Bugün size kendi hikâyemi anlatmak istiyorum.
Harika bir annenin kızıyım, güçlü ve sevgi dolu bir ablam var. Sevecen, pozitif ve yaşamayı seven biriyim. Bu yüzden yaşama sevincimi hiçbir zaman kaybetmedim. Mücadele etmeyi seviyorum; düştüğüm her yerden yeniden kalkmayı öğrendim.
Kitap okumayı çok severim. Hatta hayatımın en sakin ve en sevdiğim yerlerinden biri kitapların içidir diyebilirim. Girdiğim ortamlarda genelde sevilen, güldüren, enerjisi hissedilen biriyim. Güler yüzlü olmayı seçtim.
Rıfat Dağdelen Anadolu Lisesi’nde okudum, iyi bir öğrenciydim. Üniversite sınavına girdim ama istediğim bölümü kazanamayınca pes etmedim. Yeniden çalıştım ve fizyoterapi bölümünü kazandım. Çünkü hayatım boyunca hep “bir adım daha” demeyi öğrendim.
Hayata bir sıfır geriden başladım. Daha iki yaşındayken serebral palsi tanısı aldım. O günden beri fizik tedavi görüyorum ve hâlâ devam ediyorum. 9–10 kez ameliyat oldum. Ama ilginç olan şu: her ameliyata korkarak değil, umutla girdim. Doktorların çoğu hep aynı şeyi söyledi: “Bu kız yürür.”
Evet, düştüğüm zamanlar oldu. Bazen yoruldum, bazen içimden vazgeçmek geçti. Ama hiçbirinde gerçekten vazgeçmedim.
Zaman zaman hayaller kurdum:
İyi bir işim olacak mı?
Aşık olacak mıyım?
Bir gün anne olabilecek miyim?
Topuklu ayakkabı giyebilecek miyim?
En çok içimde kalan hayallerden biri bile buydu.
Ama hiçbir zaman kendime küsmedim. Kendimi gizlemedim. Çünkü biliyorum: insan kendini saklarsa, bir daha ortaya çıkmak zorlaşır.
Bu yüzden hayatın içine karıştım. Güldüm, eğlendim, alışverişe gittim, kalabalıkların içinde yürüdüm. İnsanların ne düşündüğünü çoğu zaman önemsemedim. Çünkü biliyorum ki çoğu insan sadece şaşırır.
Tekerlekli sandalye ya da yürüteçle dışarı çıktığımda başım hep dikti. Çünkü ben kendimden utanmadım.
“Neden ben?” diye hiç sormadım. Bunu bir ceza gibi değil, hayatın bir parçası gibi gördüm. Herkesin hayatında bir zorluk vardır; benimki bu.
Hiçbir zaman bedensel engelimin beni geri çekmesine izin vermedim. Annem ve ablamla dışarı çıktım, makyaj yaptım, gezdim, güldüm, yaşadım.
Psikolojik destek almadım çünkü çoğu şeyi kendi içimde çözebildiğimi düşündüm. Serebral palsiyi büyütmedim; bu, sadece benimle birlikte devam eden bir yolculuktu.
Kendime bir söz verdim: beni zayıf hissettirmeyecek. Ve hissettirmedi.
Eğer bu kadar mücadele eden bir insansam, hayatı da hakkıyla yaşamalıyım dedim.
Kendimi olduğu gibi kabul ettim. Çünkü acınacak bir şey yoktu. İnsanlar farklı doğabilir, farklı yaşayabilir ama bu eksiklik değildir.
Ben eksik değilim. Sadece farklıyım. Ve belki de daha fazlasıyım.
Birçok hayalim var ve hiçbirini bırakmıyorum. Instagram’da yazılarımı paylaşmaya devam ediyorum.
26 yaşındayım ve yaşama sevincimi hiç kaybetmedim.
Çünkü biliyorum: hayat, yaşandığı sürece anlamlıdır.
Ne kadar zamanımız olduğunu bilmiyoruz. O yüzden beklemek yerine yaşamak gerekiyor.
Ben bedensel engelli doğdum ama yaşam sevgimi asla kaybetmedim. Çünkü hayat gerçekten yaşamaya değer.
Bir amacım var: insanlara umut olmak, bir yerlerde birine “ben de yapabilirim” dedirtmek.
Belki ben sağlıklı olsaydım bu kadar derin bakamayacaktım. Ama şimdi biliyorum: hayat her haliyle güçlü.
Hepimiz farklı şekilde dibe düşebiliriz. Önemli olan orada kalmamak.
Osho’nun dediği gibi:
“Karalık olmadan yıldızlar görünmez.”
Ve ben diyorum ki:
“Kendi yıldızını görmek için karanlığı bekleme.”
Hayatını sev. Kendini sev. Olduğun bedeni sev.
Çünkü bu hayat bir tane.