Naz Gündüz- Yazar
Köşe Yazarı
Naz Gündüz- Yazar
 

Neden Hep Aynı Hikayenin İçine Düşüyoruz?

Geçen gün bir arkadaşımla kahve içerken, derin bir iç çekip o tanıdık cümleyi kurdu: "Neden bilmiyorum ama ne zaman birinden gerçekten hoşlansam, bir süre sonra kendimi ya kaçarken ya da ‘acaba beni ne zaman terk edecek’ diye tırnaklarımı yerken buluyorum.   Sanki görünmez bir el, her seferinde beni aynı döngünün içine itiyor."Eminim bu cümle, pek çoğumuzun iç dünyasında bir yerlere dokunmuştur.   Hayatımıza giren insanlar, isimler, mekanlar değişir ama ilişkilerimizde sahnelenen o oyunun senaryosu garip bir şekilde hep aynı kalır. Kimimiz partnerimiz biraz uzaklaştığında panikleyip telefonun başında mesaj bekleriz, kimimiz ise tam birileriyle yakınlaşacakken görünmez duvarlar örüp arkamıza bakmadan uzaklaşırız.   Peki, yetişkin, aklı başında insanlar olarak neden aşkı bu kadar "kördüğüm" haline getiriyoruz?Cevap, aslında çok uzun zaman önce, henüz konuşmayı bile bilmediğimiz o ilk çocukluk yıllarında gizli.   Psikolojide buna "Bağlanma Stilleri" diyoruz. Kulağa çok akademik ve soğuk bir terim gibi geldiğinin farkındayım, ama aslında kalbimizin çalışma prensibini anlatan en sıcak, en insani harita bu.   Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren bir güven arayışı içine giriyoruz. Ağladığımızda kucağına sığındığımız o ilk insanın (genelde annemizin) bize verdiği cevaplar, büyüdüğümüzde sevgiyi nasıl yaşayacağımızın kodlarını oluşturuyor.   Eğer o ilk bağ güvenli, tutarlı ve şefkatliyse, büyüdüğümüzde de ilişkilerde kendimizi rahat hissediyoruz. Sevebiliyor, sevilebiliyor ve en önemlisi "terk edilme" korkusuyla boğulmuyoruz.   Ama işler her zaman o kadar pürüzsüz gitmiyor.Eğer çocukken sevgiyi ve ilgiyi almak için hep bir çaba sarf etmek zorunda kaldıysak, yetişkinliğe "Kaygılı" bir yükle adım atabiliyoruz. İlişkide en ufak bir sessizlik, partnerimizin bir akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemesi ya da geç gelen bir mesaj, içimizdeki o küçük çocuğun "Yine mi yalnız kalıyorum?" çığlığına dönüşüveriyor. Sonra kendimizi sürekli onay ararken, "Beni seviyor musun?" sorusunu sessizce (ya da bazen çok seslice) sorarken buluyoruz.   Madalyonun bir de diğer yüzü var: "Kaçınanlar". Onlar da muhtemelen çocukken duygusal ihtiyaçları karşısında bir duvarla karşılaşmış, "Kendi başımın çaresine bakmalıyım" algısını erken yaşta öğrenmiş ruhlar.   Yakınlık, onlar için bir güven limanı değil, özgürlüklerinin kısıtlanacağı bir tehdit gibi hissettiriyor. Biri onlara gerçekten kalbini açtığında, o yoğun duygudan korkup aniden "Bana göre değilmiş" diyerek geri çekilebiliyorlar.İşin en ironik ve belki de en can acıtan kısmı ne biliyor musunuz? Hayat, garip bir çekim yasasıyla çoğunlukla bir kaygılı ile bir kaçınanı karşı karşıya getiriyor.   Biri kaçtıkça diğeri kovalıyor; biri kovaladıkça diğeri daha çok sıkışıp uzaklaşıyor. Ve biz buna "büyük aşk", "tutku" ya da "kader" diyoruz. Oysa bu, sadece çocukluk yaralarımızın birbirini tanıma ve iyileştirme çabasından başka bir şey değil. Peki, bu döngüye mahkum muyuz? Elbette hayır. Bu haritayı bilmek, suçlu aramak için değil, kendimizi anlamak için bir anahtar. Kendinize bir bakın; bir ilişkide vitesiniz nerede takılı kalıyor? Panikte mi, yoksa kaçışta mı? Bunu fark ettiğiniz an, o görünmez elin senaryosunu değiştirmeye başlıyorsunuz. Partnerinizin sessizliğinin sizinle ilgili olmadığını, sadece onun kendi güvenli alanına çekilme ihtiyacı olduğunu anladığınızda ya da içinizdeki gitme dürtüsüne direnip "Burada kalabilirim, güvendeyim" diyebildiğinizde iyileşme başlıyor.Aşk, sadece iki kişinin birbirini sevmesi değil; iki kişinin kendi geçmiş hikayelerini sırtında taşıyarak yeni ve ortak bir dil öğrenme çabasıdır. Ve inanıyorum ki, kalbimizin haritasını okumayı öğrendiğimizde, o yollarda kaybolmak yerine birbirimize çıkan en güvenli patikaları bulabiliriz. Kendinize ve bağlarınıza şefkatle bakmanız dileğiyle...

