İlke Durak - Psikolog
Köşe Yazarı
İlke Durak - Psikolog
 

​Görünmeyen İpler: İlişkide Manipülasyon ve Kaynayan Kurbağa Sendromu

Korku ve Cesaretin Dansı ​Korku ve cesaret… ​Birbirlerinde ayrım yapılamazcasına bağlı olan bir paranın iki farklı yüzü… ​Aynanın var olan karanlık ve aydınlık tarafı… ​Aslında bu iki duygu iç içe geçmiş, birbirine zincirlenmiş demir halkalar gibidir. ​Ve çoğu zaman bu halkaların ucunda bir kadın durur. ​Birbirine bu kadar zıt gibi duran ancak bir noktada ortak paydada buluşan bu iki duyguya en çok kadın şiddet kurbanlarında rastlarız. ​Çünkü korku, çoğu zaman cesarete açılan kapının hemen önünde nöbet tutar. ​Peki bu şiddet kurbanları neden maruz kaldıkları fiziksel ya da duygusal şiddeti zamanında durdurmazlar? ​Birer mazoşist olmalarından mı? ​Acı çekmeyi sevmelerinden mi? ​Hayır. Gerçekte olan ise bunun tam aksidir. Çünkü kimse acı çekmeyi sevmez. Acı, hayattaki bir seçim değil, sadece hayattaki bazı seçimlerimizin kaçınılmaz birer sonucudur. ​Aslında gerçek şudur ki, çoğu zaman biz kadınlar şiddeti görmezden gelir ya da mazur görürüz. Çünkü sevdiğimiz insanın iyi yanlarına takılıp kalmışızdır bir saplantı gibi. ​Bizi öpmelerine, sarılmalarına, koruyup sahiplenmelerine ya da bağımlısı olduğumuz sevgi sözcüklerini onların ağızlarından duymaya... ​Kaynayan Kurbağa Sendromu ​Oysa biz farkında olmadan bizim için tehdit arz eden, çok tehlikeli bir bireyle birlikte olduğumuzu işaret eden tüm tehlike sinyallerini görmezden geliriz. Yani aslında çoktan sinyallerini vermeye başlayan bir tehlikeye göz yummuş oluruz. Mağdur psikolojisi buna 'kaynayan kurbağa sendromu' der. ​Buna göre; bir kurbağayı kaynayan suya attığımızda kurbağa, tehdidi algıladığı anda zıplayıp kaçacaktır. Ancak kurbağayı soğuk su dolu bir kaba koyup aradan belli bir süre geçtikten sonra kapağı kapattığımızda ve suyu yavaş bir şekilde ısıtmaya başladığımızda kurbağa başlangıçta tehlikeyi fark etmeyecek, mutlu bir şekilde yüzmeye devam edecektir. ​Ancak zaman geçtikçe ve kurbağa yavaş bir şekilde ısınmaya başladıkça kendini sersemlemiş hissedecek, kendi bünyesinde anlayamadığı şekilde bazı rahatsızlıklar hissetmeye başlayacak ve ısı değişimine adapte olmaya çalışacaktır. ​Aradan belli bir süre daha geçtiğinde ve sıcaklık dayanılmaz seviyeye yükseldiğinde artık kaçabilmesi için gereken süre çoktan geçmiş olup bundan böyle kurbağa için her şey çok geç olacaktır. ​Artık tehlike onu tümüyle ele geçirmiştir ve bunun bedelini kaçamayarak hayatıyla öder. ​Sonuç olarak kurbağanın kendini güvende sandığı o kap, mezarına dönüşür. Güvendiği ve kendi evi sandığı limanı onun ölümüne, hayatının sonlanmasına sebebiyet verecektir. ​Kaybolan Öz ​Aslında bir noktada aynısı kadınlar için de söz konusudur. Çünkü çoğu zaman onlar da en güvende hissettikleri kişide kaybolurlar, hatta kendi özlerini kaybederler. ​Dünya üzerinde milyonlarca kadın var. ​Güvenip sırtını yasladığı erkek tarafından yara alan… ​Ait hissetmek adına uğraşan… ​Anlaşılmak için çırpınan… ​Kendi evinde yabancıya dönüşen… ​Duygusal ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı halde düzelir umuduyla vazgeçemeyen, ait olmadığı yerde sabırla ve inatla varlığını sürdürmeye çalışan… ​Korkuyla cesaretin arasında sıkışmış, gitmek için içinden haykıran ama kalmak için umutsuzca nedenler arayan… ​Ve milyonlarca erkek var. ​Hayatındaki kadına ona fark ettirmeden baskı uygulayan, kıskanıyorum diyerek kısıtlayan… ​Yalanlar söyleyen… ​Aldatan… ​Manipülasyonlarla kafasını karıştıran… Duygularını küçük gören, başta iyi biri gibi gözüküp güvenini kazanan… ​Günden güne var olan çelişkileriyle onun da dengesini bozup adım adım ışığını kaybetmesine neden olan… ​Kırılması Gereken Zincir ​Ve böylece kadın bir gün gerekli cesareti gösterip gittiğinde kendinden geriye sadece bir gölge kalır. Adeta ışığını yitirmiş, yüreğinde bin parçayla yürümeye çalışan bir siluet haline gelir. ​Korku, cesarete dönüşmediği sürece zincir hep boynunda kalır. ​Ve bazen en yıkıcı şiddet, bedene değil; sezdiğin tehlikeye rağmen kalmayı seçen kalbine vurulur. ​Çünkü hiçbir tokat, görüp de görmezden geldiğin kadar acıtmaz. ​Ve eğer zincirini kırmazsan, o zincir bir gün bir başka kadının bileğine vurulur. ​Ve sen, zincirini kırmadığın her an… ​Bir başka kadın o halkaya mahkûm edilirken, sadece izleyen ve o karanlığa ortak olan kişi olursun.  
Ekleme Tarihi: 01 Aralık 2025 -Pazartesi

