Yağmur Turunç - Psikolog
Köşe Yazarı
Yağmur Turunç - Psikolog
 

Duygularla Temas: Öznel Yaşantının Farkındalığı ve Anlaşılma İhtiyacı Üzerine

Modern dünyada iletişim kanallarının niceliksel artışı, paradoksal biçimde niteliksel bir temas eksikliğini de beraberinde getirmiş görünüyor. Sosyal medya etkileşimleri, hızlı mesajlaşmalar ve anlık tepkiler; görünürde yoğun bir iletişim ağı kurarken, duygusal derinliği sınırlı bir etkileşim biçimi üretebiliyor. Bu durum, psikolojide “duygusal yalnızlık” ya da “algılanan sosyal destek eksikliği” kavramlarıyla açıklanabilir: Kişi çevresiyle temas hâlindedir, ancak öznel yaşantısı yeterince karşılık bulmaz. İçsel Sinyallere Yabancılaşma Duygularla temas etmek, yani bireyin içsel deneyimini fark etmesi, adlandırması ve düzenleyebilmesi; duygusal farkındalık (emotional awareness) ve duygu düzenleme (emotion regulation) becerilerinin temelini oluşturur. Ancak pek çok kültürel bağlamda çocukluktan itibaren verilen örtük mesajlar —“Güçlü ol”, “Ağlama”, “Abartma”, “Korkma”— bazı duyguların kabul edilebilir, bazılarının ise bastırılması gereken yaşantılar olduğu yönünde bir öğrenmeye yol açar. Bu öğrenme süreci, zamanla kişinin kendi iç sinyallerine yabancılaşmasına neden olabilir. Bastırılan Duyguların Dönüşümü Bastırılan ya da inkâr edilen duygular ortadan kaybolmaz yalnızca biçim değiştirir. Psikodinamik kuramların da vurguladığı üzere, ifade bulamayan duygular dolaylı yollarla kendini gösterebilir: Kronik gerginlik, pasif-agresif tutumlar, ilişkisel mesafe ya da ani öfke patlamaları gibi… Örneğin anlaşılmadığını düşünen bir birey kırgınlık yaşayabilir; ancak bu kırgınlık ifade edilmediğinde içe çekilme ya da sertleşme davranışlarıyla ortaya çıkabilir. Bu noktada kişinin kendine yönelteceği basit ama derin bir soru terapötik bir işlev görebilir: “Şu an gerçekten ne hissediyorum?” Bu soru, otomatik tepkiden bilinçli farkındalığa geçişin kapısını aralar. Kabul ve Esneklik Duygularla temas cesaret gerektirir. Çünkü öznel dünyaya bakmak, yalnızca olumlu nitelikleri değil; kıskançlık, yetersizlik, korku ve kırgınlık gibi daha zorlayıcı yaşantıları da görmeyi içerir. Ancak çağdaş psikoloji özellikle kabul ve kararlılık terapisi (ACT) ve şefkat odaklı yaklaşımlar çerçevesinde, duyguların bastırılmasının değil; kabul edilmesinin psikolojik esnekliği artırdığını ortaya koymaktadır. Bir duyguyu kabul etmek, onun tarafından yönetilmek anlamına gelmez; aksine, o duyguyla bilinçli bir ilişki kurabilme kapasitesini güçlendirir. Bu da benlik bütünlüğünü destekler. Anlaşılma İhtiyacı ve Regülasyon Anlaşılma ihtiyacı ise insanın temel psikolojik gereksinimlerinden biridir. Bağlanma kuramı, bireyin güvenli ilişkiler içinde duygularının aynalanmasının (emotional mirroring) benlik gelişimi açısından kritik olduğunu vurgular. Yargılanmadan, düzeltilmeye çalışılmadan, küçümsenmeden dinlenmek; kişinin duygusal düzenleme kapasitesini artırır ve ilişkisel güveni pekiştirir. “Abartıyorsun” gibi küçümseyici ifadeler savunmayı tetiklerken, “Seni anlıyorum” ya da “Bu senin için zor olmalı” gibi empatik geri bildirimler sinir sisteminde yatıştırıcı bir etki yaratır. Bu yumuşama hâli, kişilerarası bağın güçlendiği noktadır. Dolayısıyla mesele, yalnızca daha fazla konuşmak değil; daha nitelikli bir biçimde dinlemektir. Hem kendimizi hem de karşımızdakini. Sonuç Olarak Öz-farkındalık geliştikçe, duygular daha net tanımlanabilir; tanımlandıkça düzenlenebilir; düzenlendikçe ilişkilerde daha açık ve otantik bir temas kurulabilir. Psikolojik iyilik hâli, çoğu zaman karmaşık tekniklerden önce bu temel kapasiteye dayanır: Kişinin kendi içsel deneyimini dürüstçe fark edebilmesi ve güvenli bir ilişkide bunun karşılık bulması. Çünkü insan, en çok anlaşıldığı yerde regüle olur; regüle oldukça da iyileşir.
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi
 Yağmur Turunç - Psikolog