Neden Hep Aynı Hikayenin İçine Düşüyoruz?

Geçen gün bir arkadaşımla kahve içerken, derin bir iç çekip o tanıdık cümleyi kurdu: "Neden bilmiyorum ama ne zaman birinden gerçekten hoşlansam, bir süre sonra kendimi ya kaçarken ya da ‘acaba beni ne zaman terk edecek’ diye tırnaklarımı yerken buluyorum.
 
Sanki görünmez bir el, her seferinde beni aynı döngünün içine itiyor."Eminim bu cümle, pek çoğumuzun iç dünyasında bir yerlere dokunmuştur.
 
Hayatımıza giren insanlar, isimler, mekanlar değişir ama ilişkilerimizde sahnelenen o oyunun senaryosu garip bir şekilde hep aynı kalır. Kimimiz partnerimiz biraz uzaklaştığında panikleyip telefonun başında mesaj bekleriz, kimimiz ise tam birileriyle yakınlaşacakken görünmez duvarlar örüp arkamıza bakmadan uzaklaşırız.
 
Peki, yetişkin, aklı başında insanlar olarak neden aşkı bu kadar "kördüğüm" haline getiriyoruz?Cevap, aslında çok uzun zaman önce, henüz konuşmayı bile bilmediğimiz o ilk çocukluk yıllarında gizli.
 
Psikolojide buna "Bağlanma Stilleri" diyoruz. Kulağa çok akademik ve soğuk bir terim gibi geldiğinin farkındayım, ama aslında kalbimizin çalışma prensibini anlatan en sıcak, en insani harita bu.
 
Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren bir güven arayışı içine giriyoruz. Ağladığımızda kucağına sığındığımız o ilk insanın (genelde annemizin) bize verdiği cevaplar, büyüdüğümüzde sevgiyi nasıl yaşayacağımızın kodlarını oluşturuyor.
 
Eğer o ilk bağ güvenli, tutarlı ve şefkatliyse, büyüdüğümüzde de ilişkilerde kendimizi rahat hissediyoruz. Sevebiliyor, sevilebiliyor ve en önemlisi "terk edilme" korkusuyla boğulmuyoruz.
 
Ama işler her zaman o kadar pürüzsüz gitmiyor.Eğer çocukken sevgiyi ve ilgiyi almak için hep bir çaba sarf etmek zorunda kaldıysak, yetişkinliğe "Kaygılı" bir yükle adım atabiliyoruz. İlişkide en ufak bir sessizlik, partnerimizin bir akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istemesi ya da geç gelen bir mesaj, içimizdeki o küçük çocuğun "Yine mi yalnız kalıyorum?" çığlığına dönüşüveriyor. Sonra kendimizi sürekli onay ararken, "Beni seviyor musun?" sorusunu sessizce (ya da bazen çok seslice) sorarken buluyoruz.
 
Madalyonun bir de diğer yüzü var: "Kaçınanlar". Onlar da muhtemelen çocukken duygusal ihtiyaçları karşısında bir duvarla karşılaşmış, "Kendi başımın çaresine bakmalıyım" algısını erken yaşta öğrenmiş ruhlar.
 
Yakınlık, onlar için bir güven limanı değil, özgürlüklerinin kısıtlanacağı bir tehdit gibi hissettiriyor. Biri onlara gerçekten kalbini açtığında, o yoğun duygudan korkup aniden "Bana göre değilmiş" diyerek geri çekilebiliyorlar.İşin en ironik ve belki de en can acıtan kısmı ne biliyor musunuz? Hayat, garip bir çekim yasasıyla çoğunlukla bir kaygılı ile bir kaçınanı karşı karşıya getiriyor.
 
Biri kaçtıkça diğeri kovalıyor; biri kovaladıkça diğeri daha çok sıkışıp uzaklaşıyor. Ve biz buna "büyük aşk", "tutku" ya da "kader" diyoruz. Oysa bu, sadece çocukluk yaralarımızın birbirini tanıma ve iyileştirme çabasından başka bir şey değil.

Peki, bu döngüye mahkum muyuz? Elbette hayır.

Bu haritayı bilmek, suçlu aramak için değil, kendimizi anlamak için bir anahtar. Kendinize bir bakın; bir ilişkide vitesiniz nerede takılı kalıyor?

Panikte mi, yoksa kaçışta mı? Bunu fark ettiğiniz an, o görünmez elin senaryosunu değiştirmeye başlıyorsunuz.

Partnerinizin sessizliğinin sizinle ilgili olmadığını, sadece onun kendi güvenli alanına çekilme ihtiyacı olduğunu anladığınızda ya da içinizdeki gitme dürtüsüne direnip "Burada kalabilirim, güvendeyim" diyebildiğinizde iyileşme başlıyor.Aşk, sadece iki kişinin birbirini sevmesi değil; iki kişinin kendi geçmiş hikayelerini sırtında taşıyarak yeni ve ortak bir dil öğrenme çabasıdır.

Ve inanıyorum ki, kalbimizin haritasını okumayı öğrendiğimizde, o yollarda kaybolmak yerine birbirimize çıkan en güvenli patikaları bulabiliriz.

Kendinize ve bağlarınıza şefkatle bakmanız dileğiyle...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.