlar. Bu bağlamda güç, çoğu zaman durmamakla, ara vermemekle ve yardım istememekle eş tutulur.   Oysa psikolojik açıdan bakıldığında yardım isteyebilmek, sınırlarını fark edebilmek ve gerektiğinde durabilmek, önemli bir içgörü ve benlik farkındalığı gerektirir. Sürekli ilerlemek zorunda hissetmek, bireyin kendi ihtiyaçlarını göz ardı etmesine ve tükenmişlik gibi ciddi psikolojik sonuçlara zemin hazırlar.   Penguenin metaforik yürüyüşünde olduğu gibi, bazen “ısrar” hayatta kalmayı değil, kaybolmayı beraberinde getirir.   Klinik psikoloji ve gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar, duyguların bastırılmasının kısa vadede işlevsel görünse bile uzun vadede anksiyete bozuklukları, depresyon ve psikosomatik belirtilerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.   Güçlü olma ideali adına duygularını inkâr eden birey, aslında içsel bir çatışmanın içine sürüklenir.   Bu çatışma, bireyin kendi deneyimini geçersiz kılmasıyla derinleşir. “Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi, duygunun kendisinden daha yıpratıcı hâle gelir. Oysa psikolojik güç, duyguların “olması gerektiği gibi” değil, “olduğu gibi” var olmasına izin verebilmektir.   Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Duyguları kabul etmek, onlara teslim olmak anlamına gelmez.   Psikolojik esneklik, bireyin duygularını fark etmesi, adlandırması ve anlamlandırması; ancak davranışlarını yalnızca bu duyguların yönlendirmesine izin vermemesidir.   Güçlü birey, hissettiklerinin farkındadır fakat değerleri doğrultusunda hareket etmeyi sürdürebilir. Bu noktada güç, kontrol etmekten çok denge kurmakla ilgilidir.   Kendi iç dünyasıyla temas hâlinde olan birey, dış dünyanın zorluklarıyla da daha sağlıklı biçimde baş edebilir. Ayrıca güç kavramı, bireysel olduğu kadar ilişkisel bir boyuta da sahiptir.   Duygularını ifade edebilen, kırılganlığını paylaşabilen bireyler, daha güvenli ve doyurucu ilişkiler kurma eğilimindedir. Kırılganlık, sıklıkla zayıflıkla karıştırılsa da psikolojik açıdan bakıldığında samimiyetin ve bağ kurmanın temel bileşenlerinden biridir. Sürekli güçlü görünme çabası, bireyi yalnızlaştırabilir ve sosyal destek kaynaklarından uzaklaştırabilir.   Oysa zorlanmayı paylaşabilmek, hem bireyin yükünü hafifletir hem de başkalarıyla gerçek bir temas kurulmasına olanak tanır.   Sonuç olarak “güçlü olmak”, duygusuzlaşmak ya da her koşulda ayakta kalmak değildir. Güç, bazen durabilmekte, bazen yön değiştirebilmekte ve bazen de geri dönmeyi seçebilmekte yatar.   Antarktika’daki penguenin hikâyesi, her ne kadar kararlılığın sembolü gibi görünse de, aynı zamanda esnekliğin yokluğunun nelere mal olabileceğini de hatırlatır.   Psikoloji bilimi bize, gerçek gücün katılıkta değil; uyum sağlayabilme becerisinde olduğunu göstermektedir. Kendi duygularını tanıyan, kabul eden ve onlarla birlikte hareket edebilen birey, hem kendine hem de yaşamın getirdiklerine karşı daha dayanıklı hâle gelir.   Belki de asıl güç, her zaman ileri yürümekte değil; ne zaman duracağını ve hangi yöne gideceğini fark edebilmekte saklıdır.
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

“Güçlü Olmak” Gerçekten Ne Demektir?

2007 yılında Antarktika’da kayda geçen sıra dışı bir olay, insanın “güç” kavramını yeniden düşünmesine neden oldu. Bir penguen, doğal yaşam alanından, sürüsünden ve asıl gitmesi gereken noktadan saparak yaklaşık 70 kilometre boyunca ters yön olan dağlara doğru yürüdü ve orada hayatını kaybetti.
 
Penguenler için bu davranış biyolojik olarak anlamlı değildi; ne besine ne de güvenli bir üreme alanına götürüyordu. Bu yürüyüş, aslında herkesin gittiği yoldan gitmek istemesindense kendi bildiği yoldan giderek bir varoluş, öze ulaşma ve doğrularından sapmama uğruna göstermiş olduğu inadın sembolüydü.
 
Dr. Ainley adında bir araştırmacıya göre onu yakalayıp koloniye geri getirsek bile hemen tekrar dağlara geri yönelecekti.
 
Günlük hayatta “güçlü olmak” da çoğu zaman buna benzer biçimde yorumlanır. Güç; duygularını göstermemek, zorlanmıyormuş gibi yapmak ya da her koşulda ilerlemeye devam etmek olarak yüceltilir.
 
Tıpkı o penguenin durmadan yürümesi gibi, bireyin de durmadan dayanması beklenir. Ancak psikoloji bilimi, bu anlayışın hem eksik hem de zararlı olduğunu göstermektedir.
 
