Toplumun en küçük birimi olan aile kurumu, toplumsal düzenin yeniden üretiminde önemli bir fonksiyona sahiptir. Toplumsal değerler, örf ve adetler, cinsiyet rolleri gibi daha pek çok husus aile kurumunda öğrenilir ve nesillere aktarılır. Bu bağlamda, aile yalnız biyolojik birliktelik olmaktan ziyade toplumsal düzenin işleyişi için gerekli bir kurumdur.
Sosyal yapıya bakıldığında, kadının aile içindeki konumu, toplumun genel izlenimini, cinsiyet eşitsizliklerini ve kültürel yönlerini anlayabilmek için önemli bir perspektif sunar.
Türkiye’de aile yapısı tarihsel olarak ele alındığında, ataerkil özellikler taşıdığı görülür.
Ataerkil yapı içerisinde erkek kamusal alanda, ev dışı işlerle ilgilenirken, kadın ise özel alanda yani ev içi işler ile özdeşleştirilmiştir. Kadınlara; bakım, annelik, ev içi emek ve duygusal destek rolleri atfedilmiştir. Bu roller kültürel kalıplarla ‘‘olması gereken şeyler’’ olarak nitelendirilse de sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde, toplumsal olarak inşa edilen cinsiyet kalıplarının bir sonucudur.
Kadının aile içindeki konumu, yalnızca bireysel tercihlerle değil, kültürel değerler, ekonomi, eğitim düzeyi ve adalet sistemi süreci ile bağımlı olarak şekillenir.
Geçmiş yıllara bakıldığında, geleneksel aile yapısına bağlı olan geniş aile yapısı görülür. Geniş aile yapısı, büyükanne, büyükbaba, gelin, damat ve çocukların bir arada yaşadığı bir yapıdır. Çoğunlukla ataerkil yapının izlerini taşır. Bu modelde aile reisi genellikle erkektir ve kadının konumu çoğu zaman eş ve anne kimliği üzerinden tanımlanır.
Ev içi görünmez emek kadına ait olsa da ekonomik olarak evi erkek geçindirir. Kadının üretime katkısı olsa dahi karar alma süreçlerinde yetkisi sınırlıdır. Bu aile yapısında kadından beklenilen önemli bir özellik erkek çocuğa sahip olmasıdır. Bunun nedenlerinden biri tarıma özgü bir ekonomik gelirin olması ve çocukların işlerde yardım etmesidir. Aynı zamanda fazla çocuk sahibi olmak bu sosyal yapı içinde önemli görülmektedir.
Kültürel değerler her dönem için önemli bir tarihsel yaşantı içerir. Objektif bir şekilde bakmak ve o zamanın gerekliliklerine göre yorum yapmak yazarlıkta önemli bir unsurdur. Nitekim, sosyolojik bakış açısı geçmişte olanı kötü, bugünü iyi olarak tasvir etmekten ziyade, nedenlerini ve sonuçlarını bilerek hareket etmeyi, bağlantı kurmayı amaçlar.
Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte birçok alanda değişimler ve dönüşümler meydana gelmiştir. Aile kurumu ise bunlardan biri olmuştur. Geniş aile yapısı zamanla daha da küçülmüş, kırdan kente işçi göçleri ile ekonomik yapı değişmiştir. Bu süreç kademeli ve yavaş bir şekilde gerçekleşmiştir.
Değişim ve dönüşüm zamanla, dönemin sosyo ekonomik, kültürel boyutları ile paralel olarak gerçekleşen bir süreçtir. Çekirdek aile modelinin ortaya çıkması ile kadının konumunda ve rolünde önemli değişimler görülmeye başlanmıştır.
Çekirdek aile kavramı, geniş aileden ziyade evlilik ya da partnerlik bağıyla birbirine bağlı iki yetişkin ile onların toplum tarafından tanınan çocuklarından oluşan en küçük aile birimi olarak tanımlanır.
Bu yapı içerisinde otorite yapısında değişimler meydana gelmektedir.
Kayınvalide ve geniş akraba denetiminin azalması ve kadının ev içindeki hareket alanının genişlemesi buna örnek olarak gösterilebilir. Kırdan kente göçler ile kadınlar ücretli iş gücüne daha fazla katılmaya başlamış, ekonomik katkı sağlamıştır. Bu süreçler kadının, karar mekanizmasında görece katılmasına, fikirlerini belirtmesine sebep olmuştur.
Her ne kadar aile yapısı modernleşmiş olsa da ev içi iş bölümü tam anlamıyla eşitlikçi hale gelmemiştir. Ev işleri ve çocuk bakımı büyük ölçüde kadınların sorumluluğunda kalmaya devam etmiştir. İçselleştirilen gelenekler ve toplumsal cinsiyet rolleri ataerkil yapı üzerinden ele alınmaktadır.
Bu dönüşüm, modernleşmenin otomatik olarak eşitlik getirmediğini göstermektedir. Çekirdek aile yapısı, kadına bireysel bir alan açmış fakat ev içi sorumluluğun yükünü de kadına bırakmıştır. Bunun en önemli sebebi, kadınlara yüklenilen rollerin tezahürüdür.
Günümüzde bu düzen devam ederken, kadınların kamusal alanlarında da kendini göstermektedir. ‘‘Cam tavan’’ olarak ifade edilen; özellikle iş hayatında kadınların (ve bazen diğer dezavantajlı grupların) üst düzey yönetim ve karar alma pozisyonlarına yükselmesini engelleyen, açıkça görünmeyen fakat etkili olan yapısal ve kültürel engelleri ifade eden yapı ile kadının konumu hem özel alanda hem de kamusal alanda ataerkil yapı tarafından belirlenmektedir.
Modernleşme, aileyi küçültmüş olabilir, ancak Türkiye’de kadının omuzlarındaki görünmeyen yük, biçim değiştirerek varlığını sürdürmeye devam etmektedir