Ebru Polat - Psikolog
Köşe Yazarı
Ebru Polat - Psikolog
 

İlişkide Kalmak Mı , Kendin Kalmak Mı?

Kendimiz gibi davranmak, en doğal halimiz olması gerekirken pek çok insan için yetişkinlikte zorlanılan bir alan haline gelir. İnsan ilişkilerinde, iş yaşamında ya da en yakın bağlarda bile kişi çoğu zaman içinden geleni olduğu gibi ifade etmekte zorlanır. Söylenen sözler, verilen tepkiler ve alınan kararlar çoğu zaman içten gelenle değil, uygun olanla şekillenir. Dışarıdan bakıldığında uyumlu, anlayışlı ve sorunsuz görünen bu hal, içeride giderek silikleşen bir benlik hissine eşlik eder. Bu durum bir zayıflık ya da mizaç meselesi değildir daha çok erken dönem ilişkilerde öğrenilen bir uyum biçiminin yetişkinlikte sürmesidir. Çocuklukta bir birey için temel mesele kendisi olmak değil, ilişkiyi kaybetmemektir. Çocuk, bakım verenleriyle kurduğu bağ içinde hangi duyguların kabul gördüğünü, hangilerinin rahatsızlık yarattığını çok erken fark eder. Üzüldüğünde “abartıyorsun” denilen, ağladığında “büyüdün artık” diye susturulan, öfkelendiğinde “ayıp”, “terbiyesizlik” ya da “sus” mesajı alan, bir şey istediğinde “şimdi sırası mı?” diye karşılık gören çocuk bu noktada kendi ihtiyacına göre seçim yapmaz bağın devamını garanti eden yöne doğru eğilir. Daha az hisseden, daha az isteyen, daha az tepki veren bir hale geçmek annesini üzmeyen, babasını kızdırmayan, ortamı germeyen bir çocuk olmak daha güvenli görünür. Ancak bu güvenlik, çocuğun kendi duygularından ve ihtiyaçlarından yavaş yavaş uzaklaşması pahasına sağlanır. Zamanla gerçek kendilik geri çekilir onun yerine daha kabul edilebilir, daha kontrollü, daha sessiz bir benlik yerleşir. Bu benlik, çocuğun kim olduğu değil, ilişkide kalabilmek için kim olması gerektiğidir. Yetişkinlikte değişen şey bu yapının özü değil, yalnızca sahnesidir. Çocukken ebeveynin onayını kaybetmemek için bastırılan duygular, yetişkinlikte terk edilmemek, yalnız kalmamak ya da sevilmemek korkusuyla bastırılmaya devam eder. Kişi bir ilişkide rahatsız olduğu bir durumu dile getiremez; “fazla hassas” ya da “zor” bulunmaktan çekinir. İş ortamında sınırı aşıldığında sesini çıkarmaz, problem çıkaran kişi olmanın dışlanmaya yol açabileceğini hisseder. Yakın ilişkilerde kırıldığını söylemek yerine susar.Çünkü duygularını ifade etmenin ilişkiyi riske sokacağına dair eski bir inanç hala canlıdır. Bu noktada çoğu yetişkin için zorlayıcı olan, ne hissettiğini bilmemek değil hissettiğini dile getirmenin bedelini fazla ağır hissetmektir. Kişi çoğu zaman içinden geleni söylediğinde karşı tarafın uzaklaşabileceğini, değişebileceğini ya da kırılabileceğini düşünür. Bu düşünce, susmayı ve uyum sağlamayı daha güvenli bir seçenek haline getirir. Zamanla bu tutum bir tercih olmaktan çıkar, otomatik bir davranışa dönüşür. Dışarıdan bakıldığında sorun yoktur içeride ise tanımlanması zor bir yorgunluk birikir. Bu yorgunluk, kişinin ilişkilerden çok kendisiyle arasına mesafe koyduğunun işaretidir. Kendimiz gibi davranmak, herkes tarafından kabul edilmek anlamına gelmez. Ancak bu hal, kabul görmenin yalnızca uyumdan geçmediğini; sahiciliğin de ilişki kurabildiğini öğretir. Zamanla kişi, kendisi olabildiği yerlerde daha az yorulduğunu, daha dengeli ilişkiler kurduğunu ve en önemlisi kendisine daha yakın hissettiğini fark eder. Bazı ilişkiler bu temasa dayanmaz bazıları ise ilk kez bu temasla gerçek olur. Belki de “kendin olmak” tam olarak budur: Herkesle değil, ama kendinle temas halinde yaşayabilmek. 
Ekleme Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi

İlişkide Kalmak Mı , Kendin Kalmak Mı?