Psikolojik açıdan güçlü olmak, duygulardan arınmak değil; duygularla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. Onları kendi içinde kabul edebilmek ve onlarla bağ kurmaktır. Ancak bunu yaparken de kendi özünden bir şey kaybetmemektedir.
 
Duygular, bireyin içsel pusulasıdır. Bu noktada güçlü olmayı, duyguları bastırmakla değil; duygular karşısında esneyebilmekle tanımlamak gerekir. Psikolojik dayanıklılık (resilience) literatürü, bireyin zorlayıcı yaşam olayları karşısında “hiç etkilenmemesini” değil, etkilenmesine rağmen yeniden denge kurabilme kapasitesini merkeze alır.
 
Yani güç, sarsılmamak değil; sarsıldıktan sonra kendini toparlayabilmektir. Duyguların varlığı bir zayıflık göstergesi değil, aksine insan olmanın en temel kanıtıdır.
 
Kaygı, korku, üzüntü ya da öfke; uygun biçimde ele alındığında bireye yön gösteren sinyaller hâline gelir. Bu sinyalleri yok saymak ise çoğu zaman bireyin kendisiyle temasını koparmasına yol açar.
 
Toplumsal beklentiler, özellikle de başarı, üretkenlik ve dayanıklılık söylemleri, bireyi sürekli “ayakta kalmaya” zorlar. Bu bağlamda güç, çoğu zaman durmamakla, ara vermemekle ve yardım istememekle eş tutulur.
 
Oysa psikolojik açıdan bakıldığında yardım isteyebilmek, sınırlarını fark edebilmek ve gerektiğinde durabilmek, önemli bir içgörü ve benlik farkındalığı gerektirir. Sürekli ilerlemek zorunda hissetmek, bireyin kendi ihtiyaçlarını göz ardı etmesine ve tükenmişlik gibi ciddi psikolojik sonuçlara zemin hazırlar.
 
Penguenin metaforik yürüyüşünde olduğu gibi, bazen “ısrar” hayatta kalmayı değil, kaybolmayı beraberinde getirir.
 
Klinik psikoloji ve gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar, duyguların bastırılmasının kısa vadede işlevsel görünse bile uzun vadede anksiyete bozuklukları, depresyon ve psikosomatik belirtilerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.
 
Güçlü olma ideali adına duygularını inkâr eden birey, aslında içsel bir çatışmanın içine sürüklenir.
 
Bu çatışma, bireyin kendi deneyimini geçersiz kılmasıyla derinleşir. “Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi, duygunun kendisinden daha yıpratıcı hâle gelir. Oysa psikolojik güç, duyguların “olması gerektiği gibi” değil, “olduğu gibi” var olmasına izin verebilmektir.
 
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Duyguları kabul etmek, onlara teslim olmak anlamına gelmez.
 
Psikolojik esneklik, bireyin duygularını fark etmesi, adlandırması ve anlamlandırması; ancak davranışlarını yalnızca bu duyguların yönlendirmesine izin vermemesidir.
 
Güçlü birey, hissettiklerinin farkındadır fakat değerleri doğrultusunda hareket etmeyi sürdürebilir. Bu noktada güç, kontrol etmekten çok denge kurmakla ilgilidir.
 
Kendi iç dünyasıyla temas hâlinde olan birey, dış dünyanın zorluklarıyla da daha sağlıklı biçimde baş edebilir.
Ayrıca güç kavramı, bireysel olduğu kadar ilişkisel bir boyuta da sahiptir.
 
Duygularını ifade edebilen, kırılganlığını paylaşabilen bireyler, daha güvenli ve doyurucu ilişkiler kurma eğilimindedir. Kırılganlık, sıklıkla zayıflıkla karıştırılsa da psikolojik açıdan bakıldığında samimiyetin ve bağ kurmanın temel bileşenlerinden biridir. Sürekli güçlü görünme çabası, bireyi yalnızlaştırabilir ve sosyal destek kaynaklarından uzaklaştırabilir.
 
Oysa zorlanmayı paylaşabilmek, hem bireyin yükünü hafifletir hem de başkalarıyla gerçek bir temas kurulmasına olanak tanır.
 
Sonuç olarak “güçlü olmak”, duygusuzlaşmak ya da her koşulda ayakta kalmak değildir. Güç, bazen durabilmekte, bazen yön değiştirebilmekte ve bazen de geri dönmeyi seçebilmekte yatar.
 
Antarktika’daki penguenin hikâyesi, her ne kadar kararlılığın sembolü gibi görünse de, aynı zamanda esnekliğin yokluğunun nelere mal olabileceğini de hatırlatır.
 
Psikoloji bilimi bize, gerçek gücün katılıkta değil; uyum sağlayabilme becerisinde olduğunu göstermektedir. Kendi duygularını tanıyan, kabul eden ve onlarla birlikte hareket edebilen birey, hem kendine hem de yaşamın getirdiklerine karşı daha dayanıklı hâle gelir.
 
Belki de asıl güç, her zaman ileri yürümekte değil; ne zaman duracağını ve hangi yöne gideceğini fark edebilmekte saklıdır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396