Duygularla Temas: Öznel Yaşantının Farkındalığı ve Anlaşılma İhtiyacı Üzerine

Modern dünyada iletişim kanallarının niceliksel artışı, paradoksal biçimde niteliksel bir temas eksikliğini de beraberinde getirmiş görünüyor. Sosyal medya etkileşimleri, hızlı mesajlaşmalar ve anlık tepkiler; görünürde yoğun bir iletişim ağı kurarken, duygusal derinliği sınırlı bir etkileşim biçimi üretebiliyor. Bu durum, psikolojide “duygusal yalnızlık” ya da “algılanan sosyal destek eksikliği” kavramlarıyla açıklanabilir: Kişi çevresiyle temas hâlindedir, ancak öznel yaşantısı yeterince karşılık bulmaz.

İçsel Sinyallere Yabancılaşma

Duygularla temas etmek, yani bireyin içsel deneyimini fark etmesi, adlandırması ve düzenleyebilmesi; duygusal farkındalık (emotional awareness) ve duygu düzenleme (emotion regulation) becerilerinin temelini oluşturur. Ancak pek çok kültürel bağlamda çocukluktan itibaren verilen örtük mesajlar —“Güçlü ol”, “Ağlama”, “Abartma”, “Korkma”— bazı duyguların kabul edilebilir, bazılarının ise bastırılması gereken yaşantılar olduğu yönünde bir öğrenmeye yol açar. Bu öğrenme süreci, zamanla kişinin kendi iç sinyallerine yabancılaşmasına neden olabilir.

Bastırılan Duyguların Dönüşümü

Bastırılan ya da inkâr edilen duygular ortadan kaybolmaz yalnızca biçim değiştirir. Psikodinamik kuramların da vurguladığı üzere, ifade bulamayan duygular dolaylı yollarla kendini gösterebilir: Kronik gerginlik, pasif-agresif tutumlar, ilişkisel mesafe ya da ani öfke patlamaları gibi… Örneğin anlaşılmadığını düşünen bir birey kırgınlık yaşayabilir; ancak bu kırgınlık ifade edilmediğinde içe çekilme ya da sertleşme davranışlarıyla ortaya çıkabilir.

Bu noktada kişinin kendine yönelteceği basit ama derin bir soru terapötik bir işlev görebilir: “Şu an gerçekten ne hissediyorum?” Bu soru, otomatik tepkiden bilinçli farkındalığa geçişin kapısını aralar.

Kabul ve Esneklik

Duygularla temas cesaret gerektirir. Çünkü öznel dünyaya bakmak, yalnızca olumlu nitelikleri değil; kıskançlık, yetersizlik, korku ve kırgınlık gibi daha zorlayıcı yaşantıları da görmeyi içerir. Ancak çağdaş psikoloji özellikle kabul ve kararlılık terapisi (ACT) ve şefkat odaklı yaklaşımlar çerçevesinde, duyguların bastırılmasının değil; kabul edilmesinin psikolojik esnekliği artırdığını ortaya koymaktadır. Bir duyguyu kabul etmek, onun tarafından yönetilmek anlamına gelmez; aksine, o duyguyla bilinçli bir ilişki kurabilme kapasitesini güçlendirir. Bu da benlik bütünlüğünü destekler.

Anlaşılma İhtiyacı ve Regülasyon

Anlaşılma ihtiyacı ise insanın temel psikolojik gereksinimlerinden biridir. Bağlanma kuramı, bireyin güvenli ilişkiler içinde duygularının aynalanmasının (emotional mirroring) benlik gelişimi açısından kritik olduğunu vurgular. Yargılanmadan, düzeltilmeye çalışılmadan, küçümsenmeden dinlenmek; kişinin duygusal düzenleme kapasitesini artırır ve ilişkisel güveni pekiştirir.

“Abartıyorsun” gibi küçümseyici ifadeler savunmayı tetiklerken, “Seni anlıyorum” ya da “Bu senin için zor olmalı” gibi empatik geri bildirimler sinir sisteminde yatıştırıcı bir etki yaratır.

Bu yumuşama hâli, kişilerarası bağın güçlendiği noktadır.

Dolayısıyla mesele, yalnızca daha fazla konuşmak değil; daha nitelikli bir biçimde dinlemektir. Hem kendimizi hem de karşımızdakini.

Sonuç Olarak

Öz-farkındalık geliştikçe, duygular daha net tanımlanabilir; tanımlandıkça düzenlenebilir; düzenlendikçe ilişkilerde daha açık ve otantik bir temas kurulabilir. Psikolojik iyilik hâli, çoğu zaman karmaşık tekniklerden önce bu temel kapasiteye dayanır: Kişinin kendi içsel deneyimini dürüstçe fark edebilmesi ve güvenli bir ilişkide bunun karşılık bulması. Çünkü insan, en çok anlaşıldığı yerde regüle olur; regüle oldukça da iyileşir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396