​Görünmeyen İpler: İlişkide Manipülasyon ve Kaynayan Kurbağa Sendromu

Korku ve Cesaretin Dansı

​Korku ve cesaret…

​Birbirlerinde ayrım yapılamazcasına bağlı olan bir paranın iki farklı yüzü…

​Aynanın var olan karanlık ve aydınlık tarafı…

​Aslında bu iki duygu iç içe geçmiş, birbirine zincirlenmiş demir halkalar gibidir.

​Ve çoğu zaman bu halkaların ucunda bir kadın durur.

​Birbirine bu kadar zıt gibi duran ancak bir noktada ortak paydada buluşan bu iki duyguya en çok kadın şiddet kurbanlarında rastlarız.

​Çünkü korku, çoğu zaman cesarete açılan kapının hemen önünde nöbet tutar.

​Peki bu şiddet kurbanları neden maruz kaldıkları fiziksel ya da duygusal şiddeti zamanında durdurmazlar?

​Birer mazoşist olmalarından mı?

​Acı çekmeyi sevmelerinden mi?

​Hayır. Gerçekte olan ise bunun tam aksidir. Çünkü kimse acı çekmeyi sevmez. Acı, hayattaki bir seçim değil, sadece hayattaki bazı seçimlerimizin kaçınılmaz birer sonucudur.

​Aslında gerçek şudur ki, çoğu zaman biz kadınlar şiddeti görmezden gelir ya da mazur görürüz. Çünkü sevdiğimiz insanın iyi yanlarına takılıp kalmışızdır bir saplantı gibi.

​Bizi öpmelerine, sarılmalarına, koruyup sahiplenmelerine ya da bağımlısı olduğumuz sevgi sözcüklerini onların ağızlarından duymaya...