Kendimiz gibi davranmak, en doğal halimiz olması gerekirken pek çok insan için yetişkinlikte zorlanılan bir alan haline gelir. İnsan ilişkilerinde, iş yaşamında ya da en yakın bağlarda bile kişi çoğu zaman içinden geleni olduğu gibi ifade etmekte zorlanır.

Söylenen sözler, verilen tepkiler ve alınan kararlar çoğu zaman içten gelenle değil, uygun olanla şekillenir. Dışarıdan bakıldığında uyumlu, anlayışlı ve sorunsuz görünen bu hal, içeride giderek silikleşen bir benlik hissine eşlik eder.

Bu durum bir zayıflık ya da mizaç meselesi değildir daha çok erken dönem ilişkilerde öğrenilen bir uyum biçiminin yetişkinlikte sürmesidir.

Çocuklukta bir birey için temel mesele kendisi olmak değil, ilişkiyi kaybetmemektir. Çocuk, bakım verenleriyle kurduğu bağ içinde hangi duyguların kabul gördüğünü, hangilerinin rahatsızlık yarattığını çok erken fark eder.

Üzüldüğünde “abartıyorsun” denilen, ağladığında “büyüdün artık” diye susturulan, öfkelendiğinde “ayıp”, “terbiyesizlik” ya da “sus” mesajı alan, bir şey istediğinde “şimdi sırası mı?” diye karşılık gören çocuk bu noktada kendi ihtiyacına göre seçim yapmaz bağın devamını garanti eden yöne doğru eğilir.

Daha az hisseden, daha az isteyen, daha az tepki veren bir hale geçmek annesini üzmeyen, babasını kızdırmayan, ortamı germeyen bir çocuk olmak daha güvenli görünür.

Ancak bu güvenlik, çocuğun kendi duygularından ve ihtiyaçlarından yavaş yavaş uzaklaşması pahasına sağlanır. Zamanla gerçek kendilik geri çekilir onun yerine daha kabul edilebilir, daha kontrollü, daha sessiz bir benlik yerleşir.

Bu benlik, çocuğun kim olduğu değil, ilişkide kalabilmek için kim olması gerektiğidir. Yetişkinlikte değişen şey bu yapının özü değil, yalnızca sahnesidir. Çocukken ebeveynin onayını kaybetmemek için bastırılan duygular, yetişkinlikte terk edilmemek, yalnız kalmamak ya da sevilmemek korkusuyla bastırılmaya devam eder. Kişi bir ilişkide rahatsız olduğu bir durumu dile getiremez; “fazla hassas” ya da “zor” bulunmaktan çekinir.

İş ortamında sınırı aşıldığında sesini çıkarmaz, problem çıkaran kişi olmanın dışlanmaya yol açabileceğini hisseder. Yakın ilişkilerde kırıldığını söylemek yerine susar.Çünkü duygularını ifade etmenin ilişkiyi riske sokacağına dair eski bir inanç hala canlıdır.

Bu noktada çoğu yetişkin için zorlayıcı olan, ne hissettiğini bilmemek değil hissettiğini dile getirmenin bedelini fazla ağır hissetmektir. Kişi çoğu zaman içinden geleni söylediğinde karşı tarafın uzaklaşabileceğini, değişebileceğini ya da kırılabileceğini düşünür.

Bu düşünce, susmayı ve uyum sağlamayı daha güvenli bir seçenek haline getirir. Zamanla bu tutum bir tercih olmaktan çıkar, otomatik bir davranışa dönüşür. Dışarıdan bakıldığında sorun yoktur içeride ise tanımlanması zor bir yorgunluk birikir.

Bu yorgunluk, kişinin ilişkilerden çok kendisiyle arasına mesafe koyduğunun işaretidir.
Kendimiz gibi davranmak, herkes tarafından kabul edilmek anlamına gelmez.

Ancak bu hal, kabul görmenin yalnızca uyumdan geçmediğini; sahiciliğin de ilişki kurabildiğini öğretir.

Zamanla kişi, kendisi olabildiği yerlerde daha az yorulduğunu, daha dengeli ilişkiler kurduğunu ve en önemlisi kendisine daha yakın hissettiğini fark eder. Bazı ilişkiler bu temasa dayanmaz bazıları ise ilk kez bu temasla gerçek olur.
Belki de “kendin olmak” tam olarak budur: Herkesle değil, ama kendinle temas halinde yaşayabilmek. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396