Fizyoterapi ve rehabilitasyon, yalnızca semptomları azaltmaya yönelik bir müdahale alanı
değildir. Asıl gücü, tedaviyi bireyin bedenine, yaşamına ve gerçekliğine entegre
edebilmesinde yatar.
Rehabilitasyon kelimesi, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi “uzun süren
egzersizler” ya da “tekrar eden seanslar” değildir; rehabilitasyon, bireyin kaybettiği işlevi
hayatına yeniden adapte etme sürecidir.
Bir hastanın ağrısının azalması tedavi olabilir; ancak o kişi günlük yaşamına güvenle
dönemiyorsa, rehabilitasyon tamamlanmış sayılmaz. İşte fizyoterapiyi diğer birçok sağlık
uygulamasından ayıran temel nokta tam da burasıdır: Biz sadece dokularla değil, insanla
çalışırız.
Rehabilitasyon süreci standart değildir. Aynı tanıya sahip iki bireyin rehabilitasyonu asla aynı
olamaz. Çünkü biri ağrısıyla işe gitmeye çalışırken, diğeri çocuğunu kucağına alamamanın
yükünü taşır. Bu nedenle fizyoterapi ve rehabilitasyon, protokollerden çok klinik muhakeme,
cihazlardan çok bireysel değerlendirme gerektirir.
İdealist bir fizyoterapist, tedaviyi klinik sınırların dışına taşımayı hedefler. Egzersizin yalnızca
seans saatlerinde değil, bireyin günlük yaşamında anlam kazanmasını ister.
Rehabilitasyon;merdiven çıkabilmek, uzun süre ayakta kalabilmek, korkmadan hareket edebilmek demektir.
Yani tedavi, bireyin hayatına uyum sağlamadıkça eksiktir.
Bugün rehabilitasyon kavramı hızla yüzeyselleştiriliyor. “Herkese iyi gelen” egzersizler,
birkaç dakikalık videolar, hızlı çözümler… Oysa gerçek rehabilitasyon zaman ister, sabır ister
ve en önemlisi etik duruş ister. Bireye fayda sağlamayacağını bildiğin bir uygulamayı
yapmamak da rehabilitasyonun bir parçasıdır.
Fizyoterapi ve rehabilitasyon; iyileştirmeyi öğretir, ama aynı zamanda bireye bedeniyle
yeniden ilişki kurmayı da öğretir. Biz hastaya yalnızca “ne yapacağını” değil, “neden
yaptığını” da anlatırız.
Çünkü kalıcı iyilik hâli, ancak farkındalıkla mümkündür.
Bu yüzden fizyoterapi ve rehabilitasyon bir teknikler bütünü değil, insanı merkeze alan bir
süreçtir. Tedavi biter, rehabilitasyon devam eder. Çünkü amaç ağrının geçmesi değil, hayatın
yeniden akabilmesidir.
Rehabilitasyon, tedavinin bittiği yerde değil; bireyin hayatla yeniden
temas kurabildiği yerde başlar.