​Kaynayan Kurbağa Sendromu

​Oysa biz farkında olmadan bizim için tehdit arz eden, çok tehlikeli bir bireyle birlikte olduğumuzu işaret eden tüm tehlike sinyallerini görmezden geliriz. Yani aslında çoktan sinyallerini vermeye başlayan bir tehlikeye göz yummuş oluruz. Mağdur psikolojisi buna 'kaynayan kurbağa sendromu' der.

​Buna göre; bir kurbağayı kaynayan suya attığımızda kurbağa, tehdidi algıladığı anda zıplayıp kaçacaktır. Ancak kurbağayı soğuk su dolu bir kaba koyup aradan belli bir süre geçtikten sonra kapağı kapattığımızda ve suyu yavaş bir şekilde ısıtmaya başladığımızda kurbağa başlangıçta tehlikeyi fark etmeyecek, mutlu bir şekilde yüzmeye devam edecektir.

​Ancak zaman geçtikçe ve kurbağa yavaş bir şekilde ısınmaya başladıkça kendini sersemlemiş hissedecek, kendi bünyesinde anlayamadığı şekilde bazı rahatsızlıklar hissetmeye başlayacak ve ısı değişimine adapte olmaya çalışacaktır.

​Aradan belli bir süre daha geçtiğinde ve sıcaklık dayanılmaz seviyeye yükseldiğinde artık kaçabilmesi için gereken süre çoktan geçmiş olup bundan böyle kurbağa için her şey çok geç olacaktır.

​Artık tehlike onu tümüyle ele geçirmiştir ve bunun bedelini kaçamayarak hayatıyla öder.

​Sonuç olarak kurbağanın kendini güvende sandığı o kap, mezarına dönüşür. Güvendiği ve kendi evi sandığı limanı onun ölümüne, hayatının sonlanmasına sebebiyet verecektir.

​Kaybolan Öz

​Aslında bir noktada aynısı kadınlar için de söz konusudur. Çünkü çoğu zaman onlar da en güvende hissettikleri kişide kaybolurlar, hatta kendi özlerini kaybederler.

​Dünya üzerinde milyonlarca kadın var.

​Güvenip sırtını yasladığı erkek tarafından yara alan…

​Ait hissetmek adına uğraşan…

​Anlaşılmak için çırpınan…

​Kendi evinde yabancıya dönüşen…

​Duygusal ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı halde düzelir umuduyla vazgeçemeyen, ait olmadığı yerde sabırla ve inatla varlığını sürdürmeye çalışan…

​Korkuyla cesaretin arasında sıkışmış, gitmek için içinden haykıran ama kalmak için umutsuzca nedenler arayan…

​Ve milyonlarca erkek var.

​Hayatındaki kadına ona fark ettirmeden baskı uygulayan, kıskanıyorum diyerek kısıtlayan…

​Yalanlar söyleyen…

​Aldatan…

​Manipülasyonlarla kafasını karıştıran… Duygularını küçük gören, başta iyi biri gibi gözüküp güvenini kazanan…

​Günden güne var olan çelişkileriyle onun da dengesini bozup adım adım ışığını kaybetmesine neden olan…

​Kırılması Gereken Zincir

​Ve böylece kadın bir gün gerekli cesareti gösterip gittiğinde kendinden geriye sadece bir gölge kalır. Adeta ışığını yitirmiş, yüreğinde bin parçayla yürümeye çalışan bir siluet haline gelir.

​Korku, cesarete dönüşmediği sürece zincir hep boynunda kalır.

​Ve bazen en yıkıcı şiddet, bedene değil; sezdiğin tehlikeye rağmen kalmayı seçen kalbine vurulur.

​Çünkü hiçbir tokat, görüp de görmezden geldiğin kadar acıtmaz.

​Ve eğer zincirini kırmazsan, o zincir bir gün bir başka kadının bileğine vurulur.

​Ve sen, zincirini kırmadığın her an…

​Bir başka kadın o halkaya mahkûm edilirken, sadece izleyen ve o karanlığa ortak olan kişi olursun.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396