Hiç böyle hissettiğiniz oldu mu?
Ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz, ama içinizdeki bir güç sizi engelliyor. Sanki biri “Hareket et!” demiş ve vücudunuz ağırlaşmış, zaman yavaşlamış gibi. Gün sona eriyor, görevler yapılmamış kalıyor ve yine kendinizle baş başa kalıyorsunuz. “Neden yapmadım?” sorusu kafanızda dönüp duruyor. Ama cevap basit değil.
Toplum bu durumu genellikle tembellik olarak adlandırır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, burada tamamen farklı bir süreç işliyor olabilir. Öğrenilmiş çaresizlik, bir bireyin bunu yapabileceğini bildiği halde harekete geçememesi olarak tanımlanır; genellikle suçluluk, korku ve değersizlik duyguları ile ilişkilidir. Bu durum, rahatlık arzusu ile değil, yorgunluk hali ile tetiklenir.
İnsanlar zamanla şunu öğrenirler
Çaba her zaman sonuç getirmez.
Hatta bazen çaba, daha fazla eleştiri anlamına gelir.
Bu farkındalık genellikle çocukluk döneminde veya uzun süreli stresli yaşam deneyimleri sırasında ortaya çıkar. Sürekli olarak daha iyi olmaları gerektiği söylenen, çabaları yeterince takdir edilmeyen ve hatalarında destek görmeyen insanlar için, harekete geçmek yavaş yavaş bir tehdit haline gelir. Çünkü harekete geçmek, görünür olmak anlamına gelir. Ve görünür olmak, yeniden değerlendirilme riskini beraberinde getirir.
Kişi bunu neden fark etmiyor?
Çünkü zihin hala çalışıyor. Planlar yapıyor, düşünüyor ve çözümler buluyor. Sorun bedende yatıyor. Beden, önceki deneyimlerinden aldığı mesajı unutmadı. Bu nedenle, kişi zihinsel olarak hazır hissetse bile harekete geçemez. Bu durum genellikle yanlış anlaşılır ve kişi kendini “Ben sadece tembelim” gibi ifadelerle tanımlar. Ancak bu etiket, süreci daha da derinleştirir.
Danışmanlık sırasında sıklıkla karşılaştığımız bir başka durum da şudur: Kişi kendine karşı sert davranır. Sürekli yapamadıklarını sıralar, kendini başkalarıyla karşılaştırır ve her erteleme sonrasında içsel bir cezalandırma süreci başlar. Zamanla bu iç ses “Zaten yapamazsın” der ve bu ses, hareketsizliği daha da güçlendirir.
Öğrenilmiş tembellik de bir tür korunma yöntemidir. Denemediğiniz sürece başarısız olamazsınız. Başlamadığınız sürece, yarım kalan işleriniz de olmaz. Risk almadığınız sürece, hayal kırıklığı da yaşamazsınız. Kısa vadede bu, güvenli bir yer gibi görünebilir. Ancak uzun vadede, kişi kendi potansiyelinden uzaklaşmaya başlar. Neler yapabileceğini bilmek ama yapmamak, sessizce öz saygıyı zedeler.
Burada durup kendinize şunu sormalısınız:
Ne zamandır kendinizi geri çekiyorsunuz?
Hangi deneyimden sonra “durmak” size daha güvenli geldi?
Hangi adım size çok zor geldi?
İyileşme bu sorularla başlar. Çünkü öğrenilmiş tembellik zorlama ile değil, anlayış ile çözülür. Küçük adımlar, düşük beklentiler ve yargılamayan bir bilinç bu sürecin temelini oluşturur. Kişinin yeniden öğrenmesi gereken şey şudur: Hareket etmek her zaman acı verici değildir. Bazen bir kişinin sadece kendine eşlik etmesi yeterlidir.
Belki de bu makaleyi okuyan birçok kişi şunu fark eder:
Sorun çekingenlik değildir.
Sorun, uzun süre kendine güvenli bir alan tanımamış olmaktır.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Bugün, ne kadar küçük olursa olsun, hangi minik adım sizi daha az korkutur?
Çünkü bazen birdenbire koşmaya başlamanız gerekmez, bulunduğunuz yerden yavaşça yola çıkmanıza izin vermeniz yeterlidir