Günlük hayatta bir sorunumuzu eşimize ya da dostumuza anlattığımızda en sık duyduğumuz cümlelerden biri “Zaman her şeyin ilacıdır.” olur.
Ancak bazı bireyler, yaşadıkları deneyimler sonucunda zamanın iyileştirici olmadığına, hatta kimi durumlarda yalnızca vakit kaybına yol açtığına inanır.
Bu karşıtlık, zamanın tek başına mı yoksa belirli koşullar altında mı iyileştirici olduğu sorusunu gündeme getirir. Zamanın “dertlere derman” olarak görülmesi, çoğu zaman fark edilmeyen psikolojik süreçlere dayanır.
Zaman; ancak kişi yaşadığı durumla temas edebildiğinde, onu anlamlandırabildiğinde ve içsel değerlendirmeler yapabildiğinde işlevsel hâle gelir.
Aksi hâlde geçen süre, iyileştirmekten çok erteleyen bir bekleme alanına dönüşebilir. İlişkisinde çatışmalar yaşayan bir genci ele alalım.
Sorunlar çözülemez, taraflar kendi bakış açısından çıkmak istemez ancak ayrılık da kabul edilemez görünür. Bu noktada sıkça “biraz ara verelim” düşüncesi ortaya çıkar. Bu ara, yalnızca zamana bırakmak değil; kişinin kendisiyle baş başa kalarak ne hissettiğini ve bu ilişkinin kendisine iyi gelip gelmediğini sorguladığı bir süreçtir.
Burada iyileştirici olan, zamanın akışı değil; zaman içinde yapılan psikolojik değerlendirmelerdir. Öte yandan işlenmeyen duygular, bastırılan öfke ve konuşulmayan kayıplar zamanla ortadan kalkmaz.
Yıllar geçse de tetiklenen duygular ve tekrar eden ilişki döngüleri bunun göstergesidir. Bu noktada zaman, iyileştirici olmaktan çok donmuş bir bekleme alanına dönüşebilir.
Psikolojik açıdan iyileşmeyi sağlayan şey, zamanın geçmesi değil; zamanın nasıl kullanıldığıdır. Bu nedenle “Zaman her şeyin ilacıdır." cümlesi ancak şu şekilde anlam kazanır: Zaman, kişi yaşadıklarıyla temas edebildiğinde ve onları işlemeye cesaret ettiğinde iyileştirir.